Güncel Yazılar

Nilgün DAĞ

Hoşgörüsüzlük, umursamazlık, kayıtsızlık, nobranlık... Küresel ölçekte neredeyse durdurulamaz boyutlara ulaşmış birkaç pandemi! Ama çoğumuzun gözüyle hayatın insana atabileceği birçok krizden yalnızca birkaçı! Çünkü fiziksel açıdan yaşamsal bir risk oluşturmuyor ve sosyo-ekonomik ilişkiler açısından da ciddi bir tehdit arz etmiyorlar. Kitlesel mücadele gerektiren bir konu ve konumda da değiller. Bireysel bağışıklığın kaderine terk edilmiş kronik marazlar, hepsi bu!... 

“COVID-19” öyle değil! İnsan popülasyonunu tahrip eden ve tarihin akışını değiştiren en ölümcül salgınlardan biri o! Bulaşıcılık yeteneği şaşırtıcı derecede yüksek bir virüs. Yayılmasını yavaşlatmak ve sağlık sistemi üzerinde oluşturacağı olası etkiyi hafifletmek için okula gitmek, tatile çıkmak, konferanslara, konserlere veya spor etkinliklerine katılmak gibi bizi bir arada tutan birçok faaliyetten kaçınmak zorunda kaldığımız bir illet!... 

Bir yandan evde kalarak, sosyal mesafeyi koruyarak, hijyen tedbirlerini arttırarak fiziksel açıdan sağlığımızı korumaya çalışıyoruz; bir yandan da pandemi üzerinden insanlığın tek bir aile olduğu gerçeğiyle tanışıyoruz. Ve kamusal alanın bir serbestlik ve keyfiyet alanı olmadığını öğreniyoruz. Mesuliyetin ve duyarlılığın her haneye/ferde özgülenmedikçe hiçbir açıdan sağlıklı kalmanın mümkün olamayacağını fark ediyoruz. Tanımlanmış ve programlanmış bir zaman çizelgesinde kendine vakit ayıramamaktan yakınan insanlarken şimdi onca boş vakitle ne yapacağını bilemeyen insanlar hâline gelişimize hayret ediyoruz. Ve vaktin ve zamanın da bir hakkı olduğu fikriyle yüzleşiyoruz. Varlık âleminin iki büyük değeri olan zaman’ın ve yaşam’ın nasıl da paha biçilmez armağanlar olduğunu seziyoruz... 

Zaman, her birimize eşit olarak verilen tek kaynak! Bir günde hepimiz aynı sayıda dakikaya sahibiz. Ama zaman, hiçbirimiz için aynı ölçüde ilerlemiyor. İdrak güçlerimiz, biyolojik ve psikolojik ritimlerimiz bir değil çünkü. Zaman, büyük bir lütuf ve muhteşem bir ikrâmdır. Her ânını, “Ân bu ândır, dem bu demdir” diyerek yaşayıp ibnü’l-vakt olmayı başarabilmeniz dileğiyle...

Sağlıklı günler...

 

Kitap Önerisi 

Malumunuz, yaşam tempomuz pandemi nedeniyle neredeyse durma noktasına geldi. Ve kitap okuma ivmesi, bazılarımız için yükseldi. Okuma keyfinizi pekiştireceğini düşündüğüm iki kitapönerim var. 

İlki, İngiliz fizikçi Czerski’nin gündelik fiziği basit şekilde kitlelere anlatmaya çalıştığı ve okura dünya ve evren hakkında kavramsal bir anlayış kazandırmayı umduğu “Fincandaki Fırtına”. Fiziğin güzelliği üzerine kaleme alınmış harika bir yapıt. Fiziğe karşı -varsa bir- negatif tutumunuz/u tersine çevirecek kadar ilgi çekici ve keyifli bir eser. Günlük deneyimlerimizi temel bir fizik prensibine bağlayan ve daha sonra aynı fizik prensibi tarafından yönlendirilen daha fazla şeyi vurgulayan eğlenceli bir kitap...

Diğeri ise, İngiliz sosyolog Frank Furedi’nin terapi delisi hâline gelmiş bir dünyayı tasvir ettiği “Therapy Culture” [Terapi Kültürü] adlı yapıtı. Bu yapıtta, psikoterapinin artık kliniğin sınırları dışına yayıldığı, kitleleri etkilediği ve onları kontrol etmek için sakinleştirici ve teskin edici bir ilaçmışçasına kullanıldığı anlatılır. Terapi delisi bir dünyada, bir zamanlar “normal” olduğu kabul edilen deneyimlerin [hayal kırıklığı, yalnızlık, yorgunluk, depresyon vb.], artık tıbbi müdahale gerektiren sendromlar olarak tanımlandığı konu edilir. Terapötik kültürün insanları güçsüz ve hasta hissetmeye teşvik ettiği tezi ileri sürülür... 

Keyifli ve bereketli okumalar dilerim...

Medeniyet Tasavvuru

Neşet TOKU
Hukuk Üzerine
Saadettin Yağmur GÖMEÇ
Eski Türk Dininin Temel Özellikleri
Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

27667201