Güncel Yazılar

Abdülkadir İNALTEKİN

Edebiyat sözcüğü, yalın haliyle güzel yazım ve anlatım sanatı olarak tanımlanabilir. Ancak edebiyat bu değildir. Arapça adab [adb أدب, çoğulu edeb] sözcüğünün türevi olan edebiyat, hayatın bütün alanlarına nüfuz eden çatı kavramdır. Edeb, adab-ı muaşeret; ahlak, terbiye, görgü, incelik, nezaket, geleneklere bağlı yaşam biçimi anlamlarına gelmektedir. Binaenaleyh edebiyatı, taşıdığı anlamlar çerçevesinde düşündüğümüzde edeple yazmak, edepli söz söylemek, edep ve ahlak kurallarını tanımak olarak açıklayabiliriz.

“Bedî” ve “edib” sözcükleri de aynı kökten olup [El Bedî = البديع]; Kur-an’da geçen Allah’ın (c.c.) 99 İsimlerinden biridir: Bir şeyi benzeri ve numunesi olmadığı halde meydana getiren, yoktan var eden, icat eden, eşi ve benzeri olmayan, emsalsiz, hayret verici âlemler yaratan.(bkz. اَلأَسْماَءُ الْحُسْنَى, El Esmâ – ül Hüsnâ / En Güzel İsimler) 

Sözcüğün edebi manası ise edebiyata dair, edebi olan, söz sanatı, söz ustalığı, söz zarafeti, sözü güzelleştiren, söze farklı anlamlar yükleyerek kelimelerin manasını güçlü kılan, etki alanını genişleten demektir. [Adb أديب] kökünden sıfat olarak edib; edepli, terbiyeli, güzel ahlak sahibi, edebiyatla iştigal eden, edebiyatçı, edebi eser yazan demektir.

Ayrıca [badihî بديهى] kökünden [badaha bdh بده] (bedahat) sözcükleri de edebiyat içinde kullanılan iki önemli kavramdır. [Badihî بديهى] aşikâr, gözle görünen, derhal kavranan, [bdh بده] kökünden “badaha” ise; aniden geldi, beklenmedik şekilde, kendiliğinden oldu, vuku buldu anlamındadır. Âşıklık geleneğinin temeli olan atışma, taşlama, muamma, leb değmez (dudak değmez) gibi şiir örnekleri badahaten (irticalen) söylenen edebiyat türleridir. Görüldüğü üzere edebiyat sözcüğü köken bilim olarak her biri müstakil kavramlar olan ve ihtiva ettiği manaları itibarıyla çok boyutlu sözcüklerden oluşmaktadır. Birbirinden farklı ve fakat tek bir kelime kökünün türev olan edebiyat sözcüğünün anlamları ancak dil olduğunda işlerlik kazanmaktadır. Binaenaleyh dil, hayatın ve edebiyatın mayasıdır.İnsan canlı, konuşan ve düşünen varlık olarak yaratılmıştır. Her canlı türde olduğu gibi insanlar da farklı dillere ve milletlere mensupturlar. Bu farklılıkların sonucudur ki, dünyadaki farklı kültürler, medeniyetler, adetler, gelenek ve görenekler farklı topluluklardan meydana gelmektedir. “Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, âlimler için gerçekten ayetler vardır.”[1]

“Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.”[2]

Din, dil, edebiyat ve musiki bütün toplumların hayatında vazgeçilmez ana unsurdur. Tüm sosyo-kültür, sosyo-ekonomik ve sosyo-politik disiplinlerin temelinde din, dil, edebiyat ve musiki birlikte yaşamaktadır. Toplumsal kültürün temel değerlerinden biri olan edebiyat ve musiki içtimai hayatta baş veren olumlu, olumsuz bütün hadiselerin hafızasıdır. Edebiyat ve müziğin olmadığı bir kültür düşünülemez. Edebiyat sadece bir kültür vasıtası değildir, aynı zamanda yabancı kültürlerin etkisi karşısında kendi kök değerlerine zarar verecek akımlara karşı toplumun korunma ve savunma kalkanıdır. Binaenaleyh edebiyat ve musiki her milletin kültüründe özüne mahsus düşünce şeklini, dil zenginliğini ve ifade estetiğini taşır.

31 Ekim 1961 tarihinde resmi olarak başlayan işçi göçü, yarım yüzyılı aşkın sürede gerek Türkiye, gerekse Avrupa ülkeleri için pek çok değişimi beraberinde getirmiştir. 20. Yüzyılın ikinci yarısında başlayan göç sonucunda bugün milyonlara gurbetçimiz bildiğimiz pek çok Avrupa ülkelerinde kalıcı olarak yaşamaktadır. Göçle birlikte başlayan “çok dilli” ve “çok kültürlü” yaşam tarzı yarım asrı aşkın sürede Avrupa toplumuna yabancı kültürlerle karşılıklı etkileşim içinde yaşamayı öğretmiştir. Ekonomi, siyaset, bilim, dil, kültür, tarih, edebiyat, sanat ve sporun toplumsal hayata kazandırdığı olumlu etkiler insanlar arasındaki iletişimi daha kolay kılmakta ve karşılıklı yakınlaşmayı sağlamaktadır. Örneğin 2012 yılında İTÜ ve Berlin Teknik Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi işbirliği ile İstanbul’da düzenlenen “I. Uluslararası Bağlama Sempozyumu’nun” ikincisi 2013 yılında Berlin Teknik Üniversitesi’nde düzenlenmiştir.

Göçle birlikte taşınan din, dil, kültür, edebiyat ve musiki gittiği coğrafyaların kültürü ile harmanlanarak yeni kültürel oluşumları meydana getirmektedir. Avrupa’da doğan, büyüyen, yaşadığı ülkenin eğitimini alan ve yerli toplum içinde sosyalleşen yeni nesil hâkim topluma daha kolay uyum sağlamaktadır. Uyumun devamlılığı, yerli tolumun kültüründen giderek daha büyük pay almak anlamına gelmektedir. Kök kültür olarak özetleyebileceğimiz değerler bütününü korumak ve fakat kalıcı olarak yaşadığı yerli toplumun kültür değerleri ile de uyumlu olmak yeni bir karma kültü kimliğini ortaya çıkartmaktadır. Aradan geçen 59 yıllık dışgöç sürecinde Avrupa’da kültürel değerlerin korunmasını sağlayan ve gelecekte de varlıklarını sürdürebilmeleri için din, dil, edebiyat ve musiki yeni nesillerin tutundukları en güçlü temel dayanaklarıdır. Avrupa’da yerleşik yaşayan Türklerin kültür hayatında oluşan göç edebiyatı ve 21. Yüzyıldaki kültürel geleceği bu bağlamda önem arz etmektedir…

[1]Kur-an 30/22

[2]Kur-an 49/13

Medeniyet Tasavvuru

Neşet TOKU
Hukuk Üzerine
Saadettin Yağmur GÖMEÇ
Eski Türk Dininin Temel Özellikleri
Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

27910043