Güncel Yazılar

Kenan EROĞLU

Odgurmuş:Yapılan anket ve röportajlarda olumlu-olumsuz olarak verilen cevaplarda insanların davranışları bazen tamamen birbirine zıt fikirleri içermektedir. Bunun sebebi nedir?

Ögdülmüş:Olumlu olmak, ya da olumsuz olmak insanın içinden gelir. Yaratılış itibariyle olumlu insanlar vardır, olumsuz insanlar vardır. Olumlu insanlar hayata olumlu yönden bakar olumlu yönleri görürler, olumsuz insanlar ise hayata hep olumsuz yönden bakar olumsuz yönleri görürler. Olumsuz insanların bakış ve davranışları hep olumsuzluğu çağrıştırır. Etrafta da olumsuz bir hava meydana getirir, olumsuz bir enerji yayarlar. Giderek etraftaki insanlar da karamsarlığa düşerler.

           Bu gibi insanların baktıkları “olayın” pek önemi yoktur. Olumlu bakan insanın en olumsuz bir durumda bile olumlu bir yön bulabileceği gibi, olumsuz insanın da her şey güllük gülistanlık olsa dahi olumlu durumlara kendi katkısı olmadığı için en olumlu durumların bile bir olumsuz yönünü bulabilirler.

Bir misal vermek gerekirse;

Televizyonda, yüz yüze anket yapılır.

Ankete katılanların bir kısmı olumlu görüş bildirir, bir kısmı ise olumsuz görüş.

 "Piyasada durum nedir, ekonomimiz nasıl gidiyor?" şeklinde bir soru sorulduğunu farz edelim. Yukarıda belirtmeye çalıştığımız olumsuz insanların yanı sıra, herhangi bir gruba ve bir fikir hareketine veya bir siyasi partiye aşırı bağlılık mensubiyeti duyan bizim gibi İnsanlar hemen, konuyu karşı olduğumuz hükümet ve iktidarla bütünleştiriyor ve "Battık, öldük, bittik, ekonomi iyiye gitmiyor, kriz var kardeşim" . "her şey berbat, rezalet şu dış politikaya bak" vs. vs. Diyoruz.

Soru sorulan kişi, yani biz soruya cevap vermek yerine önceden kafamızda oluşturduğumuz olumsuzlukları fırsat bulmuşken yeri ve zamanı olmamasına rağmen anket yapan kişi eleştirilerin muhatabı olmadığı halde ona aktarırız.

Sorunun muhatabı olarak bizler, iktidarı beğenen bir guruptan isek, o zaman da "Ekonomi çok iyi gidiyor". "Hükümet çok başarılı" . “Daha ne yapsınlar kardeşim, sen eski günleri hatırlamazsın, o günler gitsin de geri gelmesin, yağ bulamazdık, benzin bulamazdık, her şey el altından satılırdı.”Vs. Diyerek aklımıza gelenleri sıralarız.

Olumsuz cevaplar verdiğimiz gibi, olumlu cevap verirken de aynı şekilde cevapların yanı sıra daha önceden kafamızda oluşturduğumuz olumlu-olumsuz düşünceleri de sıralamaktan geri kalmıyoruz.

Anlaşılan o ki herhangi bir gruba mensup, bir fikir hareketine katılmış insanlar olarak, herhangi olumlu icraatlara bile olumlu diye bakmıyor. Olumlu bir icraatı, yapılan bir eseri güzel olduğu için, doğruyu ise doğru olduğu için kabul etmiyoruz. O icraat, yakınlık duyduğumuz görüş ve partiden geliyorsa olumluluk notumuz 10 puan üzerinden 20 puan oluyor. Yok, eğer karşı partiden geliyorsa o zamanda kırık not veriyoruz.

Odgurmuş:Yani olaylara olduğu gibi bakmıyor ve ideolojik yaklaşıyoruz.

Ögdülmüş:Evet maalesef olaylara asla olduğu gibi bakmıyor, ideolojik saplantılarımızın önüne maalesef geçemiyoruz. Her durum ve olayda bize hâkim olan ideolojik bakış açısı devreye giriyor, Siyasi görüşler veya mensubu olduğumuz grubun görüşleri doğrultusunda fikir beyan ediyoruz.

Olaylara ve icraatlara ideolojik gözlükten bakılınca, doğruya eğri, eğriye doğru, çirkin olana güzel, güzel olana ise çirkin diyebiliyoruz.

Bir harekete mensup ve günlük politika ile olduğundan çok fazla meşgul olan bizler, olaylara sadece bir pencereden baktığımız için, hem objektif olmakta zorlanıyor olduğumuz gibi hem de gerçekleri görmekte ve ifade etmekte de zorlanıyoruz. Bu yüzden her hangi bir konuda biri birine taban tabana zıt fikirler ileri sürülebiliyor. Ve bu fikir ileri sürenlerin her biri de kendini yüzde yüz haklı görüyorlar. Tabi karşı taraf da yüzde yüz haksız olarak kabul ediliyor.

“Cahil halk” diye bazı kesimlerin hor gördüğü insanlar belki biraz da duygusal davranarak böyle davranabilirler. Bu durum biraz anlaşılabilir. Fakat görüyoruz ki kendini okumuş-aydın gören insanlar daha da fanatik davranıyor ve işi hakaretlere kadar vardırıyorlar. Bu durumun kabul edilir ve anlaşılır bir yönü yok.

           Odgurmuş:Efendin bu durumda yapılan anketlerin ve anketlere verilen cevapların veya televizyonlarımız tarafında halkla yapılan röportajların geçerliliği pek kalmıyor.

Ögdülmüş:O zaman orta yere şöyle bir sonuç çıkıyor. Yapılan anketlerin ve röportajların doğruluk derecesi her zaman şüphe ile bakılacak durumda. Çünkü her zaman doğruları söylemiyor, içinde bulunduğumuz şartlara göre konuşuyoruz.

           Esasında siyasi sonuçları tahlil eden anketlerde soruların soruş şekli de etkili oluyor.

Anket sorusunu soran kişi, olumsuz bir cümle ile başladığında, biz de olumsuz konuşma eğilimine giriyoruz.

Diyelim bir maden kazası oldu. Spiker maden işçilerine soracağı soruya olumsuz bir kelime veya cümle ile başlayarak şöyle dese.“Hiç tedbir alınmadığı, işçilerin çok olumsuz şartlarda iş yaptıkları söyleniyor; ne dersiniz?“Ankete cevap veren işçi hemen olumsuzları hatırlayarak“evet doğru çok olumsuz şartlarda çalışıyorduk, hiçbir tedbire önem verilmiyordu” gibi sözler sarf ediyor.

Sorulan soru olumlu bir cümle ile başlarsa cevap veren kişi de bu kez olumlu cümle kuruyor. Mesela:“Arama kurtarma için herkesin yardıma koştuklarını, bir şeyler yapabilmek için çaba sarf ettikleri söyleniyor ne dersiniz?“diye sorulduğunda ise cevap veren işçi olumlu düşüncelerle, “evet Allah razı olsun, herkes elinden geleni yapıyor, Allah devlete millete zeval vermesin “gibi cümleler sarf ediyor.

Bu ve bunun gibi yaklaşımları gerek televizyonlarda ve gerekse yazılı basınımız pek çok kez görmek mümkün. Bu yüzden, bu gibi anket ve röportajları dikkatle izlemek ve belli bir oranda olabilirlik ve olmazlık düşüncesini de göz ardı etmemek gerekiyor.

           Yapılan anketlerde soruların ve sorunun soruş şeklinin de önemli olduğu anlaşılıyor. Soruları ve sorulara verilen cevapları buna göre değerlendirmek lazım.

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

23012475