3 Temmuz 2022

“Ev”kelimesi, kök bakımından Türkçedir ve en eski kullanılışı “eb”şeklindedir. Türk milletinin dilinde ev, bir kütüphâne dolduracak atasözü, deyim, tekerleme, mecâz, kinâye, fıkra hazînesine sâhiptir. Yine Türkçe olan “bark”sözü de, ev demektir ve çoğu kere ikisi bir arada “ev bark”tarzında kullanılır. Ev kelimesini Türkçeden çıkarırsanız, millî dilimizin en işlek uzuvlarından birini kaybederiz. Evsiz kalan Türkçe, koltuk değneklerine muhtâc olur. 

“Bir âileyi içine alacak ve oturtacak yapı, içinde yaşanılan yer, mesken, ikaametgâh”  gibi ilk mânâları olan ev, aynı zamânda bizim ticârî faaliyetlerimize de şemsiye açar. “Basım evi, dikim evi, çay evi”gibi kelimeler, günlük hayâtımızın dâimî uğrak yerleridir. “Ordu evi, öğretmen evi, polis evi”tarzındaki yerlerimiz, hem meslek dayanışmasının sıcaklığını, hem de hak edilen bir misâfirliğin adresini gösterirler.

Ev, bizim âile olarak görünüşümüzü, tek başına anlatacak güce sâhiptir. “Bütün ev dikkat kesildi.”dediğimiz vakit, evimiz binâ olmaktan çıkmış, ana-baba-çocuklar, hattâ büyükbaba ve büyükanneler adına hareket etmeye başlamıştır. “Evden peynir sipâriş ettiler.”cümlesinde sipârişi veren âileden birisidir, ammâ ev, ona da vekâlet etmekte beis görmemiştir. “Eve haber vereyim.”diyen kişi, hayat arkadaşını veyâ diğer âile fertlerini kasdetmektedir. Yine ev, tek başına âilemizin yerine geçmiştir.

Bir kısım ince işçilik isteyen mesleklerin ıstılâhı olarak “ cam evi, göz evi, yüzük evi”şeklinde duyduğumuz kelimeler, evin mahâret göstermeye çıktığı san’at ve dahî zanâat sâhalarıdır. Oralarda bahsi geçen ev, işçilik seviyesinden ve tezgâh hünermendliğinden dem vurulan bir mevkide göz kırpmaktadır.

Türk milleti, nikâhlanmak veyâ hayât birleştirmek tâbirlerini, ekseriyetle “evlenmek”sözü ile karşılamıştır. “Evli”tâbiri de, bekârın zıddı olarak, medenî hâlimize alem yapılmıştır. “Evli barklı”insan, kendisini kucaklayacak bir âilesi olan, olgun kişidir. Sun’î gıdaların ömrümüzü törpülediği günümüzde, hepimizin içini rahatlatan “ev yemekleri, ev ekmekleri, ev salçaları, ev tarhanaları, ev turşuları, ev erişteleri”, eve duyulan hürmetin ve güvenin derecesi olmuşlardır. Sokak hayvanlarından bilhassa köpek ve kediler, insanların uzattığı dostluk elleri sâyesinde “ev kedisi, ev köpeği, ev hayvanı”sıfatlarını kazanarak, âile fertlerimiz arasına girme şansını yakalamışlardır.

Dışarıda çalışmayan kadınlarımıza “ev kadını”derken, onların üstündeki ağır yükün ve mes’ûliyetin de farkında olduğumuzu ifâde ediyoruz.  Düşündüğümüz şeylerin gerçekleşmediğini, yaptığımız plânların akîm kaldığını ifâde etmek için “evdeki hesap çarşıya uymadı.”cümlesini kurarız ve bu, bizim için bir hayâl kırıklığının da îtirâfıdır. Âilenin geçimini sırtlanan kişiye “evin direği”dediğimiz vakit, bunu duyan kimsede, aslâ kolon ve sütûn arayışı görülmez. Orada, fedâkâr ve çalışkan bir kişinin takdîr ediliş biçimi vardır. “Evin yolunu unutan kimse”, âilesini ihmâl eden ve onların hakkını ihlâl eden kişidir. 

Bu dediklerimiz, bir ânda aklımıza geliveren “ev”li kelime ve tâbirlerimizdir. Tekrâr söyleyelim, ev sözü Türkçedir ve binlerce yıldır Türklerin dilinde gezinmektedir. Onun söz arkadaşı olan “bark”da öyledir. Bir kelimeyi dilden çıkarmak demek, onunla kurulan bütün terkîb, deyim, atasözü, mecâz, kinâye hazînesini  çöpe atmak demektir. 

Şimdi, bunca zengin bir dil mücevherâtına sâhip “ev”in yerine, o sakîl ve zorlama “konut”kelimesini koyalım ve bu sıraladığımız paragraflardaki “ev”li tamlamaları, deyimleri, mecâzları, onunla yapalım. Özümüzden ne kadar uzaklaştığımızı, hemen anlayacaksınız. İnşaat sektörünün reklâm ve tanıtım jargonu hâline gelen “konut” sözü, üstelik “ev”pazarlanırken kullanılıyor. Dilimize bu kötülüğü yapmayalım. Zîrâ, dilimiz, bizim “düşünce evimiz”dir.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: