25 Haziran 2022

Nilgün DAĞ

“Ben çok seven kadınlardanım.” dedi ön sıralardan bir ses.

“Bense kendini inciten ve kendini sevmeyen bir kadınım.” diyerek mukabele etti en arkalardan başka bir ses!

“Ben de, ben de, ben de...” diyerek katkı sundu birçok ses!

“İnsanım!” dedi bir mülâyimses. 

“Hem dişi hem kişi’yim!” dedi bir sitemkârses. 

“Hayatı uyuyorum.” diye haykırdı bir hüzünlüses. 

“Her yanım yara bere içinde.” dedi bir kısıkses.

“Kendimi saçtım.” dedi bir müsrifses.

“Sevgi bazen çok burnumda tütüyor.” dedi özlem dolu bir ses.

“Tanrı yalnızlığı benden yaratmış.” dedi bir burukses. 

“Bende Kleopatra damarı var.” dedi bir ihtiraslıses.

“Ben, ben, ben!” diye haykırdı bir kibirlises. 

...

**

“İstediğim şey asla gerçekleşmez. Dünya buna izin vermez.” dedi bir ezikses. 

“Dünya bizi durduramaz.” dedi bir gürses!

“Büyük severiz!” dedi bir annesesi!...

Kadınlar gününüz kutlu olsun!...

 

Normopat: Dünyasız Bir Kafa

“Normal olma takıntısı”, “normallik patolojisi” ya da “normallik deliliği/çılgınlığı” olarak tabir edilen psikolojik bir durumdur. “Kişinin kendi bireyselliğini toplumsal kabuller ve uzlaşı adına feda etmesi”[1]dir. Herkese uyma ve diğer herkes gibi olmaya çalışma ısrarıdır. Normalliğin peşinde bir anormallik hâlidir. Ki bu hâl kişisel becerileri bozar, hatta sakatlar ve çoğu zaman onları dış onaylamaya bağımlı bırakır. 

Normopat, toplumsal konsensüse ve normalliğe o kadar güçlü inanır ki bireyselliğini arka plana koyar ve kendisiyle olan temasını kaybeder. Normalliğin güvenli kollarını beşik edinir. Taklit ederek, itaat göstererek ve teslim olarak geleneksel kompozisyonun içinde kalmaya çalışır. Başkalarının değerlerini ve inançlarını benimser. Diğer insanların nasıl davrandıklarını, konuştuklarını ya da giyindiklerini örnek alır ve onlara benzemeye çalışır. Normopat, dünyasız bir kafadır! Korku, hayatı ve kararları üzerinde o kadar güçlü bir tutuma sahiptir ki kendi olmaktan korkar...

Kendini arayan, bulan, bilen ve kendine kavuşan “normal”lerden olmanız temennisiyle iyi haftasonları...

[1]Kemal Sayar’a ait bir tanımlamadır. 

Yazar Hakkında:

Nilgün DAĞ