Mehmet MAKSUDOĞLU 

'Tatar' sözü, çeşitli zamanlarda değişik anlamlarda kullanılmıştır. Ruslar, bu deyimi, yüzyıllar boyunca, Avrupa Rusya'sında yaşayan bütün Türk soylu Müslümanlar için kullanmışlardır.1Batılı yazar ve araştırıcılar, 'Tatar' kelimesini, Türkistân'da ve Karadenizin kuzeyinde yaşayan Türkler için kullanmaktaydılar.2

Osmanlılar ise, mîlâdî onaltıncı yüzyıldan başlayarak 'Tatar' deyimini, kuzey Türkleri için kullanmışlardır: " Kırım Haanı elHaac(Hacı) Selîm Gıray Haan'a Naame-iHümaayuundur: ... bu sene-i 'amîymu'l meymenede(uğuru yaygın bu yılda) dahî musammem (planlanmış)olan gazve-i meymuun ve Cihaad-ı Hümaayuunumuza murâfaqaat ve muvâfaqaatları (katılmaları)me'muul-ı Hümaayunumuz olub... ve saair ümeraa ve mirzaayaan-ı şecaa'at disaar ve cumhuur-ı taataar-ı 'aduv-şikâr...(1107/1696)"3.

Konunun açıklığa kavuşması için, başa dönmek, tatarkelimesinin ilk defa kullanılışından îtibâren kazandığı yeni mânâları gözden geçirmek gerekir. Durum incelenince görülüyor ki, İslâm dünyâsında ilk kullanıldığında, 'Tatar' kelimesiyle kasdedilen, 'Mongol' idi.Mîlâdî onüçüncü yüzyılda yaşamış olan Arap târihçiİbnul Esîr,Mongollardan bahsederken dâimâ 'Tatar' kelimesini kullanmaktadır: "Tatarların İslâm ülkelerine gelişi"4, "Tatarların Türkistân ve Mâverâünnehr'e çıkışı"5, "Kâfir Tatarların Harzemşâh üzerine yürüyüşü"6,"Tatarların Kıpçaklara ve Ruslara yaptıklarının anılması"7  gibi. Tabiî, şamanist, kısmen budist Moğollardan bahsetmektedir. Cingiz Hân'ın Celâleddîn Harzemşâh'a yetişmesini anlatırken  "Celâleddîn (Sind nehrini) geçemedi, Cingiz Hân Tatarlarla ona yetişti"8demektedir.

İbn Kesîr (öl.774/1372), Cingiz Hânı anlatırken "Tatarların en büyük sultânı, bugünkü meliklerinin babası" ifâdesini kullanır.9    

İbn Haldûnda "Bu sultân, Cingiz Hân, Tatarların sultânıdır" demektedir.10Çok iyi bilindiği gibi Cingiz Hân, Mongol hükümdârıdır.

'Tatar' kelimesi, günümüz Arap araştırmacılartarafından da 'Mongol' yerine kullanılmaktadır. Meselâ, Mongol istilâlarını gösteren harîtanın yaftası 'Tatar yağması'dır11. Moğollar, 656/1258 de Bağdâd'ı işgaal edip Abbâsî Halîfeliğini yıkmadan önce, 635/1237 de Moskova'yı zaptettiler. Mongol (Tatar) ordusunda en kalabalık zümre Kıpçak Türkleri idi.Türklerin büyük çoğunlukta olduğu Mongol ordusu, günümüzde Rusya denen bölgeyi, onüçüncü yüzyılın ilk yarısında zaptetmişti.12Bu durum, Rusların, Avrupa Rusya'sındaki bütün Türk kökenli Müslümanlara niçin ‘Tatar’ dediklerini açıklar: Mongol (Tatar) ordusunun büyük çoğunluğu Türktü; Ruslara göre, bütün Avrupa Rusyasında yaşayan Müslüman Türkler, Mongol (Tatar)ların torunlarıydı. 

