Güncel Yazılar

Turgut GÜLER

Üsküdar sâhilinde, adını taşıyan külliyeyi Mîmâr Sinan’a yaptıran Şemsî Ahmed Paşa, İsfendiyâr Hânedânı’ndandır. Kastamonu Beyi Kızıl Ahmed Paşa’nın torunu, Mîrzâ Paşa’nın da oğlu olan Şemsî Paşa, Enderûn’dan yetişmiştir. Avcıbaşı, bölük ağası, müteferrika, sipâhîler ağası gibi vazîfelerde bulunduktan sonra bir müddet Şâm’da kalmış, Anadolu ve Rûmeli beylerbeyliklerinde kendini kabûl ettirmiş, nihâyet Sultan İkinci Selîm zamânında vezirlik pâyesine ulaşmıştır.

Şemsî Paşa, İkinci Selim Hân’ın musâhibliğini de yapmıştır. Sultan Üçüncü Murâd’ın itimâdını kazanmasını da bilen Paşa, külliyenin tamamlandığını Dünyâ gözüyle gördüğü günlerde vefât etmiştir (1580).

Câmiin kapısına Şemsî Paşa’yı tanıtan ve resmî bir dâire mârifetiyle yazdırıldığı belli olan levhada, maalesef, “musâhib”yerine “muhâsib”denilmiş. Uzun zamândır, bu kelime yanlışlığı düzeltilmedi.

Şemsî Paşa Külliyesi’nin sembolü, elbette câmidir. Mîmâr Sinan’ın eserleri arasında “en küçük câmi”olma özelliğini taşıyan Şemsî Paşa veyâ halk dilindeki adıyla Kuşkonmaz Câmii, ebâdının aksine pek güzel ve zarif bir mimârî seziştir.

Koca Sinan’ın, İstanbul’un her iki yakasına damga vuran eserlerinin tamâmını içine alan bir irtifâdan elde edilecek tablo, ne kadar muhteşem görünür. İşte bu tablonun alt köşesindeki imzâ, Şemsî Paşa Câmii’dir. Sinan, sanki küçük câmi yapma iddiâsına girmiş bir profesyonel yarışçı edâsıyla, minyatürcülüğe soyunmuştur.

Dünyâ Mîmârlığının iftihar kaynağı Sinan, Şemsî Paşa Külliyesi ile eserin fizikî ölçülerinin küçülmesinin, san’at değerini nasıl yücelttiğini; hem göstermiş. hem de bilmeyenlere bunu öğretmiştir. Bu külliyenin bulunduğu yer, hârikulâde bir peyzaj görüntüsündedir. Eserle manzara birbirini tamamladığında,“muhteşem”tâbiri mahcûb olur. Sinan ufkunun göğe ve suya bakışından husûle gelen daha nice kanat çırpışı var ki, her biri ayrı tonda, ayrı frekansda saltanat kurmuş.

“Kuşkonmaz”isminin bu külliyeye ve sâhaya alem olmasının, halkiyâta girmiş rivâyetleri, el’ân kulaklarda dolaşıyor. Sinan gibi mimârın olacak; zamâna da, zemîne de gönül hoşlukları yaşatacak muazzam bir san’at vesîlesi, bizim coğrafyamıza doğacak ve bugünün perîşân ötesi tablosuna mâzeret aranacak... Cehâlet, nedâmet, hamâkat, gaflet vb. menfî mânâlı kelimelerin hepsi bir araya gelse, Sinan’a rağmen sâhip olduğumuz kabalığı izâh edemez. Deveye hendek atlatılabilir, ama bizim bîgânelere târîh anlatılamaz.

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22023067