Güncel Yazılar

Türkmeneli coğrafyası, senelerdir türlü emperyalist güçlerin oyunlarının merkezi konumunda. Irak Türklüğü yaklaşık 60 yıldır pek çoğu Baas Rejimi’nin organize planları dâhilinde ortaya koyulan ve zaman zaman katliam boyutuna gelen, zaman zaman doğrudan münevver zümresinin hedef altına alındığı bir saldırı ile karşı karşıya. Çeşitli demografik projelerin de son derece etkin bir şekilde sahneye koyulmaya çalışıldığı kadim Türkmeneli coğrafyası, bütün küresel projelere, bütün saldırılara rağmen ayakta kalmaya gayret gösteriyor.

Güncel manada oldukça dikkat çekici bir gelişme olarak, Mayıs ayının başında yeni kurulan Irak Hükümeti içerisinde Türkmen vekillere temsil hakkı verilmemesi hadisesi, senelerdir Irak Türklüğü üzerinde artarak devam eden baskı ve yok sayma siyasetinin en üst noktası sayılmakla beraber, Irak Türklüğü için de artık bu menfi sürecin, “bir musibet, bin nasihat” düşüncesi ekseninde değişmesinin yolunu açabilecek fırsatları da içerisinde barındırıyor.

Bu kanaate varışımızın en önemli sebeplerinden biri bütün Türkmen vekillerinin yeni kurulan koalisyon hükümeti içerisinde yok sayılma politikasına karşı, Irak Türkmen Cephesi merkezli bir karşı çıkış haykırışına topyekûn katılmalarıdır. Erşat Salihi’nin bu süreç içerisinde Irak Türklerine bütün mezhepsel ve siyasî ayrılıkları bir kenara bırakıp, Bağdat’la ilişkileri yeniden düşünme yönünde seslenmesi, belki de bir milat noktası olarak da değerlendirilebilir.

Keza, Erşat Salihi Eskişehir Türk Ocağı’nın dijital platform üzerinden 15 Mayıs’ta düzenlediği konferansta sarf ettiği sözlerle, “Bağdat’la ilişkilerin yeniden düşünülmesi”teklifinin, son hadisenin sıcaklığıyla yapılmış bir açıklama olmaktan öte, üzerinde entelektüel ve siyasî açıdan düşünülen, tartışılan bir mesele olarak varlığını koruduğunu göstermesi bakımından son derece önemliydi. 

Salihi’nin program boyunca Irak Türklüğünü bir millet bilinci içinde birleştirmeye yönelik düşüncelerinin devamında ortaya koyduğu “Ben ne Şii Türkmen’im ne de Sünni Türkmen’im; ben Türkmen’im! O kadar.”sözü, hem Irak Türklerinin iç siyasî problemlerinden, fikir ayrılıklarından kaynaklanan dağınıklığa hangi zaviyeden baktığının görülmesi hem de Irak geneline verilmiş bir mesaj olarak son derece kıymetliydi.

Ancak bölgede çeşitli çıkarları olan her devletin mezhep grupları yahut siyasî partiler aracılığı ile temsiliyet inşa ettiği ve buna uygun hamleler yaptığı Irak içerisinde, Irak Türklerinin tek başlarına bu kadar farklı güç noktaları ile mücadele etmeleri ve bu mücadele karşısında başarı elde etmeleri pek de gerçekçi değil. Burada aslî görev Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti, bölgenin en önemli ve büyük devletlerinden biri olarak hem sınırının hemen ötesindeki hadiselere sessiz kalması beklenmeyen hem de bölgede hem tarihî hem de soy bağı ile bağlı bulunduğu Türkmeneli coğrafyasında yaşayan Irak Türklerinin bekasını korumak için her türlü adımı atmakla mükellef olan bir devlettir. 

Türkiye Cumhuriyeti, İran güdümündeki Şii gruplar tarafından Irak Hükümeti içerisinde Irak Türklerinin yok sayılmasına, İran’ın Irak’ı arka bahçesi yaparak hem askerî bir güç kurma girişimine hem de mezhep temelli agresif bir siyaset izlemesine seyirci kalamayacak düzeyde güçlü bir devlettir.

Ankara’nın güvenliğinin Türkmeneli coğrafyasında yaşayan Irak Türklerinin bekasından geçtiğini anlamak için çok uzaklara bakmanın gereği yok. Bugün Suriye’de başlatmak zorunda kaldığımız askerî operasyonlar gerçeği, bize Türkmeneli özelinde de çok şeyler anlatmakta, büyük dersler vermektedir.

Medeniyet Tasavvuru

Müfit Selim SARUHAN
Erdemlerin Erdemi: Adâlet

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

30735363