Ismail R. al Faruqi and Lois Lamya al Faruqi, The Cultural Atlas of Islamp.253, Map 47.The Tatar Holocaust. Advance of Tatars (under Genghis Khan and Hulagu)

Abbâsî Halîfeliğini 1258 de yıkmış olan, Cingiz HânoğluTuluy'un oğlu Hülâgü ve ordusundan, bütün çağdaş ve sonraki Arap tarihçileri 'Tatar' diye bahsettikleri gibi, diğer milletler de, onüçüncü yüzyılda yeryüzünün en büyük devletini kurmuş olan Moğollardan 'Tatarlar' diye söz etmektedirler.Meselâ Ermeni müellif, Aknerli Grigor, "Tatarlar Bağdâd'ı zaptettkleri sırada..."  ifâdesini kullanmaktadır.13

Onüçüncü yüzyılda Çinin çok büyük bir bölümü, Türkistan14, Îrân, Iraak, Sûriye, Anadolu, bugünkü Rusya, Kafkasya, Kırım, Ukrayna, Polonya, Tatarlar (Moğollar) tarafından zaptedildi. Bu Tatar hâkimiyeti altında yaşayan milletler de Tatar (Moğol) sülâlesinden hânedânların idâresinde yaşadıkları için 'Tatar' diye anıldılar.15Böylece, ondördüncü yüzyıldan başlayarak 'Tatar' kelimesi, kavmî, etnik, soyla ilgili bir söz değil, ra'iyyet olmayı, tebe'iyyeti (uyrukluğu), -hukuukî durumu farklı olmakla birlikte- vatandaşlığı ifâde eden bir deyim hâline geldi.Yâni, artık 'Tatar' sözü, etnik (kavmî) değil, siyâsî bir anlam ve içerik kazandı.Türk Ülkeleri dışındakiler zamanla Tatar (Moğol) hâkimiyetinden çıktı, Hazar Denizi ve Karadenizin kuzeyindeki bölgelerde yaşayan Türk topluluklarında Tatar siyâsî ismi devâm etti. Cingiz Hân'ın diğer oğlu Cuci'nin oğlu Batu Hân'ın hükümdârlığında, Karadeniz ve Hazar Denizinin kuzeyinde, Arapların ve Avrupalıların 'Altın Ordu',  Rusların 'Zolotai Orda' dedikleri  Kök (Gök) Ordu devleti ortaya çıktı. Batu'nun kardeşi Burkamüslüman oldu, 1255yılında Kök Ordu Hân'ı olunca müslümanlığını ilân etti. Bereke16adını alan bu zât, Altın Ordu'nun ilk müslüman hânıdır.Bereke Hân, Anadolu Selçuklu hânedânından bir hanmla evlendi. Bu evlilikten doğan oğlu İzzeddîn'e, Solhat ve Sudak şehirleriyle yörelerini verdi. İzzeddîn ve annesi, binlerce müslüman Türkü Anadolu'dan Kırım'a getirip yerleştirdiler.17İslâm Gökordu'da hızla  yayıldı ve çok sağlam bir şekilde yerleşti, kök saldı.18

XIII. yüzyılın ikinci yarısında Mongol İmparatorluğunun bölünmesiyle ortaya çıkan devletler ve bu devletlerdeki ezici çoğunluğu oluşturan Türklerin konuştukları lehçeler.

Gökordu (Altın Ordu)'da hânedân Cingiz Hân soyundandı, fakat "Türk unsuru o kadar kuvvetliydi ki ondördüncü yüzyıl başlarında Altın Ordu bu unsurun têsirine direnemedi ve bir Türk Devleti hâline geldi".19 Gökordu Hânı Toktamış 1396 da Timur'a yenilince, bu hânlık parçalandı; toprakları üzerinde Kazan, Kırım, Astrahanve Kaasım(Sibir) Hânlıkları kuruldu. Bu hânlıkların sâdece hânları ve yüksek kademedeki idârecileri gerçek tatar, yani moğol idiler, fakat, idâre edilenlere de, hükümdârlarından dolayı tatar denildi: Türkistandaki türklere, başlarındaki Özbek Hân'dan dolayı 'özbek' denmesi, son Gökordu (Altın Ordu) Hânı Toktamış'a karşı ayaklanıp onunla savaşan tümen (10 000 atlı) beyi Nogay'ın buyruğu altındakilere ve onların günümüze kadar gelen torunlarına 'nogay' adı verilmesi, Osmanlı idâresindekilere 'osmanlı' denilmesi gibi. Zamanla hânlar ve yöneticiler de türkleştiler. Meselâ, Kırımın ünlü kahramânı, 16. yüzyılda yaşamış olan Gazi Bora Gırây Hân, türkçe söyleyen birinci sınıf bir şâir ve klasik Türk mûsikisinde çok usta bir bestekârdır.20Nitekim, "Çarlık Rusyasının son yıllarında milliyet prensibi ön plana çıkınca, Rusyadaki halklar kendilerine 'Türk' mü yoksa 'Tatar' mı denmesi gerektiğini tartıştılar".21

Günümüzde, Rusya Federasyonu içinde, başkenti Kazan şehri olan Tataristân vardır. Bu ülkede, halkın yarıdan biraz fazlası Müslüman, yarıya yakını da Rustur. Müslümanlar, Türkçenin kuzey lehçesini konuşurlar, ataları, İbn Fadlân'ın bahsettiği, 922 yılında (Anadolunun müslüman hâkimiyetine girmeğe, türkleşmeğe başlamasından, Malazgirt savaşından 149 yıl önce) resmen İslâma girmiş olan İtil (Volga) Bulgarlarıdır. Arapça kaynaklarda Saqaalibe (tek: saqlab) lâfzıyla anılan İdil Bulgarlarının isteği üzerine Abbâsî Halîfesi oraya, İslâmı öğretecek, câmi ve minber yapacak kimseler gönderdi. Giden heyette bulunan İbn Fadlân, bu sefer sırasında gördüklerini yazmıştır. (Bulgarların öteki dalı, Karadenizin kuzeyinden geçerek Balkanlara inenleri, 863 yılında hristiyanlığa girip slavlaştılar; Bulgaristandakiler bunlardır.) Tataristândaki Bulgar Türklerinin lehçesinde çok güzel türkçe sözler yüzyıllardanberi yaşamaktadır: oda yerine bülme(bölme), pazartesi karşılığıbaşgün, örümcek ağı yerine ürmücek uyası  (oyası), mîde yerine aşkazan  kullanılmaktadır. Şüphesiz, Tataristandaki, türkçenin kuzey lehçesini kullanan müslümanlar Türktür, 'Tatar' kelimesi, onlar için kimliklerini belirleyen bir yaftadır. Zamanı gelince, 'Tataristân' sözünün 'Kıpçakistân'a çevrilmesi gerekir. 

Öte yandan, gerçek tatarlar,Anadolu'da onbeşinci yüzyıla kadar görülmektedir. Moğolların Anadolu Selçuklularını 1243 yılında Kösedağı savaşında yenmeleriyle, Anadolu Moğol (Tatar) istilâsına uğradı. Selçuklu Devletinin yıkılmasıyla ortaya birçok beylikler çıktı. Bunların içinde, Osmanlı Beyliğien küçük, fakat İslâmî değerlere bağlılıkta en samîmî olanı idi. Diğer beylikler birbirleriyle uğraşırken Osmanlılar Rum İmparatorluğu,* ve Avrupa'ya karşı cihâd faaliyetlerine giriştiler. Kısa zamanda önemli bir devlet hâline geldiler ve dördüncü hükümdâr Yıldırım BâyezîdSivas ve Tokad yörelerini "kabâil-i tatardan (tatar kabîlelerinden) olan Kadı Burhâneddînin dest-i tagallübünden" 22sıyırıp aldı. Daha sonraları da Anadoluda Tatar (Moğol) kabîleleri vardı: "... zikrolunan Qara Tatar tâifesi Cingizîler cânibinden(Moğollar tarafından) Selâciqaya(Selçuklulara) nezâret itmek üzere Rûma(Anadoluya) i'zâm olunan(gönderilen)aqvâmdan(kavimlerden) olub murûr-ı zaman(zamanın geçmesi) ile Qayseriyye ve Sivas taraflarında hayme-nîşîn (çadırda oturan) olarak tavattun etmişler (yerleşmişler) idi. Yıldırım Hân merhûm, Sivası havze-i hükûmete idhâl eyledikde(Osmanlı ülkesine kattığında) bunları tekâlif-i dîvâniyyeden mu'âf idüb (bunlardan vergi almayıp) yalnız seferler vuqû'unda (olduğunda, esnasında) hidemât-ı harbiyyede istihdâm kılınmakda olduklarından(savaş hizmetlerinde kullanılmakta olduklarından) günden güne tekessür ederek (çoğalarak) kırk elli bin nüfûsa bâliğ olmuş(ulaşmış) ve Timurlenk Rûma(Anadoluya) teveccüh ittikde (yöneldiğinde)bunların rüesâsını (başkanlarını), saltanat-ı Rûmu va'd ile (Anadolu hükümdarlığını vadederek) hafiyyen(gizlice) celb eylediğine mebnî (kendi tarafına çektiginden dolayı) der ceng-i evvel(savaş başladığında) tâife-i merkuume(bu anılan zümre) Timur askerine iltihaak eylemişler (katılmışlar) idi. İş bitdikden sonra Timur her ne mütâleaya mebnî ise(görüşe, düşünceye dayanarak) bunları berâber götürmeği tensîb idüb(uygun bulup)lâkin rizâlarıyla gitmeyecekleri mâlüm olduğundan asâkir-i külliye   ile  (pekçok askerle) cevânib-i erba'alarını(dört taraflarını)ihâta iderek (kuşatarak)alub gitmişdir ki Timur'un Rûmda (Anadolu'da)olan ef'âlinin(yaptıklarının) en hayırlusu budur."23

Daha sonra, Yıldırım'ın oğlu Çelebi Mehemmedİskilib civarında üç beş bin çadır halkı görüp bunların "tatar sergerdelerinden Minnet Beğin tevâbiatı (bağlıları)olduğu"nu öğrenince, hepsinin, Balkanlarda Filibe civârında yerleştirilmelerini emretti. Bu tatarların yerleştiği yere 'Tatar Pazarı' denildi.24

Böylece şu durum ortaya çıkıyor ki, Anadolu'da Moğol (Tatar) hâkimiyeti devâm etseydi, Osmanlı Devleti veya başka bir güçlü siyâsî kuruluş ortaya çıkmasaydı, Anadolu'da yaşayanlar da Karadeniz'in kuzeyinde olduğu gibi, başlarındaki Moğol hânedânlardan dolayı, büyük bir ihtimâlle 'Tatar' diye anılacaklar, bu kelime onların etnik değil, fakat siyâsî yaftası olacaktı. Yine, çok büyük bir ihtimâlle, Gökorduda ve ondan sonra kurulan hânlıklarda olduğu gibi, hâkim Moğol (Tatar) hânedânı ve Moğol kökenliler Anadolu'da da türkleşeceklerdi. 

Öte yandan, 'Tatar' diye anılan bu kavme 'Moğol' denilmesi, "Cingiz Hân zamânından sonra olmuştur. Moğol tâbiri Moğolistân ve Orta Asya'da yerleşmiş fakat Moğol imparatorluğunun batı kısmında hiçbir zaman yaygınlaşmamıştır. ... Daha sonraları Rusya'da ve Avrupa'da, Osmanlılar dışındaki bütün Türk halklarına Tatar dendiğini" 25görüyoruz.

Bilindiği gibi, insanın anadili, onun soyunu, kökenini belirleyen en önemli unsurdur. Dil kullanılırken, konuşmada, söyleyişte fark olursa, bu farka 'ağız' veya 'şîve' denir: Erzurum ağzı, Kayseri ağzı gibi. Fark, yazıya geçerse, 'lehçe' (diyelek) adını alır. Türk lehçelerinin çeşitli tasnîfleri vardır; en belirgin hatlarıyla, 4 lehçe kabul edilir: 

1-'Türkçe' dediğimiz Anadolu Lehçesi (Oğuz Lehçesi, Batı Türkçesi, Lehçe-i Osmânî).

2-Âzerî Lehçesi : En büyük temsîlcisi, meşhûr şâir Fuzûlî.

3-Türkistân Türkçesi (Çağatayca, Haakaanî Lehçesi, günümüzdeki Özbekçe).En büyük şâiri: Ali Şîr Nevâî.

4-Tatarca denilen, Kırım ve Kazan Türklerinin konuştuğu Kuzey Lehçesi.(Kırımın yalıboyunda İstanbul Türkçesi,  iç kısımlarıyla kuzeyde Tatarca konuşulurdu.)

