Güncel Yazılar

Kenan EROĞLU

Odgurmuş(1): “akıl”lı “Ögdülmüş” kardeşim. Bazen karşımızda ve dışımızda bulunan insanları çok kolay itham ediyoruz. Bunun sebebi nedir? Karşımızdaki kimseleri derinlemesine düşünmeden neden böyle itham yoluna gideriz.

Ögdülmüş(2): Sevgili “kanaat sahibi” Odgurmuş’um. Bir fikir hareketine bir siyasi partiye fanatikçe mensubiyet duyuyorsak, karşısında olduğumuz grup için, ne yazık ki bazı iddiaları bir çırpıda sıralamaktan çekinmiyoruz.

Karşımızda bulunan muarızlarımıza;

"Hepsi vatan haini"

"Hepsi satılmış"

"Bunlar, üçkâğıtçılar"

"Bunlar hortumcu, bunlar yiyici. Bunlar din adına siyaset yapıp dini alet ediyorlar".

“Bunların hepsi solcu komünist”

“Bunlar eyyamcı, hepsi cemaatçi”  Vs. vs. Gibi sözleri söyleriz.

Bu iddiaları sıraladığımız kimseler öylemidir, değil midir ona bakmayız. Yalnız bu gibi itham ve iddialarla kalsak yine iyi. Karşısında olduğumuz guruba en olmadık ve en olumsuz küfür derecesinde cümleleri peş peşe sıralayabiliyoruz. Bu sıraladığımız ithamları karşımızdaki kişi hak ediyor mu? Yok, hak etmiyor mu? Fazla düşünmeyiz.

Çünkü yetersizliğimiz ve bilgisizliğimiz, bizi bu şekilde itham etmeye yöneltiyor.  Söyleyecek ve izah ve ikna edecek fikir ve düşüncesi olmayan insan elbette ve sadece itham eder, eleştirir.
                Bir inanı ya da bir fikri derinlemesine bilmek ve bu bilgiler ışığında eleştiri ya da izah getirmek elbette her insanın yapabileceği bir iş değildir. İtham ve eleştirir nasıl olsa bir sorumluluk getirmiyor.

Odgurmuş: Peki, karşımızdaki gurup için en olmadık sözleri söylemekle sonuç üzerinde ne kadar etkili oluyor?  İddia ve ithamlarımızla neyi değiştiriyor,  neyi önlüyoruz? Karşımızda bulunan insanı o ithamlarımızın dışına çekebiliyor, onu düşünmeye sevk edebiliyor muyuz?

Ögdülmüş: Burası çok önemli, biz ithamlarımızı sıralayıp geçiyoruz.

Esasında bu yolla yapılan itham ve eleştiriler hiçbir şeyi değiştiremiyor,  hiçbir şeyin önlenmesi mümkün olmadığı gibi ne ithamlarımızın muhataplarını ikna edebiliyor ve ne de Milleti de ikna edemiyoruz. Yaptığımız itham ve küfürlerin hiçbir etkisi olmuyor. Biz sadece ithamda bulunmuş ve karşıdakilere küfür savurmuş oluyoruz. Yahut da ne bileyim biraz kendimizi tatmin etmiş oluyoruz.

Odgurmuş: Peki efendim biz bu gibi ithamları sıralarken adına hareket ettiğimiz halkımız-milletimiz ne diyor?

Ögdülmüş: Zaten milletimiz bu şekilde çok aşırıya kaçan yakıştırma, küfür, itham ve isnatlara pek itibar etmiyor. Milletimizin feraseti, öyle her konuda farfara yolunu seçenlere başlangıçta gülüp geçerken, daha ileri zamanlarda ve seçim geldiğinde kim doğru kim eğri onu yine en iyi halkımız değerlendirmeye tabi tutuyor.

Odgurmuş: Efendim o halde ne yapmak lazım.

Ögdülmüş: Bu durum neden böyledir, insanlar neden aşırıya kaçan bir şekilde karşıdakini itham eder diye konunun sebepleri üzerinde durmak ve düşünmek gerekir. Fakat tüm diğer konular gibi bu konunun da sebepleri üzerinde uzun uzun düşünmek gerektiği halde bunu ne yazık ki yapamıyoruz.

Karşı gruptaki insanlar için, “hepsi vatan haini“ derken, vatan hainliği mefhumu içerisine girmesi gereken sıfatları-düşünceleri bu insanlar taşıyor mu? Taşımıyor mu? Bakmıyoruz. Aslında bizde “vatan hainliği“ yakıştırması biraz müphem bir mefhumdur. Karşıdakini bilgi yetersizliğinden dolayı uzun uzadıya ve tutarlı bir şekilde tenkid edemiyorsak kolay yolu seçiyor hemen damgayı vuruyor “vatan haini” deyip geçiyoruz. Aslına bakarsanız Cumhuriyet öncesinden beri iktidara gelen her ekip eskiyi kötüleyerek, çoğunun “vatan haini” olduklarını ve hatta kendi günlerinde kendilerine ters düşen herkesin “Hıyaneti vataniye“ den nasip aldıklarını iddia ettikleri malumdur.

