Güncel Yazılar

 

 

“Kahrolsun savaş! Kahrolsun bu savaşın senaryosunu yazanlar! Barışa karşı çıkan hükûmetler, saldırgan niyetlerini barış görüşmeleriyle maskeleyenler ortadan kaldırılmalıdır.” 

 

Balkan Harbi Tefrikaları

 Balkan Harbi’nde Sansüre Takılanlar: Leon Trotsky 

 Ayşe SAMİHA

Leon Trotsky veyâ bizim deyişimizle Troçki… Savaşlara ve savaşanlara şiddetle karşı durmuş, bu uğurda sesi kısılana kadar gayret sarfetmiş iken Balkan Savaşları patlak verdiğinde savaş muhâbiri olarak görev almıştır. Aslında o, bir devrim savaşçısı idi.  Milliyetçilik akımlarıyla kaynayan Balkanlar’daki en büyük çılgınlık patlak verdiğinde, bir savaş muhâbiri olsa da, savaş başlamadan biraz evvel, savaşın dolaylı aktörlerinden olan Rusya’da, 1905’te bir devrim girişimi ardından Sibirya’ya sürülmüş, oradan Viyana’ya kaçmış ve oradaki muhâlif yayın organlarından Kievskaya Mysl isimli muhâlif gazete tarafından savaş muhâbiri olarak cepheye gönderilmiştir. Ateşli devrim konuşmalarından birinde, dünyada devrimlerin diktatörler, silahlar, acılar, siyâsî ve sosyal anlaşmazlıklar yolu ile değil, demokrasi ve insanlık ile olacağını savunmuştur. Balkan Savaşı’nı “savaş karşıtı”ve tamâmen “tarafsız” olarak tâkib eden, belki de tek gazeteci Leon Troçki idi. Savaş bütün şiddeti ile başladığında, gördüklerini ve Müslüman Türklere; kadınlara, çocuklara, yaşlılara yapılan katliâmları satır satır yazması, katliâm sorumlularından da ayrıca hesap sorması, Troçki’yi sansürlü savaş muhâbiri koltuğuna oturtmuştur. Müslüman Türk’ün yaşadıklarının ve savaş suçlularının namussuzluklarının şâhididir Troçki’nin makâleleri.

Balkan Savaşları, yayılmacı micro nasyonalist oluşumların Düvel-i Muazzama’nın ihtirasları ile birleşince ne tür trajediler doğabileceğini bizlere açıkça göstermiştir. Farklı etnik kökenden gelen, farklı dilleri konuşan ama aynı topraklar üzerinde yaşayıp aynı havayı teneffüs eden, yüzyıllardır aynı coğrafya kaderini paylaşan komşuların, nasıl birbirlerine rakip ve hattâ ölümüne düşman olduklarını isbatlamıştır. 

Savaş muhâbiri olarak Troçki, Balkan Savaşları literatürüne önemli katkıda bulunmuştur. Diğer savaş muhâbirlerinden bir farkla, Troçki, Türk ve Müslüman halka yapılan katliâmların yakın tâkipçisi olmuştur. O, savaşın tekniğini, gidişâtını değil, gördüklerini analiz eder. Ancak Sofya’da iken yazdığı yazılar pek çok kez sansüre uğrar, o gene yazar ve yanlış bilgilendirme yapan Rus basınına da veryansın eder. 1909’dan beri Osmanlı Devleti ile Balkan ülkelerini yakından tâkib eden Troçki, savaş boyunca harp muhâbirliğinin en güzel örnekleri olarak kabul edilen düzinelerce makâle yazar. Bu makâlelerde askerî manevralar, harekât ayrıntıları, muharebelerin ve cephedeki çatışmaların teknik ayrıntılarından ziyâde olanların gerisinde yatan siyâsî, sosyal ve ekonomik çatışmaları görür ve analiz eder. Bulgar sansürüyle Rus basınının Türkler’e karşı yürüttüğü yanlış bilgilendirme kampanyasını kıyasıya eleştirir. 

I.Balkan Savaşı’na dâir pek çok önemli makâlenin bulunduğu “Balkanlar ve Balkan Savaşı- 1912-1913-‘Balkany i Balkanskaia Voina’ adlı kitabında: Büyük güçlerin, yâni Düvel-i Muazzama’nın birleşip, etnik çeşitliliği olan devletlerin kurulmasına karşı oynadıkları rolü, Balkan Devletleri’nin parçalanmasını anlatır ve genç Türk Devrimi’nin Marksist bir analizini (1908) satırlarına ekler.

Çağımıza damga vurmuş devlet adamı ve düşünürlerden olan Troçki’nin analiz yeteneğiyle uzak görüşlülüğü daha 1909 yılında Kievskaya Mysl’de Balkanlar’ın Avrupa’nın Pandora kutusu olduğunu yazdığında göze çarpar. 14 Ekim 1912 târihli yazısında emperyalist devletlerin ve Balkan politikacılarının izlediği siyâsetlerin trajik bir felâkete yol açabileceği uyarısını: 

“Bir Avrupa savaşından başka bir anlam taşımayacak, bütün Avrupa çapında kuvvet ölçme denemesi” 

sözleriyle dile getirmiştir. 

Troçki, Türk ve Müslüman halka yapılan katliâmların yakın tâkipçisi olmuştur. Troçki’nin satırlarında “Makedonya Lejyonu”dikkatlerimizi çeker. Ölüm Lejyonu olarak da anılan bu gönüllüler lejyonu Bulgarlar’ın desteğiyle Makedonya’da yıllarca terör estirmiş olan çetecilerden ve Ermeni gönüllülerden oluşmaktadır. Makedonya Lejyonu, geçtiği her yerde Müslüman kadın ve dahî çocukları katletmiş, korkunç savaş suçları işlemiştir. Lâkin Troçki’nin Sofya’da iken yazdığı pek çok haber sansüre uğramıştır. Bunu pek sık dile getiren Troçki, sansür kurulu başkanı olan Bulgar yazar Todorov’a bir makâlesinde elinden geleni ardına komaz: 

Belki de, Bay Todorov, savaşın tâ en başında, Rodop mıntıkasındaki kuvvetlerinizin bir Pomak köyünü top ateşine tutarak o köyde bulunan herkesi, her şeyi, evleri, çiftlikleri, insanları, hayvanları, kadınları, çocukları yok ettiklerini bilmiyorsunuzdur. Pomaklara karşı Orta Çağ’ı andıran bu misilleme hareketine ilişkin bir haberi, sizin askerî sansür kurulunuzun tamamıyla sansürleyerek yollanmasına izin vermediği gerçeği; o zaman daha bu suç herkesin kafasında tazeliğini, etkisini koruyorken, yeterince sert bir şekilde kınanıp gerekli uyarıların yapılmadığı gerçeği, olduğu yerde duruyor. İşte bu gerçek de askerlerinizi ve subaylarınızı, kaçınılmaz olarak, her türlü kendini dizginleme, sınırlama düşüncesinden yoksun bırakmış, ahlâkî açıdan hiçbir sorumluluk altında olmadıkları hissine kapılmalarına yol açmıştır.

Belki Makedonya Lejyonu’nun ‘casusların hakkından gelmek!’ bahânesiyle karşılaştıkları bütün Türk sivilleri nasıl boğazlarını keserek öldürdükleri konusunda hiçbir şey duymamışsınızdır. Eğer duymamışsanız, bilmiyorsanız, o zaman hemen Tırnova’ya gidin, oradan da Kırcaali’ye ve biraz daha güneye kadar yolunuzu uzatın. Yolda, elleri arkadan bağlanmış ve boğazları boyun kemiklerine kadar kesilmiş sakallı Müslümanlar’a rastlayacaksınız; evinin yanı başında, kafasına yediği bir darbeyle ölmüş, yere serili yatan birçok ihtiyar Müslüman kadınla karşılaşacaksınız. Ayrıca, kuşkusuz, Türk çocuklarının cesetleri de gözünüze çarpacak. O kurtarıcı lejyonun izlediği muzaffer yolu -toplanmış ganimetler gibi- işâretleyen çocuk cesetleri…

Ya Mustafapaşa’daki amaçsız, sebepsiz infazlar! Hani şu işsiz subayların bir şeytan oyununa dönüştürdüğü infazlar! Belki de onlar hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuzdur. Ama bütün bu gerçekler, ne kadar tüyler ürpertici olurlarsa olsunlar hiç de münferit hâdise veyâ küçük bir olay sayılmayacaklardır.

Kastettiğim, Bay Todorov, Bulgar komutanlarının emriyle, savaş meydanlarındaki yaralı Türklerin süngülenerek veya hançerlenerek soğukkanlı bir şekilde öldürülmesinden başka bir şey değil. Birçok Bulgar askeri bana, üzerlerine kalkan süngüleri dehşet içinde seyreden o silâhsız adamların nasıl katledildiğini, gözlerini benden kaçırarak anlattı.

Bunun örtbas edilebileceğini mi sanıyorsunuz? Belki de inkâr etmeye çalışacaksınız. Ama o zaman şöyle karşılık veririz: Savaşın başında Genel Kurmay’ınız, Avrupa’ya birçok kez Türklerin yaralılarını savaş meydanında terk ettiklerini ve Bulgarların bu yaralıları toplamak zorunda kaldıklarını duyurmuştu. Neredeler şimdi, o binlerce yaralı Türk nerede? Onlara ne oldu? Onları ne yaptınız, Bay Todorov? Bize bu sorunun cevabını verin!”

Troçki bu soruların cevâbını biliyordu. Nitekim savaş muhâbirliği sırasında bir yandan sıradan askerlerle görüşmüş ve savaşta yaşananları öğrenmeye çalışmış, diğer yandan da savaş suçlularının üst düzey sorumlularını ve utanç verici ahlâksızlıklarını ortaya dökmekten hiç çekinmemiştir. Bir grup Türk esirin Bulgar askerleri tarafından öldürüldüğünü duyan Bulgar Kralı Ferdinand’ın; 

“İyi ki orada hiçbir muhâbir yokmuş!”

diye bağırdığını, yine Sırbistan kralı Petar’ın Kumanova’ya giderken yolda nöbetçi askerler nezâretinde götürülen bir grup Arnavut esirle karşılaşınca; 

“Bu adamlar benim ne işime yarar? Öldürülsünler! Yalnız kurşunlanarak değil, o cephâne isrâfı olur; değneklerle dövülerek!”

dediklerini bilmiyor muyuz?

Bugün Troçki nin Balkan Savaşları’na dâir yazmış olduğu yazıları üzerinde çalışılmış sayısız makâle, araştırma yazısı, tez, konferans sunumu ve kitap olarak on binlerce çalışmada karşımıza çıkıyor. Kimileri Troçki’yi anti-emperyalist tutkusu ve materyalist analizi için takdîr eder, kimileri Romanya’daki anti-semitimizmin kökleri için okur. Kimileri, onun yazdıklarına basılı savaş muhâbirliğinin nostaljik bir söylemi derken, kimileri ekonomi, politika ve din ile ilgili karmaşık analizleri ifâde tarzındaki yeteneğinden etkilenirler. Oysa Troçki bir Türk okur için “Lieux de mémoire”; “geçmişin kollektif hâfızasını ileten” dir. Bilgiler ve rakamlar ya da kaybeden veya kazananlara dâir sonuçlar sunan târih bilimine âdetâ bir güzelleme olarak Troçki ayrıca zamanın ve o zamana âit insanların yaşadıklarını; cephelerde, savaş meydanlarında, katliam yaşanan köylerde sıradan askerler ve insanlarla görüşerek, onların şâhitliğini de ekleyerek bizlere kollektif bir hâfıza sunar. 

 Troçki’nin Balkan Savaşı’na dâir makalelerini okurken, 107 sene evvel Balkanlar’da olan kavga’nın âdeta bir “déjà vu resmi” gibi yansımasını görüyoruz. Sansürlere rağmen Troçki, yer isimleri, aktif gruplar, savaş suçları, olaylar ve târih detayları ile bizlere kollektif bir hâfıza portresi çiziyor âdetâ. İşte Leon Troçki’nin Balkan Savaşı makâleleri, işte Müslüman Türk’ün karşı karşıya kaldığı çâresizliğin sessiz şâhidleri, işte Avrupa çapında bir kuvvet ölçme denemesinin portresi, tüm sansürlere rağmen Rumeli Türkü’nün sessiz sedâsı…

Duyuyor musunuz?

Ayşe Samiha

Singapur

18.08.2019

Kaynaklar:

Leon Troçki, Balkan Savaşları, Arba Yayınevi, İstanbul, 1995, s. 328-330.

Atakan Sevgi; Balkan Savaşlarında Trakya ve 1912 Edeköy Katliâmı, Ceren Yayınevi, 2018

Leon Trotsky-The War Correspondence of Leon Trotsky: The Balkan Wars 1912-13

http://www.trotskyana.net/LubitzBibliographies/Trotsky_Bibliography/Leon_Trotsky_Bibliography_08.html

http://sam.gov.tr/wp-content/uploads/2013/09/Maria_Todorova.pdf

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

19792039