7 Temmuz 2022
            
Ahmed Cevdet Paşa, çalışkanlığı ve hezâr-fenliği ile emsâl teşkîl etmiş bir büyük Türk oğludur. Onun hakkında, en güzel sözleriden birini Ahmed Hamdi Tanpınar söylemiştir. Tanpınar, “XIX. Asır Türk Edebiyâtı Târîhi”i isimli eserinde, Cevdet Paşa’yı anlatırken, onun için: 
            
“Devrini tek başına bitiren adam!”
 
şeklinde bir cümle kuruyor.
            
Buradaki“bitirme” fiili, müsbet mânâdadır ve Paşa’yı medhetmek için sarfedilmiştir. Cevdet Paşa, öylesine çalışkan, eskilerin tâbiri ile hamarattır ki, devrinde yapılması gereken cümle işleri, başkalarına bırakmadan, tek başına yapıvermiştir. Cevdet Paşa, çok büyük bir târîhçidir. O, hem siyâsî târîhimizi, hem de dinî târîhimizi en isâbetli metinlerle yazan adamdır. Cevdet Paşa, çok büyük bir hukûk âlimidir. Kısaca “Mecelle”dediğimiz âile hukûkumuzu, hem kaanun hâlinde teşekkül ettiren, hem de bunu şerheden, yâni açıklayan kişi, Ahmed Cevdet Paşa’dır. Türk Devleti’nin sağlıklı bir yapıya kavuşması yolunda, reçeteler yazan Ahmed Cevdet Paşa, aynı zamânda Eğitim târîhimizin ilk ve parlak yıldızlarından biridir. O, öğretmen okullarının kurucusu olmak gibi, pek müstesnâ bir sıfatın da sâhibidir. Paşa, iyi bir şâirdir. Türk, Arap ve Fars edebiyâtlarını, devrinin en iyi bilenlerinin başında, o geliyordu.
            
Ahmed Cevdet Paşa, bunca göz kamaştırıcı işi, imrenilecek bir devlet adamlığı mesâîsinin parantez aralarına sığdırmıştır. Hayâtı, hep vezâretlerde, yâni bakanlık yaparak geçmiştir. Bütün bunları düşünen Ahmed Hamdi Tanpınar, onu, devrini tek başına bitiren adam mevkiinde görmüştür. Tanpınar, yerden göğe kadar haklıdır. Ahmed Cevdet Paşa, sâdece kendi devrini değil, kendinden önce ve sonrasına gidip gelen daha nice devirleri tek başına bitirecek bir azme, gayrete sâhip görünmüştür. 
            
Sultan Abdülazîz Hân’ın cânîce katledildiği günlerde, çok konuşulan bir Çerkes Hasan Vak’ası yaşanmıştı. Hasan’ın ablası Neş’erek Kadın Efendi, Sultan Abdülazîz Hân’ın hanımlarındandı ve Hüseyin Avni Paşa’nın başını çektiği bir darbe sonrasında, Abdülazîz Hân tahttan indirilmiş, Dolmabahçe Sarayı’ndan Topkapı Sarayı’na nakledilmişti. O esnâda, Neş’erek Kadın Efendi’ye karşı edebsizlik yapan bir zâbit, bu mâsûm kadının omuzundaki şalı çekip almıştı.  O gün, yağmur yağmakta idi. Üşüten Neş’erek Kadın Efendi, birkaç gün sonra ölmüştü. Hem ablasının, hem de eniştesi olan Sultân’ın intikâmını almak isteyen Çerkes Hasan, kabine toplantısının yapıldığı Midhat Paşa’nın Bâyezid’deki konağını basmış, Hüseyin Avni Paşa’yı tabanca ve bıçakla öldürmüştü. O konakta bulunanlardan biri de Maârif  Nâzırı Ahmed Cevdet Paşa idi. Daha nice kişilerin öldüğü ve ağır yaralandığı o hâdisede, Cevdet Paşa’nın bir kılına bile zarar gelmemişti. Bunu, Paşa’nın hayır ve iyilik üzere duruşuna mı bağlamalıdır, yoksa Çerkes Hasan’ın kadirbilirliğine mi? Belki, her iklsine de. Ortada kesin olan bir şey varsa, o da, Allâh’ın Cevdet Paşa’yı, Türk milletine bağışladığıdır.
            
İçinden ve bünyesinden Ahmed Cevdet Paşa’yı çıkarmış bir millet, büyük, hem de çok büyük bir millettir…
 
 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: