Güncel Yazılar

Turgut GÜLER

            

Yüce Allâh, Kitâb-ı Kerîm’inde; göklere, yere ve dağlara teklîf ettiği emâneti, bu teklîfe muhâtab olanlardan hiçbirisinin kabûl etmediğini, fakat çok zâlim ve câhil olan insanın kabûl ettiğini şöyle buyuruyor:

“Biz emâneti göklere, yere ve dağlara teklîf etdik de, onlar bunu yüklenmekten çekindiler. Yükün mes’uliyetinden korktular. Onu, insan yüklendi, Doğrusu o, çok zâlim, çok câhildir.”[1]

Bu âyette bahsi geçen emânet, dosdoğru kulluk etmekten ibâret bir ilâhî emirdir. Dosdoğru kulluğun ne olduğunu ise, yine Kur’ân-ı Hakîm’den öğreniyoruz. Cenâb-ı Yezdân, habîbi Muhammed Aleyhisselâm’a hitâben, şöyle diyor:

“O hâlde seninle berâber tevbe edenlerle birlikte, emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü o, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.”[2]

İnsan, zayıf olarak ve pek çok eksiği ile yaratılmıştır. İnsandaki bu eksiklikleri en iyi bilen, muhakkak ki, onu yaratan Allâh’dır. Hazret-i Peygamber, bu dosdoğru olmak emrini alınca:

“Hûd Sûresi, beni kocalttı.”

buyurmuşlardı.

Hazret-i Resûl’ü kocaltan âyet, Hûd sûresinin içinde yer alan bu “dosdoğru olma”emrini bildiren âyet idi. Allâh’ın en sevgili kulu olan Muhammed Aleyhisselâm’ı böyle kaygılandıran dosdoğru olma fiili, biz sıradan kişiler için hangi mânâya gelir? Bunun önünü ve ardını düşünmek, bütün zihin yükümüzü boşaltır. Bundan dolayıdır ki, çok zâlim ve câhil olan insan, zamân zamân pusulasını şaşırır. 

Bu pusula şaşırma misâllerinden biri, İbrâhim Yinal Bey’e âittir. İbrâhim Yinal, Büyük Selçuklu Türk Cihân Devleti’nin ilk hükümdârı Tuğrul Bey’in ana bir karındaşıdır. Tuğrul Bey’in babası Mikâil Bey, bir gazâda şehîd olunca, hayâtta olan ve Tuğrul Bey’in annesi olan hanımı, Türk töresi ve âdetince Mikâil’in kardeşi Yûsuf Yinal ile evlendirilmişti. Bu evlilikten, İbrâhim Yinal Bey Dünyâ’ya gelmişti. İşte, Tuğrul Bey ile İbrâhim Yinal Beylerin ana bir kardeş olmalarının hikâyesi, kısaca böyle teşekkül etmişti. 

Dandanâkan Cengi’nden sonra batı istikaametinde fetihlere başlayan Selçuklu ordularının bir bölüğü, İbrâhim Yinal’ın başbûğluğunda hareket ediyordu. 1048 yılı içinde, Erzurum yakınlarındaki Pasinler Ovası’nda, çok kalabalık bir Bizans ordusu, Selçuklu birlikleri karşısında ağır bir hezîmete uğramıştı. İstanbul’un Karaköy semtindeki Arap Câmii’nde, Tuğrul Bey adına hutbe okunması, bu Pasinler Cengi’nin meyvesi idi. Bu büyük zaferin Türk tarafında iki başbûğ vardı. Bunlardan birisi İbrâhim Yinal Bey, diğeri de Kutalmış Bey idi. Kutalmış Bey de, İbrâhim Yinal gibi Âl-i Selçuk tiginlerinden, yâni şehzâdelerindendi. Kâlincar Kalesi’nde bedeni nemden çürüyerek vefât eden Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış Bey, amcaoğlu İbrâhim Yinal Bey ile Pasinler Cengi’ne zafer tâcı giydirmişti.

İbrâhim Yinal, Pasinler Zaferi’nden sonra kibir ve gurûr sularına daldı, okunan hutbelerde kendi adını söylemeye başladı. Bu, onun sultân olma sevdâsına kapıldığını gösteriyordu. Tuğrul Bey’in hem ana, hem baba bir karındaşı Çağrı Bey, yaşca büyük olmasına rağmen, sultanlığı kardeşine bırakmış, yüce gönüllü bir başbûğ olduğunu bütün Âlem’e göstermiş idi. İbrâhim Yinal ise, omuzlarında taşımakta olduğu emânet yükünü devirmiş, Şeytân’ın vesvesesine kapılmış ve âsî olmuş idi. Bu sûretle, her karındaşın emânet taşıyamayacağı ortaya dökülmüştü. Anlayana, anladığını iz’ân terâzisine koyabilene..

 

 

 

 

[1]“İnnâ ‘arazne’l-emânete ‘ale’s-semâvâti ve’l-‘ardı ve’l-cibâli feebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamalehe’l-insân. İnnehü kâne zalûmen cehûlâ(n).”-Ahzâb Sûresi, 72. âyet.

[2]“Festakîm kemâ ümirte ve men tâbe me’ake velâ tetgav. İnnehü bimâ ta’melûne basîr.”-Hûd Sûresi, 112. âyet.

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

36390609