5 Aralık 2021

Gariptir... Son günlerde salgın sebebiyle hayâtımıza giren bu cümle, aslında şimdi evlerimizde olmayan bir hayat tarzının mîmâri özelliğidir. 

Hayat; eski Türk evlerine ait mîmâri bir terimdir. Klasik şekliyle 15.yy'dan sonra şekillense de kökeninde Otağ'ın etrâfında her an, her asır mütemadiyen hareketle "türeyip" şekil bulmuş zevklerinden biridir. 

Pek farkında olmayız lâkin bugün "oda" dediğimiz kelime de "otağ"dan türemiş bir kavramdır. 

Geleneksek ve klasik Türk evi mîmârisi aslında duruyor gibi görünse de mütemâdiyen metafizik bir hareketliliğin içinde deverân eden ve her deverânda da zaman içinde eve, yaşama farklı anlama ve boyut kazandıran bir süreklilik kaabiliyetine sâhip. 

Batı'nın korku filmlerindeki ontik köken, evin mahzenine, kuytularına, loşluğuna, karanlığına, rutûbetine atfın şuuraltı tezâhürüdür. Ne kadar büyük ve ihtişamlı olursa olsun insanı kafeslemiş, korkularına esir düşmüş, acı çekmiş ruhların mekânı terketmemesiyle birlikte âdeta tekinsizleşmiş ve intikamcı bir lânete dönüşmüştür. 

Buna mukâbil, Türk evlerinin zeminden koparak bir tuba ağacı gibi hayâta doğmuşluk hissi huzur vericidir. Odalar, bir kuytuluk değil, dâima sokağa dönük pencereleriyle her an sokağa, dünyâya ve gökyüzüne bağlı çok boyutlu ruh geçitleridir. 

Eski Türk evi mîmârisindeki oda pencerelerinin mutlaka sokağa çevrili olmasından kaynaklanan böylece de tekdüze olmaktan sıyrılarak sokak minyâtürüne yansıyan geometrik zevkin sâdece bize has bir husûsiyet olduğunu bilir miyiz? 

Cumbalı ve cumbasız pencereler önünde dâima sokakla, hayatla, câmi, çeşme, komşu , cenâze, bayram, taze yemiş ve şerbetle, baharat kokusu, çocuk sesleriyle bağlantılı bir hayat anlayışı ve zevki... 

Hayat dediğimiz mekân da işte bu fetâfizik ve mîmâri hareketlilik içinde otağ'a bağlanmış bir iki odanın önüne kondurulmuş evin kendine ait cennet köşküdür. 

Câmi'nin dış mekân anlayışı gibi evde de cenneti, kevser havuzunu, sonsuzluğu yaşama ve hatırlama zevkinden kaynaklanan çiçek ve su sesi eksik olmamış hayat dediğimiz mekânlardan. 

Bahçeye yahut sokağa bakan bu mekânlar, Türk evinin derin değil ancak derûni bir ruhu olduğunu hatırlatır. Saraydan, konağa, köşkten en nütevazı Anadolu evine girdiğinizde mutlaka mekân içinde, yahut odalarda ahşap süsleme ile mekâna özellik katmış bir ayrıntı görmek mümkündür.

Her ne kadar bugün "evde hayat var" desek de ne yazık ki kentleşen ve betonlaşan, bodrumlarıyla, rutubet ve tekdüzeliği ile yaşadığımız değil, âdeta barındığımız mekânlarda ne yazık ki artık hayat yok!

Yine de ümid kesmemek ve evvelâ fikir ve varlık anlayışı olarak Türk Evi'ni yeni nesillere ve genç mimarlara anlatmak gerek...

Kimbilir... 

İçlerinden yeniden medeniyet tasavvur edebilecek genç mimârlar çıkabilir.

Kadirşinaslıkla efendim. 

Bu kategorideki Makalelerden