Güncel Yazılar

 Ömer AĞAÇLI

Avrupa kültüründe ortaya çıkan modernizm döneminde din kavramı ciddi olarak sorgulanmış ve bilimsel methodlara göre ele alınmış ve sonunda vahiy kaynaklı bilgiler karşılıkları olmayan anlamsız kelime yığınından ibaret sayılmıştır.

19 ve 20 asırlarda bilim ağırlıklı düşünce her türlü metafizik önermeleri(din, felsefe) gereksiz sayacak noktaya gelmiş, tanrı kavramı da sadece evreni açıklayan bir hipotez  olarak kabul edilmiştir. Bütün beşeri düşünceler bu hipoteze temellendirlmiştir. Tanrı sadece bir hipotez olarak kabul edilince, doğal olarak dünyada olup bitenlerle ilişksi kesilmiş olarak kabul edilmeye başlanmıştır.

Bu bakış açısı, bu anlayış hiç kuşkusuz Türkiye’de özellikle akademik çevrelerde daha etkin olmuş ve oradanda eğitim ve öğretim görenlerin zihinlerine yansımaları olmuştur. Özellikle bizim nesil bu yansımalardan  nasibini almıştır. Bizim nesil, travmatik, kafası karışık, biraz da meczupca yetişmiştir. 

  1. yüzyılda din konusunun yeniden aktüel hale gelmeye başladığını görüyoruz. Yani din, geçmiş dönemlerden daha yoğun üzerinde durulan bir gerçeklik haline gelmiştir.

Bu girizgahtan sonra bu makale kapsamında Allah, insan birlikteliği bağlamında ortaya çıkanların, insanın düşünce, niyet ve eylemlerinin rolü ve önemi üzerinde durmak istiyorum.

Kur’an’a göre Allah, sadece varolan değil, her şeye varlığını veren, varlığı ile destek olandır. Diğer bir deyişle Allah, tüm mükevvenattaki varlıkların varoluşunu sağlayan ve her an onları yönetendir. 39/62: “ Allah herşeyin yaratıcısı ve yöneticisidir.” Diye belirtilir. 55/29: “ Allah, her an sürekli yaratma faaliyetleri içindedir.”  3/2: “ Allah sonsuz hayat sahibidir. Bütün varlıklara varoluşlarını sağlayandır.” 

Burada yeri gelmişken Allah, insan bağlantısı konusunda Müslüman Türk Sufisi Sadrettin Konevi’nin sözlerini aktarmadan geçmek istemiyorum.. Konevi “ Hakk’ın eşyaya inayeti yani desteği ve yakınlığı, kimi insanları hakk ile eşyanın aynılığı hükmünü vermeye götürmüştür ki bu hüküm vehim perdesinin hükmüdür. Hakk’ın eşyaya desteği vücudi nurunu vermesidir. Vücudi nur ise mutlak varlığın zati nurudur. Hakk kendi zatına ait zat nuru ile tüm eşyaya destek vererek onları kendi nuru ile varkılar. Bütün kainatın özü onun nurudur. Her varlık bu nurla ortaya çıkar. Nur ise tek ve biridir. Tüm kainatta tek ve bütündür. Buna göre tüm kainat hakkla aynı değil ama haktan da ayrı değildir.”

Bu bağlamda 87/ 1,2,3,4,5 ayetlerde belirtildiği üzre “ Yaratıp düzene koyan, takdir edip yol gösterendir.”  Allah her şeyi yaratıp düzene koymuş ve onlara bizzat yol göstermiştir ki bunun adı vahiydir. Şu kadar ki Allah, hayatın içindedir, tüm varlıkları çekip çevirendir, insanları da çekip çevirendir. Bu çekip çevirme her an böyledir. Bütün bunlardan sonra söylenecek söz, İnsanların düşünceleri, niyetleri ve eylemleri ne yöne ise Allah ‘ta buna anında karşılık verendir. Bu yönler iki boyuludur. “ Hayr” ve Şer” olarak ismler alırlar.

İnsan, akıl ve irade sahibidir. Akıl tercih yapar, irade uygular. Allah bunlara karşılık verir. Bu karşılıklar insanın maddi, manevi pozisyonunu da belirler. İnsanın maddi, manevi pozisyonu ektiklerinin sonucudur. Aşağıdaki iki ayette ilahi referanslardır.

39/70.” Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir.” Ve Ahkaf 19: “ Her insanın yaptıklarından dolayı dereceleri vardır.”

Vahiyle bildirilen bilgiler mutlak hakikat bilgileridir. İnsan aşkın varlık alanına nüfuz edemez. Bu bilgilere ya iman eder ya da inkar eder. Üçüncü bir yol da yoktur. Akıl içkin alanı bilebilir. Aşık alanın bilgileri vahiy kapsamında olanlardır. Varlık, aşkın ve içkin alnlardan ibarettir. Bu bağlamda vahiy akla yol göstermektedir. Bu zorunludur. Vahiy, Allah’ın rehberliğidir. Allah’ın mahlukatına yol göstermesidir. Kur’an gerçeklerle yaşamak isyetenlere, doğru yolda gitmek isteyenlere manevi pusuladır. İnsan düşüncesinin inşasında akıl ve vahiy birlikteliği zorunludur. Vahyin amacı hem aklı hem de iradeyi eğitmektir. Aklın yaptırım gücü yoktur. İradenin vardır. İnsan aklı ile iyiyi bilse bile ona yönelemez, iradenin de güçlü olması zorunludur. Anladığımız odur ki insanın iyiye yönelebilmesi için  vahiy hem iyileri belirler hem de iyilere yönelebilmesi için iradeyi destekeler ve ona güç vermektedir. Bütün mesele  insanın kendi doğasına, özüne göre dünya hayatını gerçekleştirmesidir. İnsanın doğası denilen şey onun varlık yapısı yani fıtratıdır. Vahyin döne döne insana söylediği insanın kendi fıtratına gör yaşaması, fıtrat dairesinin dışına çıkmamasıdır. İslam, maddi ve manevi özgürlük anlamına gelir ki bu özgürlük hali insanın fıtrat dairesinde yaşaması demektir. İnsan fıtrat dairesi içinde yaşadığı sürece Allah’ın muhatabı haline gelir. Böylece Allah’ın ilmine ve yaratma faaliyetine yani oluşa iştirak eder. Burada Değerli Şaban Ali Düzgün’ün sözü de aktarmalıyım. Sayın Düzgün “ Tanrı tek taraflı yaratmaz, aksine içlerine bir önem duygusu yerleştirerek yaratıkların da yaratma sürecine katılmalarını sağlar.”

28/83: “ Güzel sonuç, günahlardan kaçınanlarındır.”

33/24: “  Allah iyileri iyilikleriyle mükafatlandırır. “ 

İYİ NİYET, İYİ EYLEM HAYIRLI SONUCA GÖTÜRÜR. DOĞRU BİLGİ DOĞRU EYLEME GÖTÜRÜR....

Medeniyet Tasavvuru

Neşet TOKU
Hukuk Üzerine
Saadettin Yağmur GÖMEÇ
Eski Türk Dininin Temel Özellikleri
Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

27572884