Güncel Yazılar

Sait BAŞER

Eğitimle meşgul olan tecrübeli hocalar; başarının şartını, öğrencinin eğilimlerine uygun programlarda ararlar. Çünkü aşk ile meşkin, öğrenmeyi kolaylaştırdığını bilirler. Severek ilgilendiğiniz konuların üstesinden gelmek daha kolay görünür. Hitab ettiğiniz insanların yönelişlerini hesaba katarak mesaj vermek, hedefe varan yolu kısaltır. Aynı şekilde eğitimci, sigortacı veya aydın… zümrelerin de başarıları, yaptıkları işi ve muhataplarını sevmekten geçer. Başarılı siyaset; toplumun kabiliyetlerini kullanan, topluma sevgiyle yaklaşan siyasettir. Ama aydın denilen insan, özellikle sevgi yüklü olmak durumundadır. Hele ülkemizde ilim, düşünce ve sanatın, yani aydın uğraşlarının, sırf menfaat beklentisiyle yürütülmesi imkânsızdır. (Dar çerçeveli sosyete klanlarını saymıyorum.)

Aydın denen kimselerin işleri ancak seven, muhabbetli insanların taşımayı kabul edeceği, çilesini göğüsleyebileceği alanlardır. İşte “aydın namusu” denen kavram bu noktada anlaşılabilir. Kendisiyle barışık ve toplumunu seven bir aydının o sevgiden kaynaklanan bir enerji ile ikiyüzlülüğü sevdalarına yakıştıramayışı, bu çelişkinin gönlünü karartacağı bilgisinde ve ahlakında olması, bizce aydın namusu denen şeyin ta kendisidir. Bir yandan toplumunun problemlerini kompleksiz bir sevgiyle anlamaya ve çözmeye uğraşmak, diğer yandan da önüne çıkan engelleri, itirazları bir aydın namusuyla değerlendirmek! Yurdumuzda birbirine kapalı, farklı anlayışları temsil eden farklı yapıda aydınlar bulunmaktadır. Adeta ayrı milletler gibi yaşamaktaki zorluklara katlanıyor ama birbirimizi anlamaya veya anlayışlarımıza saygı göstermeye yanaşmıyoruz.Ortada duran farklı anlayışların sebeplerini, fayda ve zararlarını açık dille tartışmıyor, yönetimlerin sübjektif stratejileri elinde oyuncak oluyoruz.

16. yüzyıla kadar gelen klasik geleneğin bu asırda Arap ve Hind kültür coğrafyalarının yorumlarıyla karışması sonucu çifte akıllı bir toplum haline geldik. Biz burada bu akıllar arasındaki içerik farkına girmeyeceğiz. Ama 19. asra kadar gelen bu çifte akla, bu defa Tanzimat’ın (tartışılabilir) Batı aklı eklendi. Bunlar aynı bünyede çarpışan üç akıl halinde devam ediyorlar. Aydınlarımızın bu üç akıl karşısında açık-duru bir görüşle tavır almaları gerekiyor. Belki her biri diğerini hasım gibi değerlendirmek yerine, bu üç farklı (ayrı-her birinin alt dallan bulunduğunu da unutmadan) aklı mümkün olduğunca objektif bir noktada durmaya çalışarak seyredip değerlendirmek gerekiyor. Tabii toplumla diyalogun koparılmaması şartıyla… Çünkü bu anlayışların toplum nezdinde karşılık bulmadığı, kültür değişmelerine yol açmadığı söylenemez.

Biz bu yazıyla sevgili Hilmi Yavuz’un hakkımızda yazdıklarını, verdiğimiz cevabı yayınlamadan o (yayınlanmamış) cevap yazısını cevaplandıran yazılarına bir gönderme yapalım dedik. Mesele hepimizin meselesidir. Toplumumuz tabi olduğu sistemlere göre kimlikler edinmekte ve bu durum “milli devlet!” anlayışının bastığı zemini ayağının altından çekmektedir. O halde acaba üstad Yahya Kemal’in tarifini bir hareket noktası haline getirebilir miyiz? Ona göre millet, uzun uzun tariflere gerek kalmadan sadece: “Kalp ve menfaat beraberliği” dir. Kalp ve menfaat! Bu iki kavramın üzerinde durup önümüzdeki problem yığınlarına birbirimizi kündeye getirmeye çalışmadan bakalım, mevzilerimizi koruma içgüdüsüyle değil!

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18588053