SONUÇ

'Tatar' kelimesi, onüçüncü yüzyılda 'Moğol' kelimesinin yerine kullanılmıştır. Tatarlar (Moğollar), Çin, Türkistân, Îrân, Anadolu, Iraak, Sûriye, Sibirya, Rusya, Doğu Avrupa, Kırım ve Polonya'yı onüçüncü yüzyılda zaptettiler. O zaman Hazar Denizi'nin ve Karadeniz'in kuzeyinde Göktürk, Hun, Peçenek, Kıpçak ve Bulgar türklerinin torunları yaşamaktaydı. Tatarlar (Moğollar) onüçüncü yüzyılda bütün bu bölgeleri zaptettikleri zaman, bu işi gerçekleştiren ordularında, Türkistân'dan gelen yeni Türk kitleleri de vardı. Gerek eskiden Hazar Denizi ve Karadeniz'in kuzeyinde yerleşmiş olan, ve gerekse Moğol ordusunda gelen kalabalık Türk kitleleri, Moğol hâkimiyetinde yaşadılar. Moğol (Tatar) hâkimiyetinde olarak Hazar Denizi ve Karadeniz'in kuzeyinde yaşamış olan Türkler, siyâsî yafta olarak 'Tatar' diye anılır hale geldiler. Günümüzde Karadeniz'in kuzeyinde ve Rusya'da yaşayan ve 'tatarca' denen kuzey türkçesini konuşan müslümanlar, bunların torunlarıdır. Çıkan netice şudur ki, 'Tatar' kelimesi, yirminci yüzyılda, soy gösteren, başka bir deyimle, kavmî, etnik bir tâbir değildir, târîhî kimliği bildiren bir sözdür. Nasıl ki Osmanlı idaresinde yaşayan her ferd 'osmanlı' idi, Osmanlı tâbiiyetinde idi, Osmanlı uyruğu idi; Ermenî, Yahûdî, Rum, Arap, Çerkes, Gürcü, Arnavut vb. 'osmanlı' idi, Tatar (Moğol) idâresinde yaşayan kuzey Türkleri de öylece 'tatar' idi. Kısacası, yirminci yüzyılda, kendilerine 'tatar' denilen Rusya müslümanları, Moğol değil, ataları Moğol (Tatar) idâresinde yaşamış ve zamanla moğolları da türkleştirmiş olan Türklerdir.

DİPNOTLAR

1 Shirin Akiner, Islamic Peoples of the Soviet Union,  (London: 1986) p.55.

2Batılılar, Türkistan'lı bir Türk olan Timur'u Tatar zannederler; bkz.: Stanley Lane-Poole, Turkey  (London: 1986) p.74: "Asîl Tatar, Timur";  Stanford Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey (Cambridge:1976) I, p.32: "Îrân'ı işgaal eden güçlü Tatar, Timurlenk'.

Hâlbuki, Timur Türktür, anadili doğu (Çağatay) türkçesidir, moğolca değildir. Kişinin soyunu, anadili belirler. Adı, o zaman kullanılan islam yazısındaki  t y m u r harfleriyle yazılır. T y m u r harfleriyle yazılan bu kelime, kuzey türkçesinde Temür veye Temir, batı (Oğuz, Osmanlı) türkçesinde ise Demir diye okunur. Osmanlılar zamanında, yirminci yüzyılın ilk yıllarında yapılıp işletmeye açılan, İstanbul'u Medîne-i Münevvere'ye bağlayan Hicâz Demiryolu, o zaman kullanılan harflerle; Hicâz Tymur Yoly olarak yazılıyordu. Yâni, Arapçadaki t y m u r harfleriyle yazılan kelime, batı türkçesinde demir diye okunur.O Türkistânlı hükümdârın adı, batı türkçesinde Demir'dir. Ankara Savaşı(1402)ndan önce bir ara işgaal ettiği ve hiç sevilmediği Sivas'da 'Lek Demür' diye anılır. Bilindiği gibi, topallığından dolayı, Aksak Timur veya Timurlenk adıyla meşhûrdur. 'Lenk' farsça 'topal' demektir, Sivas ağzında hafifleşerek 'Lek' hâline gelmiştir, 'Topal Demir' demektir.

3Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Nâme-i Hümâyûn Defteri   5 , ss.205-208.

