Güncel Yazılar

İbrahim BAYKAN

Bizim çocukluğumuzda seyyar sokak satıcıların ağzında sürekli tekrarladıkları bir tekerleme vardı:

Halep işi, Şam işi,

Bunu yapan iki kişi,

Biri erkek biri dişi.

Adamlar ne satarsa satsınlar bu tekerleme ile satışa başlarlardı ve arada bir bunu tekrar ederlerdi. Bizler de bunun ne anlama geldiğini bilmeden birbirimize şiir okur gibi bu tekerlemeyi söyler eğlenirdik.

Şimdi günümüzde bu tekerlemeyi Japon işi Çin işi diye dillendirecek olursak gerçek amacına ulaşmış olur. Bu patates kafalı ve yerden bitme Çinliler ürün bazında Dünya piyasasını ele geçirdiler. Başta tekstil olmak üzere oyuncak ve kırtasiye alanında bu gün itibariyle tek tabancalar.

Uyanıklar ülkelerinde biriken ne kadar atık plastik varsa toplatıyor ve bunları allayıp pullayıp oyuncak ve kırtasiyeye dönüştürüyor. Bunu da ucuza mal ettikleri için sudan ucuza satıyorlar. Bizler gibi fakir ve tüketici bilinci yerleşmemiş ülkeler de insan sağlığına son derece zararlı bu malları kapış, kapış alıyoruz.

Nasıl alınmasın?

Üşenmedim saydım; tam Otuz Bir kalem kırtasiye malzemesi. Binlerce kreşin milyonlarca öğrencisini bu kalemle çarparsanız inanın çarpılırsınız. Sıkıysa almayın; çocuk okulun kapısından içeri giremez. Yine üşenmedim kabaca bir hesap yaptım sadece bir kreş öğrencisinin yukarıdaki listenin tutarı tam 300TL. Üç çocuğunuz varsa bu tutar toplam 900TL.

Bu malzemeler evde dursun da ihtiyaç olduğu günler çocuğuma vereyim de diyemiyorsunuz. Bunların eksiksiz bir şekilde okula teslim edilmesi şartı var. Şeytan da bana diyor ki; bu işte bir arıza var.

Nasıl mı?

*6 Yaşında bir çocuk okul döneminin üçte birisini mevsimlik hastalıklar nedeniyle Okuluna  gidemezken; bunca yüklü malzemeyi nasıl tüketir?

*Okul idaresi aynı çocuktan her yıl aldığı malzemelerin artanlarını nasıl değerlendirmektedir?

*Bazı okulların kantinleri öğrencilerini potansiyel bir müşteri mi görmektedir?

*Ucuz diye sağlığa son derece zararlı bu ürünlerin zararlılık etkilerini okul idareleri hiç mi dikkate almıyorlar? Yoksa liste tam gelsin de nasıl gelirse gelsin mi diyorlar?

*Aynı ortamda eğitim alan çocukların düşük ve yüksek kalite ürünlerden karma bir etkinlikte; daha açık bir ifadeyle sağlığa daha az zararlı ürün getiren çocukların velileri nasıl rahat olacaklar? Daha pahalı bu ürünleri boşuna mı aldılar?

*Yoksa bu afili eğitimde okullar arası bir yarış ve rekabet mi var?

Neden ne olursa olsun bu aşırı renkli eğitim hem sağlık hem de ekonomik açıdan hiç de doğru değil. Ben çocukların bu doymuşluktan mutlu olduklarını da sanmıyorum.

Bizlerin; bir kurşun kalemi, silgisi, kalemtıraşı, bir kırmızı kalemi, ana renklerden oluşan sulu boyası (Ara renkleri kendimiz yaratırdık), Üç parça elişi kâğıdı vardı ama daha sağlıklı ve daha mutluyduk. Patates baskısından yaptığımız sulu boya baskısı sağlığımıza hiçbir zararı olmadığı gibi yaratıcılığımızı da geliştirirdi.

Buradan okul yöneticilerine sesleniyorum:

Elinizi vicdanınıza koyun; kendi çocukluğunuzu göz önüne getirin sağlığa ve gereksiz tüketime olumsuz etki yapan bu kırtasiye listenizi ve yönteminizi insanlık adına lütfen; yeniden bir gözden geçirin.

Sevgi ve Saygılarımla

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

19792249