Güncel Yazılar

Şaban Ali DÜZGÜN

Sessizlikler var . . . Gecenin sessizliği, saygı duruşundaki sessizlik. . . Müzikte sesler kadar önemli olan sessizlik, yani es . . . Bir de olup biten kötü şeyler karşısında sessiz kaldığı düşünülen Tanrı'nın sessizliği. Ve bu sessizlik karşısında yakaran insan: "Ey Tannın, ne olur susma; Ne olur suskun durma kudretli Tanrım, sessiz kalma, işte düşmanların kükrüyor. Sana nefret besleyenler dikleniyor. Senin halkına karşı gizli hileler fısıldaşıyorlar, sana sığınanlar için düzenler kuruyorlar . ... Ey Tanrım, rüzgâra kapılmış saman çöpüne, döne döne sürüklenen çalıya çevir onları. Ormanı yakan ateş gibi, dağlan kavuran alev gibi, kasırgaların önüne kat, fırtınanla darmadağın et hepsini. Yüzlerini utançla kapla ve insanlar senin ismine yönelsin ey Yehova . . . " (Mezmur, 83)

Peki, sessizlikten kastımız ne? Gecenin sessizliği derken , konuşan bir gecenin artık sustuğu mu anlaşılır? veya "Orman sessizliğe bürünmüştü" derken, konuşan bir ormanın artık konuşmadığı, susmayı tercih ettiği mi kastedilir? Onların konuşması nasıl mecazsa susmaları da şüphesiz öyle .

Bu durum Tanrı için nasıldır? Tanrı sessiz değil, bunu biliyoruz. Kutsal kitapların sicilini tuttuğu tarih açısından bakıldığında, aslında sessiz kalmayan, konuşan bir Tanrı söz konusu. Kelam sahibi, konuşan ve bunu defalarca peygamberler vasıtasıyla gösteren bir Tanrı. Şimdi Tanrı, konuşma özelliği olsa da konuşmayan ya da kendine yapılan niyazlara cevap vermeyen bir sessizlik içinde mi? Bu sessizliğin, Neden? Neredeydin? Neden bunu yaptın? diye soran çocuk karşısında sessiz kalan ana babanın sessizliği gibi bir sessizlik olduğu söylenebilir mi?

Sessizlik bazen kendisinden istenilene karşılık vermemektir. Konuştuklarının/anlattıklarının içinde cevabı bulunan bir meselede kendisine tekrar soru sorulduğunda cevap vermeyen birinin sessizliği gibi bir sessizliktir bu . "Zaten size anlatıldı. " anlamında bir sessizlik. Tanrı'nın bazı şeyler karşısında sessiz kalması, O'nun olup bitenden haberdar olmadığı anlamına gelmez.

Bazı işlerin, çocukları tarafından yapılmasını isteyen ana baba gibi, Tanrı bazı talepler karşısında sessiz kalır. İstenilenin talep eden tarafından yapılmasını ister. Kim her şeyin sürekli kendisine danışılarak yapılmasını ister ki? Biraz inisiyatif alın, kendinizi gösterin sessizliğidir bu . Yetişkin dilini bilmeyen, yetişkinler dünyasının fertleri ! Yetişkinler, ama bir çocuk refleksiyle her şeyi Allah'tan dileyenler . . . Allah'ın kendilerinden dilediklerini hiç hatırlamayanlar . . .

Aslında Tanrı sessiz değildir, bize sessiz görünmektedir. Tanrı'nın hareket tarzının bizimki gibi olmamasıdır bizi şaşırtan ve olaylar karşısında sessiz kaldığı hükmünü verdiren. Tanrı'yı refahımızı sağlayan bir ortak gibi görmenin yanlış sonuçları bunlar, hayatımızın ortağı görsek bu yargılara kolayca varmazdık. İnsan, yaşamı kendisinin ürettiği bir şey olarak değil de bir ganimet olarak görmeye alıştığı için yaşamı kuran hamlelere girişmemektedir.

Tanrı'nın sessiz olduğu yargısı, algılarıyla dünyanın düz olduğu yargısına varan insanın bu aceleci hükmü kadar yanlış . . . Durduğum yerden Tanrı görünmüyor olabilir, durduğum yerden dünyanın düz görünmesi kadar aceleci ve saçma bir yargıdır bu . . . Tanrı'nın, insana mesafeli, yahut sessiz ya da yok olduğu yargısı, bir görüngü . Bir noktadan baktığında öyle görünüyor ve hissediliyor, ama öyle değil .

Bir soralım: Tanrı, Eyüp'ün acılarına kayıtsız ve sessiz miydi? Eyüp'e öyle göründüğü kesin. Hz. Muhammed, terk edildiğini düşündüğünde gerçekten terk edilmiş miydi? Terk edildiğini
düşündüğü kesin. Ama Allah'ın onu terk etmediğini söylemesi de bir o kadar kesin: "Rabbin seni terk etmedi. "

Peki, geçmişte konuşan Tanrı, bugün neden sessiz? Dört duvarı (Kabe'yi) Ebrehe'nin ordusundan koruyan Allah, enkazın altında can veren binlerce çocuğu ve masumu neden korumuyor? Bu insanların o dört duvar kadar kıymeti yok mu? Sorusuna ne cevap vereceğiz? İnsanlara merhametli olmamız, Tanrı'nın merhametinin bir eseridir. Enkaz altında kalan bir çocuğa karşı hissettiklerimiz, Tanrı'nın dünyada olup bitene kayıtsız kalmadığının en büyük göstergesidir. Allah'ın yeryüzüne inerek o çocuğu enkazdan kurtaracağını beklemek beyhude. Ama o çocuğun kurtarılması gerektiğine ilişkin içimize yerleştirdiği tanrısal irade ve arzuyu harekete geçirerek bu onuru insana tattırmak isteyen bir Tanrı var. Kısacası, enkaz altında kalan birine yardım etme irademiz harekete geçtiği an, Tanrı'nın olaya müdahale ettiği andır...

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22620357