3 Temmuz 2022
 
Nilgün DAĞ
İnsanlık, bundan yaklaşık 10-12 bin yıl önce tabiatta dolaşmayı ve yiyecek aramayı bırakarak kendi tarihindeki yeni bir dönemi başlattı. Adına “tarım” denilen uygulamayı keşfetti. Tabiatın kendisine sunduğu yiyeceklerle yetinmek yerine istediği yiyeceği istediği kadar üretebileceği bir düzen inşa etti. Tarımsal faaliyetle birlikte avcılık ve toplayıcılığa kıyasla daha az işle daha fazla yiyecek elde etmeye başladı. Fiziksel hareketin ağırlıkta olduğu yaşam döngüsünden uzaklaştı. Ve göçebe yaşam tarzını geride bırakarak yerleşik hayata geçti. Şehir yaşamları ortaya çıkardı. Nüfus olarak çoğaldı[1]. Ve medeniyeti büyüttü... 
Tarım, insanlığa bir bolluk ve zenginlik armağan etti. İnsanlık, medeniyeti onsuz büyütemezdi. Bugün de onsuz yapamaz artık. Tarımsal devrim gerekli miydi? İnsanlık onunla ne kazandı? Gelecek nasıl şekillendi? Getirisi götürüsünün yanında hiç miydi?... 
Y. Noah Hariri’ye göre tarımın icadı korkunç bir hataydı. Jared Diamond’a göre ise, tarımsal devrim insanlığın en büyük intihar girişimiydi. Bugün, Hariri ve Diamond gibi pek çok bilim insanı, tarımsal devrimin iyi bir gelişme olup olmadığını sorgulamakta ve icadı ile tabiattan uzak ve kopuk bir hayat yaşamaya başlayan insanlık için tarımsal devrimin bir nimet mi yoksa lanet mi olduğunu yeniden değerlendirmektedir... 
İster tarımsal devrim, isterse bilişsel ya da bilimsel devrim... Hepsi gösteriyor ki, biz insanlar asi bir demetiz. Doğanın en baskın canlısıyız. Her canlı kendine özel bir habitatta yaşarken bizim için böyle özel ya da sınırlı bir habitat tanımlaması yapılamaz. Çünkü biz, tüm habitatlarda yaşayabilecek evrimsel donanıma sahip tek canlı türüyüz. Tüm canlılar, habitatlarının mahkûmu iken biz tüm habitatların hakimi rolündeyiz. Âlemdeki en uyumsuz canlıyız. “Canlılar âlemi, biyolojik ve ekolojik kuralların sadakatle uygulandığı toplulukları oluştururken insan türü haddi aşmasıyla belirgindir. İnsan, sınırlarını zorlayan ve haddini aşan bir varlıktır. Anasından doğduğu hâlde hayatını sürdüremeyen tek canlıdır. Arzularının sınırı yoktur. Anormal şeyler yapar. Uluslararası uzay istasyonunda yaşar, denizlerin altında evler yapar. Diğer canlılar gibi dar bir habitatta yaşayamaz. Yaşayakalmak için dünyayı değiştirmek zorundadır. Bütün habitatları kendine uyduracak bir yol bulur ve kendi kurallarını icat ederek medeniyet denilen şeyi yaratır.”[2]
Macerası bitimsiz, anlam ve sebep arayışı nihayetsiz bir varlıktır, insan!  
İyi haftalar...
Dipnotlar
[1]Bulaşıcı hastalıklar belirdi ve hızla yayıldı. Bulaşıcı hastalıklar, insanlık tarihindeki dört büyük gelişmeden etkilendi. Bunlardan ilki, tarım toplumlarının ortaya çıkmasıdır. Bu sayede insanlar, hayvan kaynaklı hastalıklara açık hâle geldi. Diğer üç gelişme: Kentlerin kurulması, iletişimin arması, çevresel ve tıbbi gelişmeler sonucu hastalıkların yapısının değişmesi. 
[2]Sinan Canan’ın bir televizyon programında yaptığı konuşmadan alıntılanmıştır. 

Yazar Hakkında:

Nilgün DAĞ