Güncel Yazılar

Dünya, 2020 yılının başlarında Çin’in Hubei eyaletinin Vuhan șehrinde etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakaları görüldüğünün bildirilmesi ile  başlayan, hala etkisi altında olduğu önemli bir olayla karşı karşıya kalmıştır. 7 Ocak 2020’de, bu pnömoni vakalarındaki etkenin daha önce insanlarda tespit edilmemiș yeni bir koronavirüs (2019-nCoV) olduğu belirlendi. Daha sonra hastalık adı da COVID-19, virüsün adı SARS-CoV-2 olarak tanımlandı. Dünya Sağlık Örgütü, 30 Ocak 2020’de COVID-19 salgınını “uluslararası boyutta halk sağlığı acil durumu” olarak ilan etti, virüsün yayılım hızı ve şiddeti nedeniyle 11 Mart 2020’de küresel salgın (pandemi) olarak tanımladı. Çin’in bir şehrinde, bir pazarda ortaya çıkan virüs, bugünlerde dünyanın tüm ülkelerinde milyonlarca insana yayılmış durumdadır. 

SARS-CoV-2, pek çok ülkeye göre daha geç bir zaman diliminde Türkiye’ye de girdi. Ülkemizde ilk vaka bildirimi 11 Mart 2020’de oldu. 

Hastalığın ilk görüldüğü günden 24 Mayıs 2020’ye kadar Dünya’da 5,105,881 kişinin hastalanmasına, 333,446 kişinin ölümüne neden olmuştur.

Henüz aşısı ve yaygın kabul görmüş özgün tedavisi olmayan hastalıkta, hastalıkla baş edebilmek için korunma önlemleri çok önemlidir. SARS-CoV-2’ye karşı mücadelede virüsün çok bulaştırıcı olması, ağır hastalık sonuçlarıyla seyredebilmesi ve hastalıktan korunmada en önemli strateji olan aşının henüz olmaması nedeniyle diğer önlemlerin, yaygın kabul görmüş özgün tedavisi olmaması nedeniyle de korunma önlemlerinin  çok hızlı ve en etkili biçimde uygulanması hastalıkla mücadelede ön plana çıkmaktadır. 

SARS-CoV-2’e karşı aşı geliştirme amacıyla Dünya’da 30’un üzerinde merkezde çalışmalar yapılmaktadır. Aşının ilk aşaması olan virüs izolasyonu yapılmıştır, ancak hayvan ve insan deneylerinin yapılarak aşının kullanıma hazır olması için zamana ihtiyaç vardır. Bu nedenle, yukarıda değinildiği gibi  hastalıktan korunma en önemli stratejidir. 

Hastalık, esas olarak insandan insana damlacık yoluyla ve infeksiyon ajanıyla kirlenmiş objelerden eller aracılığıyla alınarak ağıza, buruna,  göze temas ile bulaşır. Bu nedenle insanlar arasında fiziksel mesafenin yeterince güvenli olacak şekilde oluşturulması, ev dışında mutlaka maske kullanılması, ellerin sık yıkanması en önemli korunma şekilleridir.

Salgının yönetiminde hastaların hızla bulunup izole edilmesi ve tedavisi, kaynağın ve temaslıların bulunarak gerekli önlemlerin alınması, toplumda sosyal mesafeyi azaltacak uygulamaların gündeme getirilmesi, seyahatler, toplu taşımların, toplantıların bu dönemde yaptırılmaması, toplu insan hizmeti veren işyerlerinin risk kalkana kadar kapatılması gibi önlemlerin uygulanması önemlidir. 

Önlemlerin başarıyla uygulanması halinde, infeksiyonun kontrol altına alındığına dair kriterler şunlardır: Test sayısı arttığı halde, en az 14 gün boyunca olgu sayısının sürekli ve istikrarlı biçimde düşmesi sağlandığında, yeni vaka sayısının azalmasına eşlik eden, yeni olgu sayısından daha fazla sayıda iyileşen olgu görülmesi. Bu iki durum istikrarlı bir hal aldığı zaman sosyal yaşantıyı kısıtlayan önlemler de sıralı ve ölçülü biçimde azaltılıp, normalleşme süreci başlatılabilir. Ancak bu süreç hiçbir zaman COVID-19’dan önceki günlere dönmek demek değildir. Hastalığın aşısı bulunana kadar, gelişmelere göre uygulanması gereken önlemler devam edecektir. Toplumun, COVID-19’dan kendini koruyarak, bu hastalık ile yaşamaya alışması gerekmektedir. 

COVID-19 topluma yeni normaller getirmiştir. Bunların başında her ortamda fiziksel/sosyal mesafe kuralına  uymak gelmektedir. Yani “sosyal mesafeye uyum” yeni normaldir. Kalabalıkların oluşması engellenmelidir. Kapalı ortamlarda en az 2 m sosyal mesafenin korunmasına dikkate almak zorundayız. Bunun için AVM’ler açılsa da, toplu taşıma araçları tam kapasite çalışmaya başlasa da seyreltilme kurallarına mutlaka uymak gerekecektir. 

COVID-19 salgını ağır tehdit olmaktan çıksa ile bile ellerimizin sık yıkanması, öksürürken, hapşırırken mendil veya dirsek koruma yeni normaller olarak devam ettireceğimiz diğer davranış biçimleridir. Özellikle halka açık alanlarda bulunulduğunda veya başka insanlarla temas kurulduğunda el yıkamak çok önemlidir. Su ve sabuna ulaşılamayan durumlarda, en az %70’lik alkol bazlı el dezenfektanlarının kullanımı önerilir.

Yeni normallerimizden önemli bir tanesi de maske kullanmaya alışmaktır. Maske, toplum içindeki yaşamda bez maske şeklinde olabilir. Ancak kişilerin hastalanması halinde, hasta kuşkulu kişilerle temas halinde, hastaneye gitme gibi riskli durumlarda tıbbi maske kullanılması gerekir.

Günlük yaşam içinde olabildiğince eller ile burun, ağız ve gözlere dokunulmamalıdır. Kuşkulu her durumda eller sabunla yıkanmalıdır. Cebimizde küçük bir kolonya veya ela dezenfektanı taşımak da yeni normallerden biridir. 

Yaşanılan çevrenin temizliğine dikkat etmek ve bunu sürekli kılmak bizim yeni normallerimizden olmalıdır. Kapalı ortamların doğal yollarla sık sık havalandırılması gerekir. 

Biz, yeni dönemde, kendimizde ve çevremizdekilerde ateş, öksürük ve solunum sıkıntısı şikayetlerini takip etmeliyiz. Öyle bir durum varlığında da sağlık kuruluşuna gecikmeden başvurmalıyız. Hastalardan uzak durmak, kendimiz hasta olduğumuzda da evden çıkmamak COVID-19 için uymamız gereken yeni normalin kurallardan birisidir. 

“Yeni Normal”in kurallara ne kadar iyi uyarsak, COVID-19’un zararlarından, en az hasarla, en kısa zamanda kurtulacağımıza tam olarak inanmalıyız. Ancak öyle başarabiliriz.

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

32573155