Güncel Yazılar

Nilgün DAĞ

Duygular, salt beyne bağlı reaksiyonlar değildir. Düşünce kadar bedenle, bakışla, dille, sesle, kokuyla, dokunmayla... şekillenen fenomenlerdir. Ve oldukça naif ve narin yapılardır. İnsan kafatasını parçalamak için yaklaşık 225 kiloluk bir ağırlık gerekirken duyguların çok daha kırılgan olması bu yapıyı betimler niteliktedir... 

Sanırım en kırılgan duygu, incinmedir! Hassasiyetin, duyarlılığın ve nezaketin bileşimi olan özel bir hâldir çünkü. Bir ucu melankoliye, diğer ucu umuda uzanan olağandışı bir duygulanımdır. Ve gözyaşı, en sık dışavurumudur. İncinme, derin bir yara ve büyük bir yitim hâliyle seyreder. Böyle anlarda yaşanan duygusal acı zihinsel faaliyetleri önemli ölçüde baltalar. Kalp değişmez bir kesinlikle bildiğini okurken akıl olmazların zoruyla kalbe harp ilân eder. Mücadele mekanizmaları işe yaramaz. Hayata bir anlamsızlık çöker. Kelimelerin yan yana gelme direnci kırılır ve sessizliğin ardına saklanır insan. Tenhalaşır, yalnızlığa kaçar. Misilleme yapmak, ödeşmek, kısas yapmak da ister. Yavaş, serin ve edepli kalmak güçleşir. Ahlâkî ilkelere hıyanet etmek kolaylaşır. Kötülüğe[1]meyletmek ve gezegenin en büyük yırtıcısı hâline gelmek an meselesidir artık. Çünkü insan kırmaya ve kırılmaya meyyal bir varlıktır. Ancak kötülüğü tercih etmeyen varlığın adıdır, “insan”!... 

Ve insan, özü “sevgi” olan bir canlı olarak betimlenir psikolojide. “İnsanın her talebi sevgiyedir” der Lacan. Değilse bile “olmalıdır” diyelim. Lâkin sevgi, kolay bir duygu[lanım] değildir. Bir bakış açısı, hayat tarzı ve pekâlâ tercihtir. Veridir aynı zamanda. Eylem gerektirir. Zor bir hâldir yani. Bu nedenle pek çoğumuzun adını koyup çeşnisini bulamadığı bir muammadır. Ama bigânekalamayacağımız bir esas, yok sayamayacağımız bir hakikattir...  

Hakikat demişken... Hakikat, dünyanın en garip tesadüfü artık! Ona bir çağrı yok. Çöküşe geçmiş, değerini yitirmiş, yetim bir olgu çünkü. Yüzleşmekten kaçındığımız bir iddia. Rahatsız edici bir kurgu. Avuçlamaktan imtina ettiğimiz bir öcü. Peşinde koşmak bir yana, açlığını dahi çekmediğimiz bir mefhum. Yazık ki bugün dünyasında, birbirimize söylemek istediğimiz en son şey, hakikat! Hakikat kendine bir zemin bulmuş mudur bilinmez ama hakikate yakışmıyoruz, o çok açık... 

İncinmediğiniz, sevgileri ıskalamadığınız, hakikati bol bir hafta dilerim. 

Ol’mak Dramı

Hayat diye bir uzunluk birimi var! 

İnsanın kendine imkânsızlığı diye de bir hakikat! 

Herkes’in diktatörlüğü adında bir rejim! 

Terakki ararken tekamülden olan bir memleket! 

Sayan -ama tartmayan- bir demokrasi! 

% 50’si travmatize olmuş bir toplum! 

Mağduriyet pususu, cahil kuşatması, itibar suikasti adında ortak bir garabet! 

Eleştirirken sövme, desteklerken övme adında bir gelenek! 

El etek öperek müyesser olan ikbâl! 

Arsızlık adında dev bir kist! 

Tekrar’dan ibaret yığınlar! 

Hayat yorgunu milyonlar!

Çocuk kadınlar! 

İdmansız akıllar! 

Cinsellik diye bir meşgale! 

Güzel Sanatlar’ın bir kolu olarak da evlilik! 

...

Bir de;

Rabıta-i mevt denen bir alıştırma! 

Bâkî hakikatler diye bir panzehir! 

İhtimam ahlâkı denen bir zarafet! 

Adamı dik tutan bir omurga! 

...

Ve hepsine ilâve;

Bir ol’mak dramı!...

 

[1]Kötülük, içinde fantezi barındıran bir eylemdir. İnsana tatmin duygusu yaşatan başlı başına bir zevk ve keyif unsurudur.

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22022165