Güncel Yazılar

Mehmet MAKSUDOĞLU

İlkokulda iken bizlere, asker işgalinden çok daha tehlikeli olan kültür istilâsını, adından hiç söz etmeyerek ne güzel anlatmışlardı:

“Bir şehir varmış, iki kral, bu şehrin kendisine âid olduğunu söyleyerek tartışmışlar. Sonra şöyle karar vermişler: Caddelerde, sokaklarda dolaşalım; halk kimin diliyle konuşuyorsa, kimin türkülerini söylüyor, dinliyorsa, şehir, o halkındır, o halkın başındaki kralındır.”

Ne kadar tekrar edilse azdır : günümüzdeki durum, tabiî, normal gelişimizin sonucu değildir: Disk kaymasına uğradık, 1839 da resmen yamulduk, 1856 da gelen ikinci darbeyle kimliğimizi inkâr ettik; cizye kalktı, gâvura ‘gâvur’ demek yasak edildi. Bu çarpık, eğik omurgayla yaşayarak, ‘asrîleşiyoruz’, ‘çağdaşlaşıyoruz’ diye kendimizi aldatmağa çalışarak eğik belkemiğimizle iş o hâle geldi ki :

Milletlerarası bir yarışma yapılsaydı da konu şu olsaydı:

Devlet eliyle en komik aydın tipini kim yetiştirir?

Şampiyonluğu biz kazanırdık. 

‘Aydın’ denilen diplomalılarımızın çoğu, kendi kültürünün temelunsurları olan dîndil ve târih konularında pek zayıftır.

Binlerce okuyucuya hitabeden gazetede yazan ‘aydın’ (artı puvanı: telâffuzu iyi); câmide sigara içildiğini sanır, diğer biri, câmiye küçük çocukları götürenleri, suçlu ihbâr ediyormuşçasına haber yapar, başka biri, Irak’ta Müslümanları öldüren Amerikan askerinden (veterankelimesini tercüme zahmetine katlanmadığı için) gâzi diye söz eder. Bu zihniyetin kurduğu Edebiyat Fakültesinde Arapça, DoğuDilleri Bölümü’nde okutulur; biz Batı’lıyız ya: Fas, Tunus, Cezâyir, Libya filân bizim doğumuzdadır!

Sevimli bayan sunucu, Tanapın Avrupa bağlantısının yapıldığı törendenseremoni diye söz eder. Allah korusun, 1922 şartları devâm etseydi, İngiliz Genel vâlisi emretseydi; her gün Türkçeden bir kelimenin yerine İngilizce bir kelime kullanarak Batılılaşacaksınız:

Dükkân demek yasak, shop diyeceksiniz.

Düğme demek yasak, buton kullanacaksınız,

Kaldırım yok, tretuar diyeceksiniz, 

Azamî ne demek? maksimum diyeceksiniz

Asgarî yok; minimum diyeceksiniz,

İcrâ yerine performans diyeceksiniz…

Herhâlde tepki görürdü ve bugünkü karar başarılı olamazdı.

Bu yörüngede yetiştirilen arkeologların bir kısmı, Türkiye’nin toprağını harıl harıl kazarak buldukları Roma/Rum taşlarını gün yüzüne çıkarmakla meşguldür ve         –muhâfazakâr denilen medyadan bile- takdir görmektedir. Bilindiği gibi Roma İmparatorluğu 395 te ikiye ayrıldı, Batı kısmı 476 da Doğu kısmı da 1453 te yıkıldı. İtalyan çizmesinin Roma bölgesinde kurulmuş olan bu imparatorluğun Doğu kısmında Milâdî altıncı yüzyılda dil ve kültür yunanlılaştı. Tebeasına/uyruğuna Rûm denilen bu kısmı 1453 te Fatih yıktı. O tebeanın, uyruğun, halkın torunlarının torunlarına da Rum diyoruz. 

Bizans nereden çıktı? 

Bizans, Milâttan önce, 20 yüzyıldan daha fazla zaman önce İstanbul’un bulunduğu yöreye verilen isim: Mesele, Türkiye’nin altını oymak, Anadolu’nun, İstanbul’un Yunan’a âid olduğunu tescil etmek. 

TÜRK TÂRİHÇİLERİ de ağızlarını doldura doldura BİZANS  deyip dursunlar! BİZANS diye yazsınlar! 

KÜLTÜR İSTİLÂSI BÖYLE BİR BELÂDIR!

Erzurum Atatürk Üniversitesi’nden arkeologlarımız, Ağrı’da Nûh A.S. ın gemisinin izlerini aramışlardı, bir zamanların CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek’le birlikte.

Ağrı vâlimiz de, turist gelsin diye küçük gemi maketleri (hediyelik) hazırlatmıştı! Bu Müslümanlar, Nûh A.S.ın gemisinin Ağrı’da DEĞİL, CİZRE’de karaya oturduğunun Kur’ân-ı Kerîm’de yazılı olduğunu bilmezler Mİ?

***

Yakınlarda bir de CUMA ile ilgili maskaralıklar ortaya çıktı. Müslümanların elinde bir Cuma kalmıştı, sıra ona geldi herhâlde: Batıda, gâvur kaynaklı bu olay köpürtülüyor da, kaç Müslüman, reklâmı yapılan o mallardan ALMAMA BİLİNCİNİ gösteriyor?

Reklâm kampanyasına katılan Müslüman firmalara NE DEMELİ?

***

Yakında yılbaşı geliyor. Kaç Müslüman, vitrinini çam dalları vb ile süsleyen, Noel Baba şaklabanlığı yaptıran mağazaya girip de

“şu malı satın alacaktım, ama, bu reklamlardan dolayı almıyorum” 

Demek zahmetine katlanacak dersiniz?

Böyle mağazalara, -organize bir iş olduğu izlenimini vermeden- kendiliğinden, birbirinden habersiz, her gün bilinçli onlarca kişinin bir ay boyunca girmesinin hiç etkisi olmaz mı?

Farsça bir beyitte meâlen şöyle deniyor:

Ölü, teninde hayât olmayan değil,    Morde ân nebâşed kiorâ der teneş nebved hayât 

Şuûru/bilinci olmayandır.                Morde ân bâşed kiorâ der dileş nebved şuûr

 

Gerçekten de, bilinçsiz kişinin, ölüden farkı var mıdır? 

***

01 Aralık 2019

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22658027