       Osmanlı Sultânı İkinci Mustafa, Kırım Hânı Hacı Selîm Gırây'ı uğuru yaygın bu yılda dahî kararlaştırılmış olan Kutlu Gazâ ve Semâvî Cihâd'a. bütün emîrler, şecâat bürünmüş (yiğitlik timsâli) mirzâlar ve hayvan avlar gibi düşman avlayan tatar halkı ile birlikte katılmalarının Semâvî (mesaj:İslâmın temsîlcisi Halîfenin) ümid(i) olduğunu bildirip, çağırmaktadır.

4İbnul Esîr,el Kâmil fi'târikh(Beyrût:1982) c.xıı, s.358.

5age.,xıı, 361.

6age.,xıı, 369.

7age.,xıı, 387.

8age., xıı,397.

9İbn Kesîr, el Bidâye we'n Nihâye(Beyrût:1985)c.vıı, s.127.

10İbn Haldûn,Kitâbu'l İber(Beyrût:1981)c.v, s. 593.

11Ismâil R. Fârûqî and Lois Lamya al Fârûqî,The Cultural Atlas of Islam(New York:1986) p.253.

12Shirin Akiner,Loc. cit.,  55. 

Günümüzde 'Rusya' denen ülkeyi, Ruslar, daha sonraki yıllarda ele geçirdiler; Rusların anavatanı, bilindiği gibi, Baltık Denizi yakınlarında pek de geniş olmayan bir bölgedir. Oradaki Slavlar kendilerini idâre edemedikleri için, 'Rus' isimli bir İsveçli prens tarafından yönetildiler, 'Rus' adı da böyle yaygınlaşmış olsa gerektir. Anadoludaki Türklerin Türkistân'a dönmeleri gerektiğini ileri süren Jirinovski'nin mantığına göre, (her millet kendi aslî yurduna gideceğine göre) Rusların da Baltık yöresindeki o bölgeye dönmeleri gerekir.

13Aknerli Grigor,Mogol Tarihi, çev.: Hrand  D. Andreasyan, İst. Üniv. Edebiyat Fak. Yayını, İstanbul, 1954, s.39. 

Mîlâdî 1271 (720) yılında yazılmış olan bu kitapta, Moğollardan, dâimâ 'Tatarlar' diye söz edilmektedir.

14'Türkistân' yerine 'Orta Asya' deyimini Ruslar ve Avrupalılar kullanırlar. Bu deyimi, J. Stalin de tervîc etmiştir. Batı Türkistân'da Türkmenistân, Özbekistân, Tacikistân, Kazakistn ve Kırgızistân yer almaktadır. Doğu Türkistân ise Çin hâkimiyetindedir; Çinliler oraya 'Sinkiyang' (yeni kazanılmış ülke) adını vermişlerdir.

15Kazanlı bir Türk olup Kazan Millet Meclisi üyeliği de yapmış olan Abdullah Battal Taymas, Kazan Türkleri(İstanbul 1341/1925, s.16) adlı eserinde şöyle demektedir: "Kazan Türkleri, Tatarlara bir nevi korku ve düşmanlık ile bakmış olsalar gerekdir, çünkü onlarda "Tatar barda khatar bar" (Nerede Tatar olursa, orada khatar (tehlike) var), "Tatar töre bolsa, çabatasın törge iler" (Tatar hakim olursa, çarığını baş köşeye çıkarır) gibi birçok meseller vardır.

16Arapça kelimelerde, durma hâlinde, sondaki yuvarlak te (te merbûta) okunmadığı için Bereke diye okunur; Türkçede de kullanılan 'bereket' demektir. Ayni durum, 'Nizâmiye', 'Hâkimiyet-i Milliyye', 'Külliyye' kelimelerinde de görülür; hepsinin sonunda, yazılıp da okunmayan (daha doğrusu, 'h' sesiyle okunması gerekirken ihmâl edilen) yuvarlak te vardır. Bu cümleden olarak; 'al Baraka' adıyla çalışan mâlî kuruluşun Türk ağzında söylenişi 'el Bereket' dir. 

Anlaşılacağı üzere, şimdiye kadar ‘Berke’ diye okunagelen yanlışı böylece düzeltmiş oluyoruz.Bir sûfînin elinde müslüman olan zâta, İslâm’a girince, ‘Bereke(t)’ adı veriliyor. İslâm kültürüne yabancı Batılıların bu yanlış okuyuşu yüzünden ‘Bereke’, ‘Berke’ diye söylenegeldi. Yabancılar, ‘Börkü Yaruk’u da ‘Berkyaruk’ okudukları için, bir zamanlar, bizdeki lise târih kitaplarında da öyle yazıyordu.

17Ataullah Bogdan Kopanski,  The Sabres of Two East, an Untold History of Muslims in Eastern Europe  (Islamabad: 1994) p.38.

18Kırım Türkçesinde 'Güney', 'Kuzey' yerine; 'Kıbla', 'Sırt' denilmesi, bunun çok güzel bir örneğidir: Kırımlı'nın yüzü Kâbe'ye, sırtı Kuzeye dönüktü, 1853 de başlayan Kırım Savaşı sırasında, Kırımın Güney tarafındaki Akyar (Rusların Sevastopol dedikleri), Osmanlı gemileri tarafından topa tutulurken Kırımlıların söylediği "Kıbladan kelgen top seslerin kurtuluşka corayman" (Kıble yönünden gelmekte olan top seslerini kurtuluşa yoruyorum), bu gerçeği göstermektedir.

19Shirin Akiner, Loc. cit., 55.

20Kırım Hânı Gaazi Bora Gırây'ın şu mısraları, şiir san'atındaki üstünlüğünün ölümsüz delîlidir:

       Raayete meylederiz kaamet-i dil-cû yerine

       Tuuğa dil bağlamışız kâkül-ü hoş-bû yerine

       Severiz esb-i hünermend-i sabâ-reftaarı

       Bir peîi-şekl sanem, bir gözü aahû yerine

 

Gönül çekici sevgili endâmı yerine Bayrak âşığıyız

Sevgilinin hoş kokulu saçları yerine Tuğa gönül vermişiz

Tapılacak (Sanem: insan şeklinde put) kadar güzel, ceylân gözlü yerine

Cihâd yolunda rüzgâr gibi uçan küheylânı severiz.

Şiir, bütünüyle bir şâheserdir. Bayrak - sevgili endamı, sevgilinin saçı - at kuyruğundan yapılmış tuğ münâsebetleriyle başlayan bu gazelin etrâflıca açıklanması oldukça uzun sürer. Burada şu kadarına işâret edelim ki;

Bu gazel, bilhassa Sabâ rüzgârı gibi giden hünerli attan bahseden üçüncü mısrâ, hakkı verilerek okunduğunda, sür'atle koşan atın nal sesleri yankılanır.

 

21 W. Barthold, "Tatar",  Encyclopaedia of Islam (Leiden : 1934) IV, p. 701.

*Osmanlının 1453 yılında yıktığı devlet, Roma İmparatorluğunun 395 te ikiye ayrılıp batı kısmını yine Avrupa kavimlerinin 476 da yıkması üzerine Balkanlarda ve Anadolu’da devâm eden Roma (Rum) devletidir. Bizans ise, M.Ö. 200 yıllarında kurulup çoktan târihe gömülmüş bir devletti.Fâtih’in yıktığı Roma (Rum) devletine Bizans denilmesinin hiçbir ilmî gerekçesi yoktur; altında siyâsî sebep vardır. Bkz.: Muhammed Şemseddin Megalommatis, “Hristiyanlık ve Romalılar’dan önce İstanbul’un bir bölgesinin adı olan “Bizans” terimi, modern Yunan kurumları tarafından tarihin değiştirilmesinin esas araçlarından biridir ve bu da onu reddetmek için diğer bir sebeptir.”: Batı, Doğu ve Türkiye, “Doğudan-Batıdan Konferanslar Dizisi II” İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültür İşleri Daire Başkanlığı yayını, İstanbul 1997, s.39.

23Ibıd., s. 24.

Barthold, İbn Arabşah'a göre, Yıldırım Bâyezîd'in tavsiyesi üzerine Timur'un bu tatarları (moğolları) alıp götürdüğünü belirtir: agm.,s. 701.

24M.N. Paşa, age., s.30; W. Barthold, agm., s. 701. 

Barthold, tatarların  Rumeline nakil târihi olarak 1419 yılını verir.

25W. Barthold, agm., s.701.