Güncel Yazılar

 Kenan EROĞLU

Odgurmuş: Bazılarımız yüksek sesle ve bağırarak konuşur, Anlatmak istediklerimiz şeyleri hep yüksek sesle anlatır, bağırıp çağırarak kendimizi ifade ettiğimizi sanırız. Bunun sebepleri üzerinde durabilir miyiz?

Ögdülmüş: Bir insan herhangi bir sohbet ortamında konuşur veya karşısındaki ile tartışır ve onu ikna etmeye çalışır. Veya fikirlerini ona anlatır, aktarır. Sakin konuşulması, sakin olunması gerekirken, bazı kimseler ortalığı şamataya verir ve bağırarak konuşurlar.

Bu insanların belki kendilerine göre sebepleri vardır.

Karşıdakini daha kolay etkileyebilirim düşüncesiyle ses tonunu yükselterek konuşur.

Görüşlerini yüksek sesle ifade ederek karşıdakini baskı altına alabilirim diye düşünmüş de olabilirler.

 Rakibin karşısında alt olmamak gibi bir amaç da güdülmüş olabilir.

Kendi bilgi kültür ve fikri yetersizliğini örtmek-gizlemek için.

Konuşma yeteneği de fazla yoksa bu eksikliği örtmek amacı da güdebilir.

Ve en nihayet suçluluk duygumuzu bastırmak için,

 Bağırır, çağırır, yüksek sesle konuşuruz.

Bu gibi durumları çevremizde de görebiliriz. Kimlerin daha çok çığırtkanlık yaptıklarını, daha çok bağırıp çağırdıklarını kolayca görebileceğimiz o insanlar üzerinde biraz düşündüğümüzde, yüksek sesle konuşan ve ortalığı şamataya vermek isteyenlerin bir takım sebeplerden dolayı böyle davrandığını anlayabiliriz.

Bu insanlar da bizim gibi; rakipleri karşısında çaresiz kalarak oyunun sonunda işi kavgaya dönüştüren oyunbozanlar gibi, kavga ortamı içinde meseleyi çözmeye çalışacaklarını ve galip geleceklerini zannederler.

Görülmelidir ki kavga dövüş ile bağırmakla hiçbir mesele çözülmüyor. Bilakis meseleler daha da içinden çıkılmaz hal alıyor. Bağırıp çağırarak konuştuğunuz zaman karşınızda bulunan kişiler kendi görüşlerinden asla vazgeçmiyor, bilakis kendi görüş ve düşüncelerine daha sıkı sarılıyor.

Odgurmuş: Herkes mi böyle davranıyor.

Ögdülmüş: Bilgisi, görgüsü, tecrübesi yeterli olan insanlar nazik nazik ve tane tane konuşur.   Fikirlerini izah etmeye çalışır, karşılarında bulunan muarızlarını itham etmez, ikna etmeye çalışırlar. Fikri olgunluk gösterirler, dinleyenler de ondan rahatsız olmazlar.

İdeolojik görüşleri gözlerini kör eden bilgisiz ve kültürsüz fanatik insanlar elbette bağırır çağırır karşısındakini susturmaya çalışırlar, bu şekilde bağırıp etraflarını da rahatsız ederler. 

Fikri olgunluğu olan insan bağırmaz,

Bilgisi yeterli olan insan bağırmaz,

Kendinden emin olan adam bağırmaz,

 Endişesi olmayan insan sakin sakin konuşur.

Odgurmuş: Bu şekilde davranan insanlarımızın öğüt verme eğiliminde oldukları da gözlenir.

Ögdülmüş: Evet bu gibi kimseler öğüt vermeyi de çok severler. Ama bu öğüt verme, ders alma şeklinde tezahür etmez. Çünkü tüm öğütler, tüm akıl vermeler, tavsiyeler, hizaya getirmeler, yön vermeler tamamıyla dışa dönüktür.

 Peki, biz hiç kendimize bakmayacak mıyız? Diye soracak olursak;

 İnsanlar genellikle bencil davranır ve kendilerinde bir eksik, bir kabahat görmedikleri için hep başkalarını düzeltmek, düzenlemek, tasarımlamak ve sıraya-hizaya sokmak için öğüt verme temayülünde olurlar

Öğüt bize değil, tavsiye bize değil hep yanlış yapan! Dışımızdaki başkalarını düzeltmek içindir.

Bir fikir hareketine katılan veya bir yere mensubiyet duyan fertler genellikle,  “tamam” (fikren olgunlaşmış) ve “yeterli” olduklarına inanırlar, gurup içinde öğrendikleri bazı çarpıcı cümleleri sürekli tekrarlayarak “pek de çok şey biliyorum, benim ne eksiğim var ki, mükemmel olan benim, akıl almaya, öğüt almaya, ders almaya ne ihtiyacım var.  Benim aklım, bilgim, tecrübem yeter” diyerek bulunduğu hareketin gurup dinamizmi içinde etrafı da küçük görürler.

“Başka biri bize neden akıl versin,  yön vermeye çalışsın ki” diye düşünürler.

Bütün düzenlemeler,  akıl vermeler ve tavsiyeler bizim dışımızdakiler içindir.  Bizim dışımızda bulunan herkes eğri-büğrü,  düzensiz, nizamsız ve kuralsızdır.

Bu yüzden; Dışımızda bulunan herkesi,  Ayet’lerden,  Hadis’lerden,  Mevlana’dan, Yunus’tan dizeler-örnekler vererek, özlü sözler kullanarak tavsiyede bulunmak ve düzene sokmak lazım.  Zaten tüm Ayetler, Hadisler, veciz sözler başkalarını ve yoldan çıkmışları düzeltmek için değil midir?  Bizim dışımızda bulunan herkes yoldan çıkmış, sapıtmış, zararlı ve yanlış fikirler taşıyan insanlar olduğuna göre, tüm hitaplar onlaradır.

Biz hem şahsen-kendimiz ve hem de gurup olarak zaten düzgün insanlarız!  Bize akıl vermek, bizi düzeltmeye kalkmak kimin haddine.

Hiçbir özlü sözü, hiçbir Ayet ve Hadis’i biz kendi üstümüze asla almayalım. Biz taa ezelden beri olmuşuz, her bakımdan zaten mükemmeliz.

……………..

Sözün Özü:

Başkasına akıl ve yön vermek hem kolay, hem de mesûliyet istemeyen bir iştir, zor olan kendimizi düzeltmek ve nefsimize çeki düzen vermektir. Kolay iş dururken, zora kimse talip olmaz.

…………..

Sözün Özü:

“……. Aydın konumunda fakat tam anlamıyla yetişmemiş birçok kişilerin, dedelerimizin zihin olgunluğundan ve yüksek karakter vasıflarından uzaklaşarak aşırı heyecanlara, farfaraya, taşkınlığa ve hatta bazen şarlatanlığa kaymalarının arkasında bu acizlik hissi vardır “

Kültür Değişmeleri ve Batılılaşma Meselesi

Prof.Dr. Yılmaz Özakpınar 
Ötüken Neşriyat

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18763688