19 Mayıs 2022

Bu topraklar, çok çeşitli medeniyetlerin yurt edindikleri, tüm semavi dinlerden halkların bir arada yaşadığı bir coğrafyadır. Zengin tarihi geçmişe sahip bu beldede insanlığa kanaat önderi olmuş binlerce kişi yaşamıştır. Bu kişilerin en başında veliler gelmektedir. Sadece Müslümanların değil, aynı zamanda diğer inançlardaki kişilerin de benimsediği ve kendilerinin izini takip ettiği bu mana erleri, yaşadıkları çağın ve bölgelerin dışına taşarak tarihte varlıklarını sürdürmekte ve dilden dile, gönülden gönüle nakşolan varlıkları, yüzyıllar geçse de toplumlara ışık tutmaktadır. Bu anlamda da Allah’ın veli kulları, evrenseldir ve insanlığın ortak değeridir. İşte bu büyük ve kutlu üne mazhar olmuş mana erlerinden biri de Eskişehir’in, manevi iklimine adeta mührünü vurmuş olan Yunus Emre hazretleridir. Irk, mezhep, cinsiyet, ideoloji gibi yapay ayrımların ötesinden, Tevhid akidesinde tüm insanlığı birleştiren, Bir’de yok olan ve kıvam bulan Yunus Emre hazretleri, Türkmen kimliği üzerinden insanlığa Allah’ı hatırlatan, sonsuz sevgiyi insanlığa çağrıştıran bir mana eri olarak dünyevi kimliği ile Eskişehir topraklarında doğmuş ve şeyhi Tapduk Emre hazretlerinin dergâhında yetişmiştir. 

Onun efsanevi hayatı hakkında bilgilerimiz sınırlıdır. Yunus Emre (1240-1320), Mihallıçık’ın, Sarıköy (şimdiki adı Yunus Emre Mahallesi) adlı beldesinde doğmuştur. Tapduk Emre hazretlerinin Ankara’daki Nallıhan’da bulunan Emrem Sultan Köyü’ndeki zaviyesinde de yaşamıştır. O, hayatının bir döneminde gezgin bir derviş olmuş; Anadolu, Suriye, Irak, İran, Azerbaycan ve Nahçıvan’a gitmiştir. Birçok bölgede makamı bulunan Yunus Emre’nin kabri, kendi adını taşıyan beldede, 1970 yılında yapılan anıt mezarda bulunmaktadır. İlim tahsili yapıp yapmadığı da tartışmalı olan Yunus Emre hazretlerinin günümüze ulaşmış iki eseri vardır: Risaletu’n-Nushiyye ve Divanı.

O, diğer veliler gibi, çileli bir seyr ü sülük tecrübesinden sonra kendi deyimiyle “et kemiğe büründü, Yunus deyu göründü” sözünü söyleyebilecek seviyeye gelmiştir. Türkistan’dan Balkanlara, Anadolu’dan Avrupa’ya kadar ünü yayılmış bu büyük mana erinin, bize bahşettiği ve Allah’a engin muhabbetinin tezahürü olan şiirlerini Türk toplumu öylesine benimsemiştir ki günümüzde halk arasında yaygın olan ilahilerin güftesionundur veya -o olmasa bile- hazrete atfedilir. Ayrıca köylü bir Türkmen olan Yunus Emre hazretlerine Türk halkının duyduğu yakınlık sebebiyle halk kendisi için “Bizim Yunus” veya “Koca Yunus” tabirlerini kullanagelmiştir. 

