Güncel Yazılar

Nuri GÜRGÜR[i]

TSK’nin Fırat’ın doğusuna “Barış Pınarı” adıyla başlattığı askeri harekât, ABD ve Avrupa’da Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla kıyaslanmayacak derecede büyük tepkilere yol açmış durumda. Özellikle ABD ‘de tam bir karmaşa yaşanıyor. Trump’ın bir dediği diğerini tutmuyor. SDG/YPG’yi ABD’nin sadık ve güvenilir müttefiki sayıp desteklenmesini isteyen Pentagon, CİA, Dışişleri ve çok sayıda Kongre üyesinin Türkiye’ ye sert tepki gösterilmesi, yaptırım uygulanması yönündeki baskılarından bunalmış durumda. Tavrının yarın bile ne olacağını kestirmek mümkün değil. Türkiye’ye yaptırım kararnamesini imzalaması, bize dostça duygular beslemediği bilinen Hazine Bakanı‘nın “gerekirse Türkiye ekonomisini işlevsiz hale getirebiliriz“ demesi Washington’daki husumetin ne kadar derin olduğunu gösteriyor.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun NATO Gn. Skr. Stolberg ile görüşmesinden sonra söyledikleri, Batı dünyasının Türkiye karşıtlığının esasında ahlaki bir sorun olduğunu işaret ediyor: “Hepsi PKK ile YPG’nin aynı olduğunu, Türkiye’nin güvenlik endişesinin haklı ve meşru olduğunu söylüyor. NATO dâhil tüm uluslararası camiaya bildirimde bulunduk. Yaptığımızın uluslararası hukuktan kaynaklandığını, haklı olduğumuzu ifade ettik. Hem meşru diyorsunuz hem de yapılana karşı çıkıyorsunuz. Terör örgütü ile sahada angajmanınız olabilir ama bu bizim problemimiz değil senin ikiyüzlülüğündür” diyor ve ekliyor: “Bu kadar PKK sevdalısının olduğunu bilmiyorduk.”

Barış Pınarı Harekâtı sıradan bir girişim değildir; Ortadoğu’daki jeopolitik denklemi, güçler dengesini, küresel ilişkileri ister istemez derinden etkileyecektir. Her ne kadar bu harekâtın alanı ve çapı konusunda Erdoğan ve Trump arasında belirli bir mutabakat bulunsa da, Türkiye’nin güvenliğini sağlama konusundaki girişimleriyle ABD- lsrail’in bölgede bir Kürt devleti kurma projesi çatışıyor. İngiltere ve Fransa gibi bölgeyle ilgili geleneksel hesapları bulunan ülkeler de Türkiye’nin pişirdikleri aşa su katmakta oluşundan hoşnut değiller. S. Arabistan, Mısır ve Körfez ülkeleri ise bu coğrafyanın kaderinin kendi ellerinde olduğu iddiasındalar; Türkiye Arapların işine karışmayıp çekilsin istiyorlar.

Türkiye Barış Pınarı harekâtında planladığı askeri hedeflerine çok uzatmadan ulaşmak niyetinde. Çünkü zamanın uzaması, dışarıda başlayan tepkilerin hızla yükselmesine, karşımıza çeşitli ekonomik ve politik sorunların çıkarılmasına yol açabilir. ABD onbinlerce TIR dolusu her türlü silahı vererek, eğiterek terör örgütünü silahlı bir güç haline getirmeye çalıştı. Ancak sosyolojik tabanı ve tarihi birikimi bulunmayan bu derleme ve suni topluluğun Türk ordusu karşısında direnmesi mümkün değildir. Ancak dost ve müttefikleri çok fazla ezilmesini engellemek için vakit geçirmeden devreye gireceklerdir.

Şu ana kadar yapılan açıklamalar, harekâtın bir bütün olarak değil bölüm bölüm düşünüldüğünü, kontrole alınan alanda Afrin ve Cerablus’ta yapıldığı gibi bir düzen ve istikrar sağlandıktan sonra diğer aşamaya geçilebileceğini gösteriyor. Dolayısıyla harekâtın askeri yönünden daha fazla, bu dönemde izlenecek siyasi stratejiler, yapılacak görüşmeler ve girişimlerin sonuçları belirleyici olacaktır.

Siyasi alanda gerçekleri görmek zorundayız. Uluslararası alanda gücümüz, desteğimiz sınırlıdır. Türkiye 2008’de BM ‘de 151 ülkenin oyunu alarak Güvenlik Konseyi geçici üyesi olmayı başarmıştı. Oysa 6 yıl sonra yeniden aday olduğumuzda 51 oyda kalmıştık; bugün yeniden aday olsak muhtemelen bunun bile çok altında kalırız. Hukuk, demokrasi ve yargı bağımsızlığı gibi konularda aksini iddia etmenin yararı yok, notumuz maalesef yüksek değil. Batı’lı bir çok kuruluşun hukuk ve yargı konularında yaptıkları araştırmalarda Türkiye son sıralarda yani sorunlu ülkeler kategorisinde yer alıyor. Esasen halen Meclis’te görüşülmekte olan Yargı Reformu Yasasına ihtiyaç duyulması bu konudaki eksiklerin kabulü anlamına geliyor.

Türkiye dış ilişkilerinde cumhuriyet döneminin en ağır sorunlarıyla karşıyadır. Meselemiz sadece terör örgütüyle sınırlı değil, bölgede küresel güç ABD emperyalizmiyle hesaplaşma durumundayız. Washington’dakiler, “derin Amerika” Türkiye’nin terör devleti kurulmasını önlemesinin ABD için telafisi imkânsız bir itibar kaybı olacağının, bölgenin “baş aktörü” olmaktan çıkacağının farkında. Dolayısıyla Türkiye’nin geri adım atması için her şeyi yapabilirler. Hamaset, hissiyat tuzağına kesinlikle düşmemek, romantik heveslere kapılmamak, reel politik faktörlere bağlı rasyonel politikalar izlemek zorundayız. Tersini yapmanın nelere mal olduğunu artık öğrendik.

Çavuşoğlu’nun harekâtın Adana Mutabakatı’na da uygun olduğunu söylemesi elimizde bunca zamandır var olan bir imkânın gecikilmiş de olsa hatırlandığı anlamına geliyor. Bu ifadenin ışığı altında, Suriye politikamızın ciddi bir özeleştirisinin yapılarak Türkiye’nin manevra alanını genişletecek yeni bir düzenlenmenin yapılmasının zamanı geldi hatta geçiyor.

 

[i]Türk Ocakları Eski Genel Başkanı, yazar-mütefekkir, ATO Eski Meclis Başkanı, işadamı

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22023213