Güncel Yazılar

Cahit GÜNAYDIN

Horasan Hezarfenler Aydınlama Çağı Elharezminin doğumu ile başlayıp , Hezarfen Ali Şirin ölümü ile etkisi azalmıştır .Ama Horasan da yanan bu yenileşim ateşi Birunu, İbn-Sina, Elharezmi, Ömer Hayyam, Farabi, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Uluğ Bey, Ali Kuşçu, nun eserleri okuyan Ahi Evran gibi hezarfenler ile sosyal ve ekonomik büyük bir kümelenme organizasyına dönmüştür. Hezarfen Bîrûnî bu aydınlanma çağını “uygarlık teorisi”ni geliştirerek açıklamıştır. Bîrûnî’nin “insan-gereksinim-uygarlık” görüşüne dayalı “uygarlık teorisi”ni oluşturan unsurlar, sosyo-ekonomik bilimleri oluşturan temel kavramların unsurlarını oluşturduğundan Bîrûnî, ekonomi başta olmak üzere sosyal bilimlerin de öncü kurucusudur. PROF.DR. AHMET KALA nın AHİ KÜMELENME MODELİNE GÖRE ANADOLU SANAYİ DEVRİMİ kitabına aşağıda ki linkden erişebilirsiniz. Harika bir eser.

https://www.kuveytturk.com.tr/medium/document-file-2801.vsf

Prof.Dr. Ahmet Kala kitabında diyor ki “Biruni uygarlık teorisini sosyo-ekonomik bir organizasyona dönüştüren Hezarfen Ahi Evran “Kümelenme teorisi ve modeli”ni üretime uygulayarak Anadolu sanayi devrimini başlatmış, bu devrim tüm dünyaya yayılmış, sonuçta dünyada fakir ve zengin sınıfın yanında ilk kez “orta sınıf” gelişerek ortaya çıkmıştı. Gereksinimin karşılanması için hem bilimin hem mesleklerin gelişiminde etkin olan kurumsal gelişim ise “hukuk kurumu” ile “vakıf kurumu/vakıf işletmeler” olmuştur. Hukuk kurumu Bîrûnî için çok önemlidir; çünkü Bîrûnî’ye göre insanlar, maddi ve manevi gereksinimini karşılamak için sosyo-ekonomik ilkeler koyarak birlikte yaşamalıdır. Selçuklular, geliştirdikleri vakıf kurumu aracılığıyla hem mektep, medrese inşa etmiş hem de talebelere, hocalara ve âlimlere maaş desteği vererek eğitim ve bilimin gelişiminde en önemli kurumsal desteği sağlamıştır. Mesleki alanda da vakıfların inşa ettikleri kervan saraylar, çarşılar, dükkanlar ve hanlar, meslek sahiplerine iş kurmak ve üretmek için önemli bir altyapı sunmuştur. 

Ahî Evran’ın “kümelenme teorisi”ne uygun altyapıda iş merkezleri kurularak üretimin verimliliği ve çeşitliliği arttırılmıştır. Bîrûnî’nin “uygarlık teorisi”nin ana unsurları şunlardır:

  1. İnsan uygar yaratılmıştır. Bu nedenle insanlar ihtiyaçlarını karşılamak için topluluklar oluşturur. Böylece uygarlıklar ortaya çıkar. 
  2. Topluluklar içinde insanlar, gereksinimlerini karşılamak için bilimler ve meslekler oluşturup geliştirirler; böylece gereksinimlerini karşılayıp gelişirler. 
  3. Hem topluluk içindeki insanlar arasında hem de topluluklar arasında dostluk düşmanlık, ticaret ve rekabet vardır. 

 Bîrûnî’nin “uygarlık teorisi”nin ana unsurları, İpek yolu nedeniyle Orta asyada yaşanan tarım ve ticaret devrimiyle sağlanan iktisadi gelişime dayalı zenginleşmenin meşru yollarını ortaya koyan iktisadi,  felsefi zemini ortaya koymaktaydı. İnsan meşru yoldan olmak kaydıyla sadece maddi ihtiyaçlarını değil, aynı zamanda manevi ihtiyaçlarını da karşılamalıdır. Meşru/helal kazanç olması ve ihtiyaçtan fazla kazancının zekatını vermesi kaydıyla insanlar fazla üretip kazanabilir. Böylece maddi ve manevi saadete de erebilir. İnsanların maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayarak saadete erdiği bu “uygarlık teorisi” ile Orta Asya’da  Türklerin öncülüğünde yaşanan tarım ve ticaret devriminin sonuçlarını bilimsel bir derinlikle değerlendiren, helal-vergisi ödenmiş- kazancı ve yardımlaşmayı överek iktisadi-sosyal gelişime çok önemli katkılar sağlayan önemli araştırmacıların başında kuşkusuz “Unesco  tarafından evrensel DEHA” ilan edilen Hezarfen Biruniyi çok detaylı araştırmak ve tanıtmak gerekir.

Fütüvvet –YİĞİTLİK-fikri ile iktisat felsefesi arasında ilişki kurarak Ahî teşkilâtını kuran Ahî Evran, Bîrûnî’nin bu görüşlerini sosyo-ekonomik örgütlenmeye uyarlamıştır. UYGARLIK, toplum ve ekonomi üzerine çağından çok ileri fikirler ileri süren Bîrûnî’nin UYGARLAŞMAK olarak tanımladığı maddi ve manevi kalkınma teorisi, önce Selçuklular daha sonra da Selçukluların devamı olarak Osmanlılar üzerinde oldukça etkili olmuştur.Ahî Evran’ın “UYGARLIK Teorisi”ne Katkıları Ahî Evran, 1230’larda kaleme aldığı Letâifü'l-hikme adlı eserinde Bîrûnî’nin UYGARLIK  ile şehirleşme-insan-toplum ve ihtiyaçlar arasında kurduğu ilişkiyi ifade eden cümle ve kavramları eserine aynen almış ve yorumlayarak medeniyet teorisine önemli katkılar sunmuştur. Özellikle ekonomide üretimin arttırılması, verimlilik, kalkınma, sınai mülkiyet hakları, meslek geliştirme, uzmanlaşma, iş ahlâkı gibi birçok konuda önemli katkıları vardır. Geliştirdiği “zümreler halinde üretim birlikleri kurup kümelenerek üretim teorisi”yle ve bu teoriyi uygulamak üzere uzman yetiştiren Ahî Evran Vakfını kurarak Anadolu sanayi devrimini başlatmış tüm dünyayı etkileyen çok büyük bir etki bırakmıştır. Ahî Evran maddi ve manevi ihtiyaçları birlikte en iyi karşılama yöntemi olarak kümelenme teorisini anlattığı eserinde, kümelenmeye dayalı zümreler halinde meslek-sanayi birliklerinin kurulmasıyla insanların maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanacağını belirtmiştir. Ahî Evran, öncesine ve çağdaşlarına göre ilk kez bir ekonomide hür teşebbüs tarafından mesleki-sanayi üretim birlikleri kurularak ihtiyacı karşılayacak üretimin yapılabileceği; farklı sektörler arası ilişkilerin düzenlenerek üretimin ve üretim verimliliğinin arttırılabileceği; alt-mesleki birlikler halinde kümelenmiş üretim bölgeleri oluşturup rekabet üstünlüğü sağlanarak iktisadi gelişme/kalkınma sağlanabileceği ve devletin kümelenme modeline dayalı yeni üretim sistemine uygun iktisat hukuku geliştirip hukuki denetim sağlayarak iktisadi gelişime katkıda bulunabileceği gibi konuları içeren bir teori ve model geliştirmiştir.

 Kümelenme Modelinin Uygulanması Ahî Evran kümelenme modeli teorisinin uygulanmasını üç ayak üzerine oturtmuştu. Bunlar:

  1. Kümelenme modeli teorisi uygulamasının yönetilmesi ve denetlenmesi. 
  2. Meslek-zümre birlikleri kurularak işbölümü halinde üretimin sağlanması. 
  3. Hukuki (iktisat hukuku) düzenlemelerin yapılması ve hukuki denetim.

Biruni ve İbn-Sina’nın bin yıl önce yaptığı bilimsel müzakerelerde doğal bilimler ile nakli ilimlerin ayrılığı çok net olarak ortaya konmuştu. Sosyal yaşam bugün çeşitli sivil toplum kuruşları, vakıflar, dernekler, meslek odaları, bir dereceye kadar (gizli amaçları yoksa) tarikat-dini dernekler insanların sosyal dayanışmasına yanıt vermektir. İnsan sosyo-ekonomik bir varlıktır. Türk Düşünce Dünyası binlerce yıldır çin, hint, rus, fars, arap, roma-yunan, Sümer, Mısır kültürlerini sentezleyerek Türk Uygarlığını yaratmış ama güncellemede ve geliştirmede kendi tarihsel kaynaklarına Türk gözü ile bakmayı unutmuştur.

//medium.com/@ConsuLTurk/contemporary-i%CC%87st-turquerie-t%C3%BCrk-mi%CC%87toloji%CC%87si%CC%87-boy-soy-8892cf0c662e" style="color: purple; text-decoration: underline;">https://medium.com/@ConsuLTurk/contemporary-i%CC%87st-turquerie-t%C3%BCrk-mi%CC%87toloji%CC%87si%CC%87-boy-soy-8892cf0c662e>

linkinde detaylı anlattığımız gibi bilim ve sanat da Gözde Sazak,  Bahaeddin Öğel ve Ahmet Kala gibi araştırmacılarımız sayesinde Oğuz Uykusundan uyanıyoruz. Benim gibi amatör bilim felsefe ve tarihi meraklıları böyle araştırmacılarımızın eserlerinden alıntılar ile oğuz törüğ uzgörüsüne katkıda bulunmaya çalışabilir, ancak. Türk Tarihi ve edebiyatında ki yıllardır sistematik yapılan dezenformasyonun etkisi o kadar yoğun ki; bu alıntılar ile bir parça gerçek TÜRK tarih ve sanatına ilgi çekebiliriz birer, birer okurları , paylaşımlarımızla.  Beyin teri Döken araştırmacılarımıza denizde bir damla, çölde bir kum tanesi kadar katkımız olur ama kelebek etkisinden de umudumuzu hiç kesmiyoruz. Ötüken de bir kelebek kanat çırpsa; nerde neler olabilir, kim bilir. Sosyal Medyanın gücünü unutmayalım, Susamam dedi rapciler. Duyduk. Bahaeddin Öğel ‘in sözleri ile tamamlayalım bu yazımızı

Yirmi cilt halinde planlayıp ancak dokuz cildini tamamlayabildiği Türk Kültür Tarihine Giriş adlı eserinde Türkler’de köy ve şehir hayatını, ziraat ve yemek kültürünü, tuğ, bayrak, ordu, mehter, aile ve halk mûsikisi aletleri gibi konuları bütün ayrıntılarıyla inceleyen Bahaeddin Ögel,Türk kültür tarihiyle ilgili araştırmaların XIX. yüzyılın sonlarında sinologlar, diğer yabancı tarihçiler ve filologlar tarafından başlatılmasını bir talihsizlik olarak nitelemiş, yabancı araştırmacıların Türk kültürünün özelliklerinden habersiz oldukları için tesbit ve değerlendirmelerinde hata yapabildiklerini, bu sebeple Türk tarihi araştırmalarının Türk bilim adamlarınca yapılmasının gerekliliğini her fırsatta dile getirmiştir.

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22656810