Güncel Yazılar

Nilgün DAĞ

Depresyon, düşüncede meydana gelen sinsi ve gizemli hastalıktır. Kişiyi olağanüstü orantısız bir değersizlik ve yetersizlik duygusuna iten koca bir kara deliktir. İnsanı rehin alan ezici ve ısrarcı bir çöküntü ve sürgün hâlidir. Her zaman belli bir sebebi yoktur. Ve tek bir semptomdan ibaret değildir. Ama en temel belirtilerinden biri, yoğun ve koyu bir umutsuzluk hissidir. Dolayısıyla bir mağlubiyet psikolojisidir.

Depresyon, dünyada en yaygın üç küresel hastalıktan biridir. Bugün itibarıyla dünya nüfusunun % 4’ünü, yani yaklaşık 322 milyon insanı etkilemektedir. Ancak Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminine göre, 2020’de yaygınlık bakımından HIV/AIDS, kanser gibi hastalıkların önüne geçerek dünyanın en yaygın ikinci küresel hastalığı olacaktır. Dolayısıyla onu gezegeni istila eden en ölümcül hastalık olarak nitelemek abartı olmayacaktır. Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü’nün verilerine göre ise, Amerikalıların % 7’si depresyondan muzdariptir. Amerikalı yetişkinlerin % 17’si, İngiltere’deki yetişkinlerin % 15’i, Almanya’dakilerinse % 9’u depresyonla mücadele etmektedir. Her üç ülkede de depresyon tanısı kadınlarda daha fazladır. Yani, depresyona erkeklere nazaran kadınlarda daha fazla rastlanmaktadır. 2018 Gallup Küresel Duygu Raporu’na göre ise, antidepresan kullanımı son 4 yılda iki kat artış göstermiştir. 2013 OECD raporuna göre İzlanda, dünyadaki en büyük antidepresan tüketicisidir. Görüldüğü gibi depresyon, her yerdedir. Uğramadığı ülke neredeyse yoktur. Ve bugün, dünya çapında bir engellilik sebebi kabul edilmekte, iş göremezliğin başlıca sebepleri arasında gösterilmektedir... 

Şüphesiz günümüz dünyasında; terbiye toplumundan performans toplumuna doğru evrilmiş olma, hızın bütün ara zamanları lağvetmesi, zihni sakin tutmanın güçleşmesi, insan ilişkilerinde menfaatin öne çıkması, yalnızlaşma gibi birçok durum depresyon üretmektedir. Byung-Chul Han, 21. yy’ın bakteriyel veya viral bir çağ olmadığı; modern çağın nevi şahsına münhasır hastalığının “yorgunluk” olduğu yönündeki tespitinde bu bağlamda çok haklıdır. Yorgunluk, depresyonun oluşmasında rol oynadığı gibi depresyon nedeniyle bir komplikasyon olarak da ortaya çıkar. Nitekim Fransız sosyolog Alain Ehrenberg, depresyonu “kendi olma yorgunluğu”[1]olarak tanımlar. Japonlar, depresyona “ruh üşümesi” derler. Anadolu’da ise depresif hâl, “gönül yorgunluğu” şeklinde ifade bulur. Çünkü depresyon hâlinde gönül istiap haddini aşar. Her şey anlamını yitirir. Kişi yabancılaşır ve benesir düşer... 

Bennasıl kurtulur bilemem. 

Bildiğim şudur: “Depresyon, ben’den daha büyük değildir!”... 

 

[1]Ehrenberg, bu tespitiyle modern bireyciliğin patolojisini resmeder. 

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22040100