Güncel Yazılar

Esat ARSLAN

Bilmem, farkında mısınız, “Soğuk Savaş”ın bitmesiyle girmiş olduğumuz, “Asimetrik Savaş”iklimi sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, nitel insan gücünde müthiş bir gerilemeyi de beraberinde getirmiştir. Artık okuyan değil işiten, gören değil de bakan bir kuşakla karşı karşıya olduğumuzun bilincindesinizdir. Geçmişten günümüze gelen değerler sisteminde, müthiş bir bozulma, yayılmacı güçler tarafından gelişmekte olan ülkelere dayatılan, enjekte edilen değerler oluşumunda da gözlenen bir yabancılaşmayı algılayabiliyor musunuz? Evet, üzülerek izliyoruz, yarınları emanet edeceğimiz genç kitlede kendi ailesine, içinden çıktığı topluma, yaşadığı kente ve ülkeye müthiş bir yabancılaşmayı sizler de benim gibi hissediyorsunuzdur. Genç işsizler, iş aramaktan vaz geçenler, hiçbir şey üretememenin olanca ezikliği ile toplumda değerli bir arkadaşımın tespiti ile kendi ülkelerinde “Pasif Mülteci”durumuna gelmişlerdir. Ülkemizde ve diğer Avrupa ülkelerindeki mülteci çocuklarının, ailelerine ülkeden sınır dışı edilecekleri bilgisi verildikten sonra şuursuz, baygın bir hale geçtiklerinden çok daha ezik bir duygudur. O kadar ki, bunlar, tamamen pasif, hareketsiz, içe kapanık, sessiz, neredeyse yemek içmekten aciz, fiziksel bir uyarıya veya acıya tepki vermeyecek kadar kendilerini düşledikleri dünyaya kapatmışlardır. Onlar için varsa da yoksa da sanal gerçekliktir. Ha bu arada yeri gelmişken söyleyelim, Fukuyama’nın “Tarihin Sonu Tezi”gibi, Neanderthallerden sonra Homo-sapiens’in sonunun geldiğine inanmaktadırlar. Bahsettiğim hikâye yarım milyon yıllık bir geçmişin, yani Homo Sapiens’le birlikte daha küçük beyne, daha büyük surata, daha belirgin kaş çıkıntılarına ve daha büyük dişlere sahip olan ilk insanların da mı sonuna geldik acaba? Sorusunu da beraberinde3 getirmektedir.

Kaldığımız yerden devam edelim. İmparatorlukların sona erdiği Birinci Dünya Savaşı; Ulus Devletin sona erdiği İkinci Dünya Savaşı; ideolojilerin sonlandığı Soğuk Savaş Sonrası geldiğimiz yeri özetleyelim. Bunun adı “İdiokrasi-Emoji-Like” dünyasıdır. Yeni Dünyamıza hoş geldiniz, Sevgili Okurlar.  Emojilerin babası olarak bilinen Shigetaka Kurita, 90’lı yılların sonunda ilk emojileri tasarlarken insanların birbirleriyle iletişim kurarken kendilerini daha rahat ifade edebilmelerine yardımcı olmayı amaçlamıştı. O emojiler, geçen yıllar içerisinde büyüyüp gelişerek başlı başına bir ifade biçimi olmakla kalmamış, sinemadan müziğe, reklamcılıktan sosyal ağlara kadar dünyanın en popüler iletişim dili haline gelmiştir. Her alanda kullanılan emojilerin son olarak ulaşmış olduğu yer ise emoji alan adlarıdır. Yoksa sizler emoji alanlarına giremediklerimizdensiniz?  Emoji dili “İdiokrasi lisanı”. İdiokrasi “demokrasi”ye gönderme yapılarak ortaya çıkarılmış, uydurulmuş bir terim. Yani “Gerzokrasi”. Gerzeklerin iktidarı belirlediği bir rejimi kastediyorum. Kemal Sunal, “Gerzek Şaban”’ın paraya imza atma sahnesini bir anımsayalım, zannederim, neyi kast ettiğimi anlayacaksınız. Bundan 14 yıl önce 2005 yapımı “Idiocracy” filmini sanırım izlemişsinizdir. Çok fazla ileri gitmeye gerek yok, resmen günümüzü anlatıyor, günümüze ışık tutuyor. Kısaca şunu söyleyeyim, dünyanın büyük bir hızla “gerzekleşmekte” olduğunu anlatan bir filmdi. Konusunu da söyleyelim mi? 2005 senesinde ABD ordusu bilimsel bir deney için ortalama zekâyı temsil eden bir kadın ve bir erkeği “İnsan Dondurma Projesi” kapsamında gelecekte uyandırılmak üzere dondurma kararı alınır. Erkek olarak ortalama zekâya sahip bir asker seçilir. Kadın olarak da filmdeki ifadeyle “özel sektörden” bir eleman seçilir, bir hayat kadını dondurulur.

