Güncel Yazılar

Turgut GÜLER

Ziyâ Gökalp, dilimize pelesenk olmuş şiirinin son mısrâlarında:

            “Türklüğün vicdânı bir,

            Dîni bir, vatanı bir;

            Fakat hepsi ayrılır,

            Olmazsa lisânı bir.”

diyordu. 

Dil yâremizin en isâbetli teşhîslerinden biri olan bu mısrâlar, aynı zamânda reçete hükmündedir. Yeri geldiğinde, Dünyâ’daki bütün Türklerin birleşmesinden, Tûrân birliğinin kurulmasından bahsediyor ve bu ülkü uğruna fedâ edebileceklerimizi sıralıyoruz. Bunların hepsi, kıskanılacak bir millî şuûrun eseridir. Bu kabîl hisleri taşıyan soydaşlarımızla gurûr duymalıyız, onlarla iftihâr etmeliyiz. Ancak, yine acı bir gerçek olarak ortada durmaktadır ki, Türklüğün birliği husûsunda yapılanlar, söz safhasının ilerisine geçemiyor. Öyle ise, bu hayâl kırıklığından kurtulmak için ne yapılmalıdır?

Türklük, Yeryüzü’ne dağılmış bütün Türkleri ifâde eden bir kelimedir. Sibirya’nın kutup soğuklarını soluyan Yakutlar’dan, kadîm Boğdan, nev-zuhûr Moldavya’nın ziyneti olarak duran Gagauzlar’a kadar, Kürre-i Arz’ın her karış toprağında yaşayan Türkler, bu “Türklük” tâbirinin içindedir. Bütün Türkleri birleştirmek gayreti, yeni yetme bir fikir değildir. Bu yüce mesâînin çok geniş ve kalabalık ehli içinde Mete Hân’dan Atatürk’e uzanan devlet adamları olduğu gibi, Kâşgarlı Mahmûd’dan Ebû’l-Gâzî Bahâdır Hân’a, Ali Şîr Nevâî’den İsmâil Gaspıralı’ya, Ahmed Vefk Paşa’dan Ömer Seyfeddin’e, Ziyâ Gökalp’a, Nihâl Atsız’a yayılan çok sıcak ve semereli bir san’at, fikir akışı bulunmaktadır. Bu saydığımız isimlerin yanına, daha sahîfelerce sürecek yenileri ilâve edilebilir.

Şimdi, bizden evvelki bu Türklük gayretine bakarak, hiç çekinmeden şu hükmü verebiliriz. Türklüğün olmazsa olmaz birinci şartı, dil birliğidir. Diğer şartlar, dil birliğinin varlığı ile ortaya çıkacaktır. Bunun içindir ki, Gökalp’ın mısrâlarında vicdân, din ve vatan birliklerinin varlığı lisân birliğine bağlanmıştır. Bunun ne demek olduğunu, Türk’ün ezelî düşmanları da çok iyi bildiklerinden, Türklüğün arasına sokulacak en büyük nifâk silâhının dil olduğuna hükmetmişler, Türklerin birbirlerini anlayamamaları için, büyük gayretler sarf etmişler, bu işe misilsiz bütçeler ayırmışlardır. 

Rahmetli İsmâil Gaspıralı, boşuna “Dilde, Fikirde, İşde Birlik”demiyordu. Şunu iyice anlamalıyız, fikir ve işde sağlanacak birlik, ancak dildeki birlik ile kalıcı olacaktır.

Medeniyet Tasavvuru

Neşet TOKU
Hukuk Üzerine
Saadettin Yağmur GÖMEÇ
Eski Türk Dininin Temel Özellikleri
Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

27691897