6 Temmuz 2022

Turgut GÜLER

Millet, milliyet ve milliyetçilik tâbirleri, bâzen çok ucuz bahâya pazarlanıyor. Bu üç mefhûmun sosyolojik bakımdan akademi terâzisine çıkarılması, gündelik konuşma dilinde ne derece yanlış ve yersiz kullanıldıklarını gösterecektir.

Rahmetli Sadri Maksûdî Arsal, “Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları” isimli çok tanınmış eserinde, bu tartı işini oldukça seviyeli yapıyor. Onun; sosyoloji, târîh, hukûk ve filoloji sâhalarındaki otoriter kavrayışı, ele aldığı konuyu yüksek voltajlı projektörlerle aydınlatıyor.

Sadri Maksûdî’nin pek isâbetli teşhîsleri arasında “kozmopolit”tipi de var. Yunanca cosmo (Dünyâ) ve polites (vatandaş) kelimelerinin birleştirilmesiyle meydâna getirilen cosmopolite (kozmopolit) sıfatı, “Dünyâ vatandaşı”mânâsına geliyor. Herhangi bir ülkeyi değil, Dünyâ’yı vatan telâkkî eden kişilere “kozmopolit”deniyor, ama Sadri Maksûdî’ye göre, bu, aysbergin görünen kısmı. Suyun altında kalan ve görünmeyen kısmında “milliyet aleyhdârlığı, milliyet esâsına düşmanlık”vasıfları bulunmaktadır.

“Milletim nev’-i beşer 

Vatanım rûy-ı zemîn”

diyen tanıdık sesleri hatırlamamak mümkün mü? 

Şinâsî’den Tevfik Fikret’e, onlardan da bugüne uzanan daha yakın yıllara, hep bizim (!) kozmopolitler olta atmadı mı?

Anarşist ve sosyalistlerin ezici çoğunluğu kozmopolittir. Marksistlerle komünistler de yine kozmopolit havaları çalarak ömür tüketmişlerdir.

“Dünyâ vatandaşlığı”,ilk bakışta mâsûm ve de câzip görünebilir. Bütün insanları sevmek, bütün ülkeleri kucaklamak; savaşı noktalayıp barışı temin etmek tarzında yumuşak ve çekici takdîm sıfatları: 

“Ne var bunda? Sen de kozmopolit ol.”

dedirtecek renkler taşımaktadır.

Sâdece Sovyet Dönemi Rusyasında sahneye konan kozmopolit uygulamalardan bile, kötülenen milliyet duygularının Rusluk şuûruna ters düşmediğini, Rus milliyetçiliğinin bilakis canlı tutulduğunu anlıyoruz. O zamân, kozmopolitlik adı altında kocaman bir kandırmaca yaşandığını, rahatça söyleyebiliriz. Kaldı ki, iri hacimli öteki kozmopolit sahne sâhipleri de Ruslardan pek farklı değil. Meselâ, Kızıl Çin’in kozmopolitlik sevdâsı için dedikleri de, başta çok kalabalık Türk zümreleri olmak üzere gayr-ı Çin unsurları yok saymaya basamak yapılmıştır.

Avrupa’nın Rus idâresi ve tahakkümü dışında kalan bölgelerinde zuhûr eden sosyalist cereyânlar da, hep kozmopolit neşîdeler söyleyerek tarafdâr toplamasına rağmen, çok geçmeden “millî sosyalist”adıyla anılmaya başladılar. Hattâ Gobineau’nun târif ettiği belli-belirsiz “Germen”tâbirinden “Nazi İmparatorluğu”şablonları çıkaranlar bile oldu.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: