7 Temmuz 2022

Turgut GÜLER

“Bûy irse cân meşâmına fasl-ı bahârdan

Mürgân sadâsı gelse yine mürgzârdan[1]

 

Bulsa nevâda gül gibi nev-besteler zuhûr

Kim tâze nakş u savt işidilse hezârdan[2]

 

Nevrûz irişse yâd idüb ol eski demleri

Her kimse alsa dâdını bu rûzgârdan[3]

 

Gülşende bülbülân giceyi gündüze katub

Başlasalar terennüme her şeb nehârdan[4]

 

Bahtî erişşse hâsılı eyyâm-ı nev-bahâr

Ayrılmasak çemende leb-i cûybârdan[5]

Bu gazel, Bahtî’nindir. Bahtî ise, Sultan Birinci Ahmed Hân’ın mahlâsıdır. Yâni, okuduğunuz mısrâlar, bir Pâdişâh’a âittir. Osmanlı hükümdârlarının ezici ekseriyyeti, daha şehzâdelik çağlarından başlayarak, şiirle haşır-neşir olmuşlardır. Fâtih Sultan Mehmed Hân, Şehzâde Cem Sultan, Kaanûnî Sultan Süleyman gibi Âl-i Osman mensûbları, Türk şiirinin yıldızları arasında anılmaktadırlar. Sultan Birinci Ahmed Hân’ın şiirdeki kudret ve hüneri, saydığımız bu isimlerle mukâyese ettiğimizde, çok yukarıda sayılmaz. Lâkin, bunda Sultan Ahmed’i haklı çıkaracak ve mâzûr gösterecek bir kısım târîhî husûslar vardır. O, daha on dört yaşında iken Türk Cihân Devleti’nin Tahtı’na oturmuştur ve cülûsundan sonra sünnet olmuştur. Kaanûnî Sultan Süleyman Hân’ın torununun torunu olan Sultan Birinci Ahmed Hân, çıktığı Erîke-i Âlem-penâh’da[6]on dört sene oturabilmiş, yirmi sekiz yaşında iken vefât etmiştir. Sultan Ahmed Hân, on dördüncü Osmanlı Pâdişâhı’dır. 

Hâsılı, İstanbul’a gelen turistlerin “Mâvi Câmi”dedikleri Sultan Ahmed Câmii’nin bânîsi, kısacık ömrüne on dört yıllık sultanlığı ve o mîmârî hârikası câmii sığdırmış bir tâze delikanlıdır. Onun bahtına düşen şiir parlaması, yaşına ve dahî başına bakılınca, oldukça parlak sayılır. Yaptırdığı câmiin bahçesinde, pâdişâh oğulları İkinci Osman[7]ve Dördüncü Murâd’la kucak kucağa yatmaktadır. Onun sevgili zevcesi Mâhpeyker Kösem Sultan da, son istirâhat yeri olarak, kocası ve oğlu Murâd’ın yanını seçmiş, aynı yere defnedilmiştir. Çoğu kişinin, önünden geçerken fark etmediği o mütevâzı türbede, Türk târîhinin bahtına otâğ kurmuş bedenler yatıyor. Bahtî’nin bahtından çıkanlar, nice târîh fukarâsı milleti kıskandıracak derecede muhteşemdir. Gelgelelim, o ihtişâmın farkına varacak nesiller yetiştirmekte, ciddî aczimiz var…

DİPNOTLAR

[1]“Bahâr mevsiminden burnumuza kokular erişse / Kuş yatağından kuş sesleri gelse”

[2]“Kısmetimizde gül gibi yeni besteler görülse / Bülbülden yeni sesler duyulsa, yeni nakışlar görülse”

[3]“Nevrûz erişşse, o eski zamânları yâd ederek / Herkes bu vakitten ( bahâr mevsiminden) hissesine düşeni alsa” [Bu beyitteki “dâd” kelimesi “adâlet, doğruluk, sızlanma, şikâyet, feryâd, figân”mânâlarına gelebileceği gibi, Türkçe “tat”sözünün vezinli söylenişi de olabilir. O zamân mânâ, “Herkes bu vaktin tadını alsa” şeklinde olur.

[4]“Gül bahçesinde büllbüller geceyi gündüze katıp / Gündüzden başlayıp her gece boyunca ötseler, terennüm etseler..”

[5]“Ey Bahtî, sözün özü, ilkbahâr günleri erişse / Çemende ırmak kenârından ayrılmasak.”

[6]Erîke-i Âlem-penâh: Âlem’i içine alacak, Âlem’in sığınacağı kadar geniş ve kudretli taht (Osmanlı Türk Cihân Devleti’nin Tahtı)

[7]İkinci Osman (Genç Osman).

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: