19 Ağustos 2022

Turgut GÜLER

Bogomil, Bulgarca bir kelime ve Allah dostu (Bog=Allah, mil=dost) demek. Bu tâbir, hakkında çok söz söylenen bir Hristiyan mezhebinin de adı. Filibe’de 10. yüzyılda kurulan Bogomil mezhebi, Hz. Îsâ’nın doğumundaki kudsiyeti ve insan sûretinde cisimleşmesini, vaftizi, kilisede yapılan âyinleri ve dinî rütbeleri kabûl etmiyordu.

Bogomil hareketi, Bulgar Çarı Boris ve Sırp Kralı Stepan Nemanja tarafından 13. yüzyılda şiddet kullanılarak, kanlı bir şekilde bastırıldı. Bundan sonra, bu mezhebin tarafdârları, ağırlıklı olarak Bosna’da görülmeye başlandı.

Hristiyan akîdenin, dışı sayılabilecek kadar ucunda ve eğreti tarzda duran Bogomiller; Osmanlı’nın sıcak, mûnîs adımlarla Bosna’ya getirdiği İslâm’a, çok kolay, isteyerek geçtiler.

Türk milletinin, Satuk Buğra Hân’ın meşhûr rûyâsını vesîle yaparak Gök Tanrı inancından Müslümanlığa geçişinde hangi âmiller rol oynadıysa, Bogomillerin Muhammedî elbîse giymelerinde de benzer psikoloji hâlleri görülmüştür. Hem Bogomil, hem de Gök Tanrı inancı, ibâdete dâir ritüelleri farklı olmakla berâber, özde İslâma yakın duruyorlardı. Bosna’da, bir Boşnak mümin kitlesinin zuhûru, işte böylesine usâre benzerliği veyâ aynîyetinden güç, kuvvet alıyordu.

Bosna; bölge, arâzi, vatan olmasının yanında, bir nehrin de ismidir. Sava Nehri’nin kollarından Bosna’nın, ilkbaharla birlikte suları bollaşır. Dar geçitlerle birleşmiş birkaç havzadan geçer, Saraybosna’ya kadar 308 kilometrelik bir yol kat’ eder. Bosna bölgesi ve şehri, adlarını, bu nehirden alırlar.

1463’de Fâtih’in Bosna’yı fethinden 1878’e kadar tam 240 Osmanlı vâlisi, burada vazîfe yapmıştır. Bosna Eyâleti’nin merkezi, önce Bosnasaray (Saraybosna), sonra Banyaluka ve nihâyet Travnik olmuştur.

Mostar Köprüsü deyince, kalbimizin göğüs kafesine sağlı-sollu çarpması, boşuna değildir. Anadolu’daki köprüler kadar bizim olan Bosna ve bilumum Rûmeli köprüleri, altlarından akan köpüklü sulara bakarak Aliş’in karakaşlarını seyrediyor..

            

            

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: