Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI

İnsanın hep maddi boyutu üzerinde durulur ve  maddi ölçülerle onun hayatı ölçülür. Oysa insanın manevi yönü maddi yönünden daha üstün ve önemlidir. İnsanın mahiyeti tamamen özü olan ruhtur. Beden, ruhun kabı, kalıbı mesabesindedir.

Modern dönem diye ifade edilen son asırlar, tamamen insanın bakışlarının yön değiştirdiği dönemlerdir. İnsan, ruhtan maddeye, nesnelere, Allah’ın yarattığı maddi nimetlere yüzünü dönmüş, onlarla ilişkilerini gittikçe artırmış ve böylece özünden, ruhundan, kısaca ruhundan, maanevi boyutundan uzaklaşmış, dünyaya kapaklanmıştır. Dünyaya yönelen insanın zihin ortamı, bilgilerinin kaynağı da değişmiş, tamamen maddi nesneleri bilgileriyle dolmuştur. Günümüzde “ bilgi” denilince, “ ilim” denilince genelde maddi nesnelerin bilgileri anlaşılmaktadır. Ruh ve maneviyatla ilgili bilgiler ise metafizik diye nitelendirilerek anlamsız, boş, spekülatif bilgiler olarak kabul edilmiştir. Modernizmin bilgi paradiğması materyalizm, pozitifizimdir. Modernizmin bilgi paradiğmasına göre varlığa bakanların ölçüleri de elbette buna göre madde merkezli olacaktır. Modernizmin yaklaşık 150 yıllık tecrübesi sonucu insanı, toplumları ne hale getirdiği akıl sahiplerinin gözünden kaçmamaktadır. 

Konumuz modernizmi eleştirmek değildir. İnsanın maddi durumlarının ötesinde manevi durumlarından söz etmek ve manevi durumlarla, kültür ve medeniyet konusu arasındaki ilişkileri ortaya koymaktır.

Kur’an’a göre Allah, tüm varlıkların varoluşlarını sağlayan ve her an onları yönetendir. Yani Alllah hayatın içinde hayatı bizzat yaşayan ve varlıklara hayat bahşedendir, insanları da çekip çevirendir. İnsanın düşünceleri, niyetleri ve fiilleri ne yönde olursa, Allah bunlara anında karşılık verendir. İnsan akıl ve irade sahibidir. Akıl tercih yapar, yönü seçer, irade onu uygular. Allah ise bu tavra karşılık verir. Bu da insanın maddi, manevi pozisyonunu belirler. Bu maddi, manevi pozisyon Kur’an’da dereceler, mertebeler diye ifade edilir ki Allah nezdinde istisnasız bütün insanlar derece derecedirler.

3/163 : “ İnsanlar, Allah katında derece, derecedirler.” 

Ahkaf 19: “ Her insanın yaptıklarından dolayı derecesi vardır.”

70/30: “ Yükselme derecelerinin sahibi Allah’tır.” 

56/3: “ Allah, alçaltıcı, yükselticidir.”

Şimdi insanın manevi seviyesi nefs mertebeleri konusuna gelirsek; insanın ruh dünyasından sadece din söz eder. Psikoloji bilimi insanın ruh dünyasını, ruh dünyasındaki alçalış ve yükselişleri çözemez. İnsanın ruhsal halleri ancak din alanında ortaya çıkanlardan ibarettir. Din zaten insanın Allah ile ilişkilerini düzenleyen manevi öğretidir. Çünkü insan ruh ile Allah’a bağlıdır. Ruha ilişkin tüm işler Allah’ın işleridir.

Kur’an insanın nefs durumlarını ve bu durum ve mertebelerdeki halleri 7 kategoride açıklamıştır. Bunlar “ Nefsi Emmare”, “ Nefsi Levvame”, “ Nefsi Mülhime”, Nefsi Mutmaine” , “ Nefsi Radiye” , “ Nefsi Mardiye”, “ Nefsi Kamile” olarak.

Kur’an insanı en alt düzeydeki “Emmare” den kurtularak, diğer üst nefs düzeylerine doğru manevi olarak yükselterek “ Kamile” ye kadar gelmesini ve sonunda Kamil bir insan olmasını ister. Çünkü “ Nefsi Kamile” Allah’a en yakın mertebedir.

Kur’an bir manevi rehberdir. O’nun manevi rehber olması insanın olgunlaşarak İNSANI KAMİL olması, en yüksek manevi düzeye çıkmasıdır.

Hz. Muhammed bu olgunlaşma, manevi yükselişi bizzat yaşayarak bu tecrübelerini Kur’an’da açıklamıştır. Daha sonra “ Yolum basiret üzeredir. Ben ve bana uyanları bu yola davet ederim.” Diye. Kendisinden sonra bu davete icabet edenler de onun yolunun takipçileri olmuşlardır, onlarda bu manevi yolculuğa çıkmışlar, manevi tecrübeler yaşamışlardır. Peygamberden sonra bu yolu takip edenlere sufiler, veliler denilmektedir.

Kur’an’a göre her nefs seviyesinin halleri, huyları vardır. İnsan hangi nefs mertebesindeyse kişilk, karakter ve davranışları da ona uygun olarak ortaya çıkar. Aslında bu haller kişilik ve davranış olarak ele alınamaz. Akıl ve idrak seviyesi olarak ele almak lazımdır. Yani her nefs seviyesinin akıl ve idrak seviyesi vardır.

TOPLUMSAL HAYAT, KÜLTÜR VE MEDENİYET KONULARINI DA ORTAYA ÇIKARTAN HEP BU NEFSİN SEVİYELERİDİR.

Çünkü nefs boyutunda yükselmek, akıl ve idrak bakımından yükselmek demektir. Aklın da kendi içinde açılımları vardır. Akıl, statik, durağan değil, dinamik bir yapıdadır. En yüksek akıl kamile seviyesindeki “ külli akıl” dır. En alt seviyedeki akıl da  “ maişet akıl” dır. Nefsi emmaredeki insanın aklı geçim aklıdır. Toplumsal hayat farklı akıl seviyelerindeki insanlardan oluşur. Eğer bir toplumda akıl düzeyi yüksek insanlar yok ise o toplum karanlıklarda yaşamaya mahkum olur.

Tarih bize şunu öğretmiştir. Kültür ve medeniyet yüksek akıl sahibi yaratıcı bireylerin eseridir. Önümüzdeki en büyük örnek Hz. Muhammed’dir. O, hem maddi hem de manevi olarak insanlığı ayağa kaldırmıştır. Ayağa kalkan insanlık, her iki alanda kültür ve medeniyet yaratmıştır.

Bu gün peygamber yok ama O’nun tamamlayarak bize, bütün insanlığa miras bıraktığı evrensel ilkelerden müteşekkil kitabı vardır. Kur’an’ karşımıza alıp ondan manevi olarak yararlanmak zorundayız. Hem itikat hem de ahlak boyutunda toparlanmak zorundayız. Kur’an’ı doğru okumadan itikat ve ahlaki boyutumuzu düzeltmeden ve ondan manevi enerji almadan hiç birşey elde edilmez. Çünkü, kültür ve medeniyetin yaratılmasında, yapulanmasında ve süreklilik kazanmasında din çok önemli bir unsurdur. Dinin rol oynamadığı hiç bir kültür yoktur. Sosyal ve kültürel norm ve değerlerin üretiminde din, merkezi bir role sahiptir.

Din, insana ve topluma yaşam ve davranış çerçevesi çizer. Dinden kültüre eklenen kültür değerleri davranışları biçimlendirir. Bunlar insanın kişliğinin inşaasında çok büyük bir etkendir. Ancak bu yolla din, nefse sağlıklı gem vurur, insanı kendi fıtratı sınırlarına çeker. Din insanları ahlaki değerlerle yüceltir ve tüm soysyal ilişkileri sağlıklı bir zemine çeker.

Bütün kültür alanları beşeridir. İnsan bu alanların üretimine kendi varlığı ile katılır. Yani varlığında içselleştirdiği manevi inanç sistemi ile. İnanç sistemlerinin farklılıkları kültür alanlarının biçimlendirilmesinde farklılıklar yaratmaktadır.

Şu kadar ki kültür ve uygarlıkların manevi zemini dindir.

Kültür ve medeniyet yaratan manadır, maneviyattır. Bu da yaratılış amaç ve gayesini, hayatın anlamını kavrayamayanlar, tarih yapamadığı gibi tarihi de değiştiremez ve tarihe özne olamazlar. ŞU KADAR Kİ KÜLTÜR VE MEDENİYETİN MANEVİ İÇERİĞİ İNANÇLARDIR. Bu inançlar bir hakikat olan dine ne kadar yakınsa kültür ve medeniyette o kadar sağlıklı, dinamik olarak ortaya çıkar.

Toplumların aynı insanlar gibi dört damarı vardır. BUNLAR DİN, BİLİM, FELSEFE VE SANATTIR. BU DÖRT DAMARIN AÇIK OLMASI ZORUNLUDUR. DİN BEŞERİ BİLGİ TÜRLERİNİN ÖNÜNÜ AÇAN VE ONLARI BESLEYEN İLAHİ MEMBA SUYU GİBİDİR. BU DÖRT DAMARDAN BİR EKSİK OLURSA İSTENİLEN SONUÇ ELDE EDİLEMEZ.

DÜŞÜK NEFS MERTEBELERİNDEKİ TOPLUMLARDA KÜLTÜR VE MEDENİYET AÇILIMI BEKLEMEK HAM BİR HAYALDİR. İSTEK VE ARZULARLA AÇILIM ELDE EDİLEMEZ.

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20772531