Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI

İnsanın hayat serüveninde en önemli husus, insan ile nimetler arasındaki ilişkilerde ortaya çıkanlardan ibarettir. İnsan dünya’ya Allah’ın yarattığı nimetler sofrasına konuk olarak gelir, tüm ömrünü de bu sofrada geçirir. İnsan hayatı, Allah’ın insan için yarattığı nimetler sofrasında misafir olmaktan başka bir şey değildir.

İnsan, ruh halindeyken elest bezminde Allah ile sözleşmiştir. İnsanın dünyadaki hayatının amacı, Allah’a verdiği sözün yerine getirilmesi iken bu defa insan kendisi için yaratılmış, kendisini çepeçevre kuşatan her türlü, maddi, manevi nimetler sofrasında, nimetlerle ilişkilerini artırarak, onlarla oyalanarak Allah’a verdiği sözünü unutur ve kendisi için olan nimetleri araç olacağı yerde amaç haline getirir.

Dinin çıkış noktası buradan kaynaklanır. Her Peygamberin misyonu insana yaratılış amacını ve ezeli misakı hatırlatmaktan ibarettir.

Kur’an’da bütün ilkesel uyarılar, öğütler hep bu minval üzeredir. Yani Allah’ı unutup, Allah’ın nimetlerini öncelemenin ve bunun sonucunda dünyada yaşanacak olumsuz hallere dikkat çekilmesidir.

İnsan, dünya nimetlerinden yararlanırken daima llah’ın koyduğu sınırlar içinde olmak durumundadır. Allah’ın koyduğu sınırlar aynı zamanda insan doğasının, fıtratının sınırlarıdır. Şu kadar ki insan kendi doğasının sınırlarında kalırsa doğru, sınırları aşarsa yanlış yapmış olur.

İnsanın fıtrat dairesinde yaşaması, kendini yaratılış amacını göre gerçekleştirmesinde en ideal durumdur. Ama gel gör ki insan nimetlerin çekimi ile fıtrat dairesinin dışına her zaman ve mekanda çıkmış ve acı sonlarla karşılaşmıştır. Bu da bir gerçek durumdur. Burada lafı uzatmadan, kalem azmadan konumuza gelelim.  Konumuz fıtrat sınırları dışına taşma olan “ İSRAF” tır.

İnsanın Allah’ın yarattığı sınırların dışına çıkma halinin adı israftır. Bu denge halini kaybetmesinin adıdır israf. Allah’ın evrensel dininin ölümsüz değerleri içinde israf konusuna çok vurgu yapılır. Ve israf davranışına neden olarak da nefs gösterilir. Çünkü insanın bütün sorunlarının kaynaağı nefstir. Dünya’daki tüm olumsuz olaylar ve olguların temelinde insan nefsinin arzu ve isteklerine girmesinden başka bir etken yoktur.

Ünlü bir sufi olan İbrahim Hakkı Efendi “ Nefsin kötü huyları kalbin huzurunu bozar. Bu da akla zarar verir, gönül rahatlığı elde edilemez. Kötü huyların başında” açgözlülük”  gelir. Açgözlülük huzuru bozar, tokgözlülük ise gönül rahatlığı sağlar.” Demiştir. İsraf açgözlülüğün sonucudur.

İsraf, insanın dünya nimetleriyle, çevresiyle ilişkilerinde ortaya çıkar. Oysa ki 2/29 ayette: “ O, Allah ki, yeryüzündeki nimetlerin hepsini sizin için yaratmıştır.” Denilerek, nimetlerin insanlar için olduğu, insanların nimetler için olmadığı vurgulanmıştır. İnsan bu gerçeğin bilincinde olmazsa, kendini nimetlere araç haline getirir ve  tüm sorunları da burada ortaya çıkmaya başlar.

Dünya nimetleri konusunda tarihte farklı değerlendirmeler, önyargılar ortaya çıkmıştır. Hz. Peygamberden önceki ümmetlerde “ dünya nimetlerinden uzak kalınması, bir lokma bir hırka ile iktifa edilmesi” anlayışının varlığı bir gerçektir. Hz. Muhammed böyle bir anlayış, algıyı 7/32 ayetle : “ Allah’ın kulları için yarattığı nimetlerin haram olduğunu kim demiş? “ diye kökünden kaldırmıştır. 

7/31: “ Ey Ademoğulları, mescide her gidişinizde süslü, temiz elbiyselerinizi giyin, yiyin için fakat israf etmeyin. ALLAH, İSRAF EDENLERİ SEVMEZ.” Diye bildirmiştir bu yanlış yagıyı kazımıştır. İnsanlığın maddi, manevi denge haline gelmesini önermiştir. İslam’da maddi, manevi dünya ayrımı yoktur. Maddi, manevi denge ve bütünlük hali vardır.

İsraf, nefsin açgözlülük sıfatından türeyen bir illet ve dengeyi kaybetme halidir.

İsraf, zulümdür. Zulüm insanın başkasının zararından nefsinin menfaat temin etmesidir.  İsraf, hakk’a karşı duruş, nefsinden taraf olma halidir. İsraf, açgözlü nefsin kudurmasıdır. İnsanın kendi hakk’ının dışına çıkması, ötekinin hakkını gasp etmektir. İsraf öyle bir illetir ki hakk olan fıtratın dışına savruluş, insanı insan yapan tüm güzelliklerin yok oluşudur. İsraf, azma, kudurma, yolunu şaşırma halidir. İsraf, insanın nefsine yenilmesidir, esarettir. Sorumluluk akıldandır. Sorumsuzluk hayvanlıktır. İsraf, ahlaksızlıktır, Allah’a ait olanları insanın kendinin zannetmesi, bir nevi şirk halidir. İsraf başkalarının hakkını yemektir ki bu da hırsızlıktır. İsraf, diğer insanlara zulümdür, onların küfre girmesine neden olur. İsraf, aklın nefsin emrine girmesidir. İsraf, ruhun bataklığıdır. İnsanın manevi gelişimini de engelleyen bir illettir. Yani hastalıklı bir haldir. İSRAF, İNSANIN BOZULMASI, YIKILIŞI, YOK OLMASIDIR.İsraf, öyle bir illetir ki tarihte yıkılan, yok olan medeniyetlerin çoğu israf nedeniye yok olmuştur.

Medeniyet Tasavvuru

C. Stephen EVANS
Din Dili Problemi

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

34353068