ABD Başkanı halkı “malum ortaparmak işaretiyle” veya havaya ateş açarak selamlayan eski bir güreş ve porno film yıldızıdır.

Akıllı sayılabilecek cümleler kurabilenler “acayip konuşan nonoş” olarak görülmekte, bizzat halk veya otorite tarafından cezalandırılmaktadır. Konuşmak için bazı sesler çıkarmak veya argo birkaç kelime yetmektedir. Bizdeki “Hı, hı” sesi ile son zamanlarda “her bir şeye “Aynen” yanıt verenler buna örnek gösterilebilir. 

İnsanlar sadece kaba kuvvet gösteren televizyon programlarına ve filmlere meftun derecesinde âşıktır, sadece bu yapımlara tepki verecek hale gelmiştir işlemeye işlemeye körelen beyinleri.[1]

İşte bu filmden esinlenerek, ülkemizde de memleketlerine yabancılaşan bu genç işsizler ordusunu kast ediyorum. Bunlar büyük bir bıkkınlık içerisinde hem ailesi ve yakın çevresiyle hem de toplumla bir nevi köprüleri atarak yabancılaşmışlar, gittikçe de yabancılaşmaya devam etmektedirler. İyi kötü bir iş bulup çalışan yakın arkadaşları yâda dostları dâhil üretsel faaliyette bulunanlara karşı da acımasız bir biçimde içinde bulundukları çevreyi ve ülkeyi devamlı olarak kötülemektedirler. Bunları da aralarında kurmuş oldukları özel oluşturulan bir web sitesi ağı intranet yâda extranetle, haberleşme ve iç iletişimi sağlamaktadırlar. Kuşkusuz, tabii bunlara karşı özel bir web sitesi ağı içerisinde olduklarından olduğu için dışarıdan müdahale son derece kısıtlıdır. 

Beğeniler ise’like’laşma ile sağlanmaktadır. Youtuber “okunuşu: yutubır”lar takipleşme, like(okunuşu: layk)laşma ve paylaşım vakfının birer üyesidirler. Örneğin, ortalama popülerlikte bir “yutubır” olmak için aşağı yukarı ne kadar takipçi gerekir bilmiyorum.NASA’ nın kirli çamaşırlarını açığa çıkaran, Elon Musk’ı bitiren, uzaylılarla yapılan anlaşmalara, dünyanın tüm sırlarına ulaştığını söyleyen “Ay inanmıyorum, sözcüğünü dillere pelesenk eden duruşlarını sergileyen sevgi pıtırcıkları ile defalarca “İlluminati”yi sular seller gibi okuyup bitirmişlerdir. Dünyayı yöneten aileleri ve gizli yapılanmaları muhteşem bir biçimde ifşa ederler. Amaçları asla izlenme kasıp, parayı kırmak değildir. Onlar her sırrı çözen süper-zeki kahramanlardır. Dünyanın düz olduğunu bile kanıtlarlar.[2]

Şimdi bütün bu girizgâhtan sonra Gerzekrosi’nin yaşandığı bir dünyada bizden inanmamızı istedikleri olaya bakar mısınız? Cidden dikkatinizi toplamanızı rica ediyorum.  Bakar mısınız, şimdi bizim inanmamızı istedikleri ABD’nin stüdyo projesi DAİŞ lideri Ebubekir el-Bağdadi'nin Suriye’de öldürüldüğü olaya. ABD Başkanı Donald Trump’un azil sürecinin hızlandığı, Barış Pınarı harekâtına ara verildiği ve Türkiye’ye ekonomik bakımdan yüklenildiği bir evrede el-Bağdadi'nin öldürülmesi olayını bizzat Trump tarafından açıklanması dünyada ne kadar da geniş yankı buldu, hepimizin malumu. Başkan Trump, hazırlanan bu komployu hem azil, hem de 2020 seçim kampanyasına faydası olacağı düşüncesiyle adeta üzerine atladığını da birlikte gördük ve yaşadık. 

Birlikte anımsayalım, inandırıcı olması açısından ABD, 4 Ekim 2011 tarihinde kendi stüdyo projesi DAİŞ’in lideri el-Bağdadi'yi önce küresel terörist ilan etmiş ve yakalanması ya da öldürülmesi için ABD Dışişleri Bakanlığınca 10 milyon dolar ödül bile koydurmuştu. Gelelim tekrar operasyonunun irdelenmesine. Bir soru. Peki, şimdi Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsünün yaptığı açıklamada, “hava saldırısının tespit edilemediğini belirterek, operasyonda büyük çelişkilerin olduğunu açıklamasını” şimdi nereye koyacaksınız? İnanmak zorunlu, mecburi derseniz o zaman durum başka. Eğer algı operasyonu ile tüm dünyayı inandırabiliyorsanız, atış serbest. Ha bir de tüm dünyayı “Gerzekrosi” olarak algılıyorsanız, inanmamak serbest değil ki… “Zerdüşt böyle buyurdu”,diyorsanız, pardon dünya büyüklerimiz böyle buyurdu, demelisiniz. Nietzsche'nin Tanrı inancında en çok üzerinde durduğu merhamet ve acımadan yola çıkarak söylediği bu veciz ifade, bu olaya ne kadar uygun, öyle değil mi, sevgili okurlar...  

Şimdi gelelim, ABD’nin PKK, FETÖ gibi stüdyo projelerinden biri olan DAİŞ’in son kullanma tarihi belirlenmiş olan lideri El Bağdadi’nin öldürülmesi olayının püf noktalarına. Gelin birlikte bakalım. İlginçtir, tezgâhlanan bu kurgulamada ipuçları da ABD tarafından verilmektedir. Aslında bunları vermekten hiçbir yüksünme ve çekinme içerisine girmedikleri de açıkça görülmektedir. CIA ve Pentagon’un gayrı resmî ajansı konumundaki “Washington Post” El Bağdadi operasyonunun püf noktasını nasıl da açıklayıverdi. “CIA elemanımız uzun süredir Bağdadi’nin en yakınında birlikteydi.”Gazete daha da ileri giderek, İdlip kırsalında operasyon yapılan evin yapımında da orada olduğunu açıklamaktan çekinmediğini de not edelim. Evin yapımına Ocak 2019’da başlanmıştı. Uydu fotoğrafları bunu açıkça ortaya koymaktadır. Bütün bunlar ne biliyor musunuz, sevgili okurlar, ABD ve İsrail, İslam toplumu içerisindeki meczupları, cahil radikalleri DAİŞ çatısı altında toplayıp, bölge kaosu yarattıktan sonra, Türkiye’nin başına sarmaya, terör sarmalına sokmaya çalışmasıdır. Ama, Türkiye Cumhuriyeti’nin kalıcı devlet geleneği ile bütünleşmiş “devlet ebed müddet” kadroları bu belayı defetmesini bilmiştir. 

ABD ve İsrail şimdilerde laboratuvar koşullarında ürettiği bu kaos, şiddet üreticilerini başından atma kurgulaması yapmaktadır.  Bu arada şunu da söyleyelim, ABD ve İsrail DAİŞ örgütünün kendi kontrolü dışında yeni bir oluşuma dönüşmesini de engellemeye çalışmaktadır. Örgütü yumuşatma çalışmaları şimdiden başlamıştır. Yeni DAİŞ liderinin takma adı bile bunu açıklar mahiyettedir. Efendim, örgütün yeni liderinin adı, “Ebu İbrahim el Haşimi el-Kureyşi” dir. Bu bile her bir şeyi açıklamıyor mu?Ortaya atılan bu nick-name, tarihte Abbasi hanedanını kuran,  Hz. Muhammed'in büyük-büyükbabası Haşim bin Abdimenaf'dan alan Haşimi sülalesinin Kureyş boyunu adeta kafalara mıhlamakta ve de çakmaktadır. 

Bütün bunlardan sonra bana sorabilirsiniz. DAİŞ Lideri El Bağdadi ve II. Adam konumundaki yardımcısına n’oldu? Diye. Söyleyeyim. Bir kere ölmediler, sadece sakallarını kestiler. Deneyimle söyleyelim, hiçbir patlamada kafatasları kaybolmaz. Açıklamaya bakar mısınız, Usame Bin Ladin gibi denize atıldığından bahsediliyor. Patlamada sağ kurtulan köpek bile Trump’tan madalya aldı. Bana diyebilirsiniz, anlat, anlat heyecanlı oluyor diye. Efendim söyleyelim, real politik olarak, çünkü her şey kurgu ve sanal. DAİŞ Lideri El Bağdadi ve yardımcısı ile aileleri DAİŞ’in içindeki ABD’li irtibat subayı ile ABD’ye uçtular. Şimdi, Washington DC’de Potamac Nehri kıyısında yeni evlerine yerleşmekle meşguller. Benden açıklaması. Unutmayalım, Teyo Pehlivan gibi ben de yalan da yok hilaf da yok.     

 

[1]Kanat Akkaya, “10 yıl sonra yine İdiokrasi”Hürriyet gazetesi, 22 Ocak 2017http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/kanat-atkaya/10-yil-sonra-yine-idiokrasi-40342913/ErişimTarihi:30.10.2019

[2]https://dunyasozluk.com/gizli-bilgilere-ulastigini-iddia-eden-youtuberlar.html/1185652

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22036953