Bilindiği gibi Cumhuriyet döneminde de, rejimi desteklemeyen kişilerin pek çoğunun şapka giymediği, şalvar giydiği, serpuş taktığı veya suikasta teşebbüs ettiği gibi devrim kanunlarının hilafına hareket ettikleri iddiasıyla sudan bahanelerle, “Hıyanet-i vataniye“ den suçlu bulunarak mahkûm ve idam edildikleri herkesçe bilinmektedir. Hatta yıllarca “vatan haini, vatanı sattı, kaçtı” diye itham ettiğimiz, ilkokuldan itibaren şiirlerle körpe dimağlara işlediğimiz son Padişah Vahdettin’in vatan haini olmadığı ortaya çıkmıştı.

Odgurmuş: “Akıl”lı Ögdülmüş’üm bu konularda biraz dikkatli olmak gerekmez mi. Öyle rastgele herkese “vatan haini, satılmış, şunun bunun uşağı, iş bilmez hatta gerici yobaz  vs” demek ne kadar doğrudur?

Ögdülmüş: Evet kardeşim; Karşımızda bulunan herkes için “vatan haini, satılmış, hırsız, üçkâğıtçı“ görmek derken senin de belirttiğin gibi itham ve iddialarda biraz dikkatli olmak lazımdır. Çünkü devirler değişir “keser döner sap döner, bir gün hesap döner” atasözünde olduğu gibi, aynı damganın bir gün bize de vurulabileceği, yeni gelen yönetimin de bizi toptan vatana ihanetle suçlayabileceği ihtimali unutulmamalıdır.

Bir başkasını vatan hainliği ile suçlarken, suçlayan kişinin de bu konularda biraz temiz olması lazımdır, sırf bu kişiler bize karşı veya bizim “siyasi rakiplerimiz” diyerek insanlara bir takım suçlar isnat etmek ve vatana ihanetle suçlamak elbette yakışık almaz, dürüstlüğe de yakışmaz. Siyaseten rakip olan kişi ve gurupları sadece “siyasi rakip” olarak görmek lazımdır. Siyasi rakipler de “bölücü ve yıkıcı teröristler” hariç olmak üzere asla “siyasi düşman” muamelesi görmemelidir.

Bir kişi, bir başkası için bir takım ithamlarda bulunabilir, ama Milli ve manevi değerlere inanan insanların, milli ve manevi değerler ölçüsüyle hareket etmek mecburiyeti vardır.

Esasında yapılan bu ithamlar, karşıda bir gedik açmadığı gibi, karşısında olduğumuz siyasi gurupta bir yara da açmıyor, bilakis görüyoruz ki karşı gurubun kendi arasında biraz daha kenetlenmesine sebep oluyor.

Yapılan ithamlar çoğu kez boşa çıkıyor.

Çünkü karşıdaki gurubu eleştirirken, eleştirdiğimiz gurup gibi davranıyor, eleştiri getirdiklerimizden daha iyi bir şey ortaya koyamıyor. Makul,  mantıklı ve inandırıcı da olamıyoruz.

Odgurmuş: Peki bizim bu gibi davranışlarımız karşısında halkımız ne yapıyor?

Ögdülmüş: Halkımız ya da kısaca Milletimiz,  böylesine her şeyi, her durumu ulu orta ve olduğundan çok eleştirip itham eden kişi ve kişilere pek itibar etmediği gibi hem güvenmiyor ve hem de sözünü dinlemiyor. Milletimiz karşıdakini hadsiz ve hesapsız eleştiren kişilere güven duymuyor, güven duysa inansa bu eleştirileri dikkate alır ve doğru olduğu iddia edenlerin takipçisi de olur.

Bu yüzden iddia sahibi olanların önce kendilerinin inandırıcı olmak gibi bir mecburiyetleri vardır.   Makul olmak lazımdır.  Millet seçtiklerine veya okumuşlarına,  “beni temsil et benim gibi ol” diyor.  Sürekli sabahtan akşama kadar olmadık sözlerle onu bunu eleştir demiyor.

                ……………..

Sözün özü;

En iyi tebliğ, temsildir. Söylediklerini şahsında yaşayan insanlar,  söz söyledikleri zaman da inandırıcı olurlar. Milletimiz de, o büyük irfanıyla; ”kalbi ile dili arasındaki mesafe”, deniz seviyesi kadar olan insanları bâş tâcı etmiştir.

…………………………………………

 

Odgurmış (1): Kanaat - Akıbet- Afiyet

Ögdülmiş (2): Akıl - Ululuk

Kadim Kitabımız olan Kutadgubilig de geçen iki şahsiyet:

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22036963