6 Temmuz 2022

Turgut GÜLER

Julius Caesar’la aynı devirde yaşayan Mısır Kraliçesi Kleopatra; güzelliği, entrikaları ve siyâsî manevra vâsıtası olarak kullandığı kadınlığı ile adından hâlâ söz ettiriyor. Batı medeniyetinin iki temel direği olan Romave Grek mitolojilerine dâimî stepne yapılan antik Mısır, kaynağı epeyi bulanık Kopt, Kıptîhüviyetiyle, bugünkü ahlâkî kaosu çağlar öncesinden hazırlamıştır.

Sarîh bilgilere dayandırarak ve mitgömleği çıkarılarak, Kleopatra’nın sefîh ve esfel bir kadın olduğu, rahatlıkla söylenebilir. Zîrâ o; hem erkek kardeşiyle, hem de Caesar veAntonius ile evlenmiştir. Shakespeare, JuliusCaesarile AntoniusveKleopatraisimli piyeslerinde konuşturdu diye, entelektüel olmanın vecîbelerinden addedilen Kleopatra hayrânlığı, ahlâkî duruşumuzun dumûra uğramasında bir hayli pay sâhibidir. Aynı zamânda, intihar psikolojisinin de sembol isimlerinden olan Kleopatra, bütün Dünyâ’yı ve – maalesef – Türkiye’yi derinden sarsan canına kıymasenaryolarında, hep ilhâm kaynağı bilinegelmiştir. Kleopatra’yı, insanlık vicdânında ve ahlâk terâzisinde şişirilmiş daralarından sıyırarak tartmadıktan, bu Majeste Sefîhe’nin âdemiyet indinde mahkûm oluşunu görmedikten sonra, her türlü sapıklık başımıza tâc yapılır.

Türk milletinin, bu noktada son derecede dramatik durduğunu görüyoruz. Çünkü öz târîhini hakikî hâliyle öğrenme imkânından mahrûm olan Türk çocuğu, sipâriş üzre yazdırılmış mevcut kâğıt yığınlarına târîhdiye sarılmaktadır. Kendi benliğimize taban tabana zıt bu varak-pâreler, birçok intânî hastalık arasında Cleopatra Sendromu’nu da, eğitim faaliyetinin tabiatından saydırıp, dimâğlara zerk etmektedirler.

Ortada, ancak vodvilseviyesinde ciddiyet kazanan bir hayat tarzı var ve ha bire Türk insanına dayatılıyor. İşin garîbi, Osmanlı Sarayı’nın harem hayâtını karalayan, aforoz eden mâlûm çevreler, Kleopatra’yı ikonlaştırıp, ahlâksızlık mâbedine asıyorlar. Kendi târîhimizi kendimiz yazıncaya kadar, bu Kleopatra kepâzeliklerine katlanmak mecbûriyetindeyizÇâpük-süvârolmanın zamânıdır…

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: