6 Temmuz 2022

Verim artışıyla birlikte maliyetin düşeceği, ekonomi bilimi bakımından "iki kere ikinin dört etmesi kadar" kesin bir doğru. Gelin görün ki Türkiye'deki gıda maliyetleri söz konusu olduğunda verim artışı maliyeti düşürmüyor yani iki kere iki, dört etmiyor. 

Et ve süt maliyetleri üzerinden anlatayım:

TÜİK'in 2004 ile 2018 verilerini karşılaştırdığımda sağılan inek sayısının yüzde 63, ineklerde süt veriminin yüzde 27'5, toplam inek sütü üretiminin ise yüzde 108,5 arttığını gördüm.

Başlangıç olarak 2002 veya 2003'ü almadım çünkü ya hesaplama yöntemine bir şeyler olmuş ya da ineklerimiz verimlerini 2002'den 2004'e yüzde 45, 2002'den 2003'e yüzde 10,7, 2003'ten 2004'e yüzde 31,30 arttırmaya karar vermişler! Bitiş olarak 2018'i aldım çünkü henüz 2019'a ait sağılan inek sayısı ve süt verimi henüz açıklanmadı.)

Her sektörde olduğu gibi tarımda da "verim" benim için öncelikli çünkü verim, maliyetleri, dolayısıyla enflasyonu düşüren en önemli maliyet kalemi ancak ülkemizde düşürmüyor. 

Niye düşürmüyor?

Çünkü daha fazla verim almak için daha fazla besleme ve bakım masrafı gerekiyor. Örneğin yemin  maliyet içindeki payı yüzde 60'a kadar çıkabiliyor.Bu masraflarda ise dışa bağımlıyız. 

Malumunuz olduğu üzere, doğal yem kaynaklarımızı kullanarak hem beslenme maliyetini azaltabileceğimizi hem de doğal beslenmeyi arttırarak doğal, sağlıklı ve lezzetli et ve süt üretimimizi arttırabileceğimizi her fırsatta yazıyor, söylüyor, doğal yem kaynaklarımız olan mera/çayır/otlak/ yaylak alanlarımızın önemini bağıra bağıra anlatıyorum. 

Aslında fazla söze gerek yok. Aşağıdaki birkaç rakam durumu o kadar net biçimde anlatıyor ki...

Önce beni dehşete düşüren şu vahim durumu dikkatlerinize sunuyorum:

1940’lı yıllarda 46,5 milyon hektar olan mera alanımız, 1950’li yıllarda 37,9 milyon hektara, 2009’da ise 14,6 milyon hektara gerilemiş. 2009'dan beri aynı rakam ilan edildiği için son durumun ne olduğunu kimse bilmiyor. Kesin olan şu ki mera alanlarımızın daha da azaldığına şüphe yok. Aynı kalmış olsa bile kalite ve verimin düştüğü muhakkak. Faydalanılabilir miktarın ne kadarından faydalandığımız ise ayrı bir muamma.

Nitekim, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcı Mehmet Daniş, Aralık 2017'de Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneğinin (MÜSİAD)'ın düzenlediği "Hayvancılıkta Kalkınma, Türkiye İstişare Toplantısı"nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin 14,6 milyon hektar mera alanı olduğu bilgisini verdikten sonra şunları söylüyor:

"Meraya ayrı bir başlık açmak zorundayız. Meraların kullanımı üzerinde hâlâ ciddi sorunlarımızın olduğu ve bu sorunları aşmamız gerektiğini düşünüyoruz. Hayvancılık konusunda ilk konu başlığımızın mera olması gerektiğini düşünüyorum. (...) Orman varlığından daha fazla mera varlığı var ancak 100'ü bulmayan personelle, 20-30 milyon liralarla meraları yönetmeye çalışıyoruz."

Bu cümleleri buraya, sorunun varlığının ve öneminin birinci ağızdan ifadesi ve itirafı olduğu için aldım. Biz söyleyince nedense araştırmaya bile gerek görmeden reddedenler var da!.. Elbette sonuna kadar katılıyorum fakat bu vesileyle yönetenlerimizin durum tespiti yapma noktasından öteye geçip bir türlü sorunu çözme aşamasına gelememelerine de yine isyan ediyorum. 

Aşağıdaki verileri ve değerlendirmeleri ise BloombergHT Tarım Editörü İrfan Donat'ın 14 Kasım 2017 tarihli "Meralar torba yasa ile yeniden Meclis gündeminde!" başlıklı yazısından aldım:

"Bizdeki durumun aksine meralar bir çok ülkenin tarım politikaları açısından stratejik öneme sahip. Hayvancılık politikalarında başarı sağlayan ve örnek model olarak gösterilen ülkelerin ortak özelliği, sahip çıktıkları meraların yönetimini de başarılı şekilde yapabilmeleri. AÜ Ziraat Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Cengiz Sancak'ın daha önce paylaştığı verilerden yola çıkarsak örneğin İrlanda'da hayvanların tükettiği yemlerin yüzde 97'si, İngiltere'de yüzde 83'ü, Fransa'da yüzde 71'i, Hollanda'da ise yüzde 54'ü meralardan karşılanıyor. ABD'de hayvanların tükettiği kaba yemin meralardan karşılanma oranı yaklaşık yüzde 40 seviyelerinde. Görüldüğü üzere bazı ülkeler yem tarafında neredeyse sıfır maliyete, bazıları ise yüzde 50 düşük maliyete üretim yapabiliyor."

1 Haziran Dünya Süt Günü kutlu olsun.

Bu şartlarda nasıl "kutlu" olabilecekse!..

Yazar Hakkında:

Ali Osman MOLA

Ali Osman MOLA

Eğitimci, Yönetici, Kurumsal İlişkiler Uzmanı, Editör, Araştırmacı, Yazar

1962 yılında Tosya'da doğdu. Ege Ü Hukuk Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler YO ile Selçuk Ü Eğitim Fakültesi Tarih Bölümünde okudu. 1985-1986 yıllarında Ankara Ü Türk İnkılap Tarihi Enstitüsünde yüksek lisans derslerini tamamladı.

1985-1988 yıllarında Ankara Özel Yükseliş Kolejinde Tarih Öğretmenliği yaptı. 1988-2000 yıllarında ise İstanbul Özel Tercüman Kolejinde Müdür Yardımcılığı görevini yürüttü.

2000-2004 yıllarında Ankara'da Mahalli İdareler İşverenleri Sendikasında (MİS) Genel Sekreter, 2004-2005 yıllarında Konya'da ÇEVPET Geri Dönüşüm Ltd. Şti.nde Mevzuat ve Kurumsal İlişkiler Sorumlusu görevlerinde bulundu.

2006-2012 yıllarında COMART Kurumsal İletişim Hizmetleri Ltd. Şti.nde Araştırmacı ve Yayın Direktörü olarak görev yaptı. Aynı zamanda Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği (ASÜD) ile Bebek Besinleri Sanayicileri Derneğinin (BEBESAD) kuruluşunu gerçekleştirdi ve Genel Koordinatör sıfatıyla yönetimlerini üstlendi.

2014 yılında Türk Ocakları Genel Merkezi Sanat-Edebiyat Kurulu Başkanı oldu. Kuşlukta Yazarlar Topluluğu ve Bala Kitap Topluluğu üyesi.

Çeşitli yardımlaşma ve dayanışma derneklerinde üye ve yönetim kurulu üyesi olarak topluma hizmet etmeye gayret ediyor.

2006'dan sonraki çalışmalarından örnekler:

  • Ülker'in kurucusu “Sabri Ülker’in Hayatı” ile ilgili araştırma. Araştırma, Yazar Hulûsi Turgut tarafından kitaplaştırılarak, "Sabri Ülker'in Hayat Hikâyesi, Akşama Babacığım Unutma Ülker Getir" adıyla 2014'te yayımlandı.
  • Unilever Türk’e ait “Unilever Magazin” adlı kurumsal yayının hazırlanması.
  • Gıdahattı, Süthattı, Cargill Haberler, 4 Mevsim Meyve Suyu dergilerine çeşitli konularda araştırma ve değerlendirme yazıları ile makaleler.
  • Ulusal dergi ve gazetelere "Süt ve Süt ürünleri Sektörü" ile ilgili yazılar.
  • Ulusal televizyon ve radyo programlarına katılım.
  • Türkiye'de ilk defa “Dünya ve Türkiye Süt Endüstrisi Raporu”nun hazırlanması.
  • “Türkiye Süt ve Süt Ürünleri Sektörünün AB Pazarına Girişinin Desteklenmesi Projesi”nin projelendirilmesi (2010) ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (GTHB) ile birlikte yürütülmesi. (AB, 2012'de Türkiye'den AB'ye süt ve süt ürünleri ihracatı ile ilgili yasağı kaldırdı. Proje, FAO Özel Ödülü’nü aldı).
  • Rusya, Kazakistan, Belarus, Çin, Cezayir ve Güney Afrika Cumhuriyeti'ne Süt ve Süt Ürünleri ihracatı ile ilgili projelerin organizasyonu ve yürütülmesi.
  • D-8 Sanayi Bakanları Toplantısı ile Türk-Arap Sanayi ve İşbirliği Konferansı’na, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonunu (TGDF) temsilen katılım, ülke sunumun hazırlanması ve sunumu.
  • GTHB, TOBB ve Ulusal Süt Konseyinin (USK) "Süt ve Süt Ürünleri Sektörü" ile ilgili komisyon ve çalışma grupları üyeliği.
  • GTHB-Dünya Bankası iş birliği ile düzenlenen sektör toplantılarında temsilcilik ve sunumlar.
  • International Dairy Federation (IDF) ile ASÜD ilişkilerinin koordinasyonu. İtalya'da düzenlenen "Dünya Süt Zirvesi"ne katılım.
  • Codex Alimentarius Komisyonu Avrupa Koordinasyon Toplantısı'nın ASÜD adına koordinasyonu.

 

Hâlen; Yaşam İçin Gıda, Kırmızılar, Bilim Dili gibi çeşitli web sitelerinde ağırlıklı olarak "tarım ve ekonomi" alanlarında makale ve araştırmaları yayımlanıyor.

Tarım ve Ekonomi alanlarında çeşitli ulusal ve uluslararası toplantılarda kurul üyesi, konuşmacı ve oturum yöneticisi olarak çalışmalarına devam ediyor.