18 Ağustos 2022

Turgut GÜLER

“Müteyemmin”,Arapça “uğur, bereket”mânâsına gelen “Yumn”kelimesinden türemiştir ve Türkçede “bir şeyi uğurlu sayan;, kutlu, mübârek kabûl eden”demektir. Osmanlı târîhlerinde, Sultan Üçüncü Mehmed Hân’dan bahsedilirken, onun “müteyemmnin”olmadığı kanaati paylaşılır. O asırlarda yaşayan ahâli, bu Pâdişâh hakkında böyle düşünmekte ne kadar haklıdır, onu bilemeyiz, fakat, Sultan Üçüncü Mehmed Hân, Fâtih Kaanûnnâmesi de denilen Kaanûnnâme-i Âl-i Osman’daki, kardeş katline cevâz veren maddeyi, son haddine kadar kullanarak hayli câna kıymıştır.

Sultan Üçüncü Mehmed Hân, 1566 yılı içinde, Manisa’da doğmuştur. O doğduğunda, hem babası Şehzâde Murâd, hem de dedesi Şehzâde Selîm, saltanat sırasının kendilerine gelmesini beklemekteydiler. Şunu demek istiyoruz ki, Şehzâde Mehmed Dünyâ’ya geldiğinde, bırakın babasını, dedesi de “şehzâde”sıfatı ile anılıyorlardı. Şehzâde Mehmed, Saruhan Vilâyeti’nin Sâlihli beldesinde doğmuştu. O sırada, Kaanûnî Sultan Süleyman Hân, son seferi olan Sigetvar Sefer-iHümâyûnu’na çıkmıştı. Ordu-yı Hümâyûn, Tatar Pazarcığı menziline ulaştığında, Şehzâde Murâd’dan gelen bir ulak, yeni doğan Şehzâde’ye büyük dedesinin ad vermesini arz eden nâmeyi getirmişti. Saruhân Vâlisi Şehzâde Murâd, yeni doğan oğluna, dedesinin isim vermesini istemekte idi. İçinde bulunduğu ileri yaşın ve irsen taşıdığı nikris illetinin ağrı ve sancıları ile kıvranmakta olan Kaanûnî Sultan Süleyman Hân’a, bu doğum muştusu, ilâç gibi gelmişti.

Torunu Şehzâde Murâd’a hitâben yazdırdığı nâmede:

“Ecdâd-ı kirâmumuzda Murâd oğlu Mehemmed olıgelmişdir. Nâm-ı şerîfi Mehemmed olsun.” 

diyen Kaanûnî Sultan Süleyman Hân, bu sözünde Sultan İkinci Murâd Hân ile onun yektâ oğlu Fâtih Sultan Mehmed Hân’ı kasdetmişti.

Bu Kaanûnî deyişi, yıllar sonra, 1595 yılı içinde gerçekleşecek, Sultan Üçüncü Murâd Hân’ın vefâtı ile Osmanlı Türk Cihân Devleti’nin Tahtı’na Sultan Üçüncü Mehmed Hân oturacaktır. Bir başka deyişle, Murâd’dan sonra Mehmed’in gelişi, hakîkat örsüne konmuştur. Fakat, Murâdlarla Mehmedlerin ikincilerini ve üçüncülerini hangi terâzide, nasıl tartacağız? Hiç sefere çıkmayan Üçüncü Murâd Hân’la, atından inmeyen Sultan İkinci Murâd Hân, isimlerinin dışında, hangi benzerlikleri taşımaktadır? İstanbul’un Fethi dışında, kırılamayan bir Sefer-i Hümâyûn rekoruna sâhip olan Fâtih Sultan Mehmed Hân’la, sâdece Eğri Kalesi’ni fethedebilen ve Hoca Saadeddîn Efendi’nin üzengilerine yapışması sâyesinde Haçova Cengi’ni kazanabilen Üçüncü Mehmed Hân’ı, adları hâricinde, hangi yakınlıklarla anabileceğiz?

Kaanûnî Sultan Süleyman Hân’ın:

            “Ecdâd-ı kirâmumuzda Murâd oğlu Mehemmed olıgelmişdir. Nâm-ı şerîfi Mehemmed olsun.” 

derken, içinden geçirdiği hâlisâne dilekler, maalesef, verilen adlar dışında, ortak noktadan mahrûm görünmektedir. 

Sultan Üçüncü Mehmed Hân, 1595 yılında Erîke-i Âlem-penâh’a oturduğunda, hayatta olan on dokuz erkek kardeşini, yay kirişi ile boğdurmuştur. Bu durum, her ne kadar Kaanûnnâme-i Âl-i Osmân’a uygun ise de, milletin vicdânında derin yaralar açmıştır. Bu Pâdişâh’ımız, vefâtından altı ay, on üç gün evvel, Velîahd Şehzâde olan 21 yaşındaki Şehzâde Mahmûd’u da yay kirişi ile hayattan koparmıştır. Pek kaabiliyetli ve şecî’ bir şehzâde olan Mahmûd’u çekemeyenler, aslı ve astarı olmayan bühtânlarla, iftirâlarla, onu babasına âsî göstermişler ve yalan kumkumalarını durmadan çalıştırmışlardır. Gûyâ, bir şeyhle görüşen ve ona, tahta çıkmak için tılsımlar yaptıran Şehzâde Mahmûd, babası Sultan Üçüncü Mehmed Hân’ın gözünde, tam bir âsî sergerde hâlinde görünmüştür. Sultan Üçüncü Mehmed Hân, bununla yetinmemiş, Mahmûd’un annesi ile o mâsûm Şeyh’i de denize attırarak hayâtlarına son vermiştir. Bu yüzden, maalesef ve maalesef, Sultan Üçüncü Mehmed Hân, halkın dilinde “müteyemmnin”olmayan bir sultan şeklinde anılmıştır.

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: