Güncel Yazılar

“Ev”kelimesi, kök bakımından Türkçedir ve en eski kullanılışı “eb”şeklindedir. Türk milletinin dilinde ev, bir kütüphâne dolduracak atasözü, deyim, tekerleme, mecâz, kinâye, fıkra hazînesine sâhiptir. Yine Türkçe olan “bark”sözü de, ev demektir ve çoğu kere ikisi bir arada “ev bark”tarzında kullanılır. Ev kelimesini Türkçeden çıkarırsanız, millî dilimizin en işlek uzuvlarından birini kaybederiz. Evsiz kalan Türkçe, koltuk değneklerine muhtâc olur. 

“Bir âileyi içine alacak ve oturtacak yapı, içinde yaşanılan yer, mesken, ikaametgâh”  gibi ilk mânâları olan ev, aynı zamânda bizim ticârî faaliyetlerimize de şemsiye açar. “Basım evi, dikim evi, çay evi”gibi kelimeler, günlük hayâtımızın dâimî uğrak yerleridir. “Ordu evi, öğretmen evi, polis evi”tarzındaki yerlerimiz, hem meslek dayanışmasının sıcaklığını, hem de hak edilen bir misâfirliğin adresini gösterirler.

Ev, bizim âile olarak görünüşümüzü, tek başına anlatacak güce sâhiptir. “Bütün ev dikkat kesildi.”dediğimiz vakit, evimiz binâ olmaktan çıkmış, ana-baba-çocuklar, hattâ büyükbaba ve büyükanneler adına hareket etmeye başlamıştır. “Evden peynir sipâriş ettiler.”cümlesinde sipârişi veren âileden birisidir, ammâ ev, ona da vekâlet etmekte beis görmemiştir. “Eve haber vereyim.”diyen kişi, hayat arkadaşını veyâ diğer âile fertlerini kasdetmektedir. Yine ev, tek başına âilemizin yerine geçmiştir.

Bir kısım ince işçilik isteyen mesleklerin ıstılâhı olarak “ cam evi, göz evi, yüzük evi”şeklinde duyduğumuz kelimeler, evin mahâret göstermeye çıktığı san’at ve dahî zanâat sâhalarıdır. Oralarda bahsi geçen ev, işçilik seviyesinden ve tezgâh hünermendliğinden dem vurulan bir mevkide göz kırpmaktadır.

Türk milleti, nikâhlanmak veyâ hayât birleştirmek tâbirlerini, ekseriyetle “evlenmek”sözü ile karşılamıştır. “Evli”tâbiri de, bekârın zıddı olarak, medenî hâlimize alem yapılmıştır. “Evli barklı”insan, kendisini kucaklayacak bir âilesi olan, olgun kişidir. Sun’î gıdaların ömrümüzü törpülediği günümüzde, hepimizin içini rahatlatan “ev yemekleri, ev ekmekleri, ev salçaları, ev tarhanaları, ev turşuları, ev erişteleri”, eve duyulan hürmetin ve güvenin derecesi olmuşlardır. Sokak hayvanlarından bilhassa köpek ve kediler, insanların uzattığı dostluk elleri sâyesinde “ev kedisi, ev köpeği, ev hayvanı”sıfatlarını kazanarak, âile fertlerimiz arasına girme şansını yakalamışlardır.

Dışarıda çalışmayan kadınlarımıza “ev kadını”derken, onların üstündeki ağır yükün ve mes’ûliyetin de farkında olduğumuzu ifâde ediyoruz.  Düşündüğümüz şeylerin gerçekleşmediğini, yaptığımız plânların akîm kaldığını ifâde etmek için “evdeki hesap çarşıya uymadı.”cümlesini kurarız ve bu, bizim için bir hayâl kırıklığının da îtirâfıdır. Âilenin geçimini sırtlanan kişiye “evin direği”dediğimiz vakit, bunu duyan kimsede, aslâ kolon ve sütûn arayışı görülmez. Orada, fedâkâr ve çalışkan bir kişinin takdîr ediliş biçimi vardır. “Evin yolunu unutan kimse”, âilesini ihmâl eden ve onların hakkını ihlâl eden kişidir. 

Bu dediklerimiz, bir ânda aklımıza geliveren “ev”li kelime ve tâbirlerimizdir. Tekrâr söyleyelim, ev sözü Türkçedir ve binlerce yıldır Türklerin dilinde gezinmektedir. Onun söz arkadaşı olan “bark”da öyledir. Bir kelimeyi dilden çıkarmak demek, onunla kurulan bütün terkîb, deyim, atasözü, mecâz, kinâye hazînesini  çöpe atmak demektir. 

Şimdi, bunca zengin bir dil mücevherâtına sâhip “ev”in yerine, o sakîl ve zorlama “konut”kelimesini koyalım ve bu sıraladığımız paragraflardaki “ev”li tamlamaları, deyimleri, mecâzları, onunla yapalım. Özümüzden ne kadar uzaklaştığımızı, hemen anlayacaksınız. İnşaat sektörünün reklâm ve tanıtım jargonu hâline gelen “konut” sözü, üstelik “ev”pazarlanırken kullanılıyor. Dilimize bu kötülüğü yapmayalım. Zîrâ, dilimiz, bizim “düşünce evimiz”dir.

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

37502027