O’nun etkisi sadece Türkiye ile sınırlı kalmamıştır. Yurtdışındaki kırktan fazla ülkede kurulmuş, onlarca enstitü ile hakkında pek çok ilmi eserler yazılmakta, etkinlikler ve her yıl anma günleri düzenlenmektedir. Ayrıca onun eserleri birçok yabancı dillere çevrilmiş ve Avrupa medeniyeti de Yunus Emre hazretlerinden haberdar olma lütfuna erişmiştir. O; Türk dili, Türk edebiyatı, Türk kültürü ve Türk-İslam ruhunun en önemli temsilcileri arasındadır. İnsanlık tarihine Allah’ın bir lütfu olan hazret, hem edebi söyleminde bir estetik deha, hem de varlığın hakikatine erişmiş bir mana eridir. Çıktığı hakikat yolculuğunu eserleri aracılığıyla insanlarla paylaşmış, böylelikle insanın kendini arayışında güzel bir rehber olmuştur. Aşk ve mana ile yoğrulmuş şiirleriyle Yunus Emre hazretleri, bir şairin dizeleriyle “Yunus ki süt dişleriyle Türkçe’nin” şeklinde de anılıp öz Türkçe’nin gücünün en önemli temsilcilerinden biri olduğu noktasında hakkı teslim edilmiştir. Hazret eserlerini, teferruata girmeden, sade ama derin mana içeren bir üslupla yazmıştır.

Kamil insan olan mana erleri, herkese ayna olurlar. Yani kâmil insanlar, tüm meşrepten insanlara ayrım yapmadan kendiliklerini gösterirler. Onlar, hiç sönmeyecek bir meşaleyi taşıyıp insanlara yol gösterir, yol açar ve hatta Hak yoluna girme vesilesi olurlar. Yunus Emre hazretleri de gerek Sarıköy’deki türbesinde sürekli ziyaret edilmesi, gerek akademik çevrelerde kendisi hakkında ilmi kitaplar yazılması ve gerekse de aşkın muhabbetinin yansıması olan şiirlerinden bestelenen ilahilerin terennüm edilmesi ile özelde Eskişehir ilimizin, genelde ise tüm Türk dünyasının ve hatta insanlığın her daim ihtiyaç duyduğu sevgi, kardeşlik, birlik gibi hasletleri hatırlatıp yolumuzu aydınlatan ışık olmuştur ve olacaktır. 

Vahdet-i vücud düşüncesindeki hazretin İslam tasavvufuna dayalı hayatının en önemli sermayesi, onun örnek bir kul olmasıdır. Hayatı hakkında diziler, filmler yapılan hazret, diğer mana erleri gibi, kendilerine bahşedilen pınardan susuz kalmış ruhları beslemektedir. Bu durum da bizleri, her çağın gerektiği şekilde, hazretin yaşatıldığı gerçeğine götürür.  

Yunus Emre hazretleri gibi tarihe damgası altın harflerle kazınmış tarihi şahsiyetleri anmak ve unutturmamak elbette önemlidir. Fakat bu durum yeterli değildir. Türk gençliğinin, tarih bilincinin oluşmasında ve bu güzel tasavvufi geleneğin yaşatılmasında katkısının olması için, Yunus Emre hazretleri gibi velileri doğru anlamak, onların tuttuğu meşaleyi izlemek ve bunu yaparken de hazretin derdini, manasını ve tarihsel kimliğini doğru idrak etmek lazımdır. Bunun için de din adamı, öğretmen ve akademisyenlere büyük görevler düşmektedir. İnsanlığın ihtiyaç duyduğu ve unuttuğu güzel hasletleri kendilerinde mezc etmiş bu şahsiyetlerin bilinmesi ve bildirilmesi ile Türk gençleri kendilerinde kuvvet bulacak ve medeniyetlerini yükseltmek adına daha iyisini yapma istekleri ile sorumluluk duyguları artacaktır. Böylelikle de evrensel zeminde insanlık tarihine katkıda bulunup Türk medeniyetinin daha yüksek mevkilere taşınmasını sağlayacaklardır.  

Yunus Emre hazretlerine olan ilginin neticesinde ontolojik sorular sormak, edebi zevkin gelişmesi, merhamet erdeminin bilinmesi ve kulun hayat tecrübesinin neliği üzerine düşünmedikçe tam bir dönüşüm sağlanamaz. Bu sebeple, O’nu anma programları düzenlemek ve ilahilerini terennüm etmek ile yetinmemeli; Yunusça sevilmelidir. Yunus hazretlerini derin bir bakış ile idrak hepimize nasip olsun.

Arş. Gör. Duygu TANIDI

ESOGÜ Tarih Bölümü

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden