5 Aralık 2021

 

Anayasa Mahkemesi Başkanı'nı dinlerken:

FÂRÂBÎ'YE BİZ Mİ YAKINIZ, BATI MI?

Başkan, yargı bağımsızlığından bahsediyor.

Farabi'den, batılı düşünürlerden örnekler veriyor.

Mevlânâ'nın hâkimin hakemliğinden bahsedişini anlatıyor.

Yargının bağımsız ve tarafsızlığını döne döne söylüyor.

Adaletin yerine getirilmesinin üç önemli şartı olduğunu anlatıyor.

Bunlar çok önemli şeyler.

Çok doğru şeyler.

Olsa da yaşasak denen şeyler.

Yalnız bir kaç hususa takıldım.

Başkanın Batı'nın toplum ve adalet sistemine yüklenmesi çok ağırdı.

Bu bakışta bir hâkim objektifliği yoktu.

Sanki bir ideolojik bakışla konuştu.

Yakışmadı.

Elbette Batı'da tenkıd edilecek çok şey bulunabilir.

Amerika'da hortlayan ırkçılık halleri de dâhil bir çok şey söylenebilir.

Yalnız Allah aşkına düşünün:

Bugünün dünyasının bütün kanun kodları onlar tarafından konulmuş ve hala en iyi uygulamalarıyla onlarda değil midir?

Bunun bir çok örneği sayılabilir.

Amerika'da hiçbir hâkimin Başkan'ın özel davetine, toplantısına katılamayacağı, katılması gereken bir toplantıda da, ayağa kalkmadığı, suçun başkan dahil herkes için ortak olduğu ve hakimlerin başkanları başkanken yargıladığı nasıl unutulur?

On yıl önce, Clinton'ın bir kızla ilişkiye girdiği için değil yalan söylediği için yargılandığını hepimiz hatırlarız.

4 saat bütün televizyonlardan bu yargılama canlı yayınlandı.

Dünyanın en büyük gücünün Başkanı, dünyaya böyle teşhir edildi.

Başkanken yargılandı ve başkanlığını düşürecek bir suç olmadığına karar verildi.

Trump da iki ay önceye kadar yargıdaydı.

Neredeyse başkanlığı düşecekti.

Bu durumda orada yargının bağımsızlığı tartışılabilir mi?

Şu anda bütün Avrupa, renk ırkçılığına karşı ayağa kalktı.

Gösteri yapılmayan ülke yok.

Bunlar çok çok önemli demokratik olgunluk gösteren çıkışlardır.

Dahası da var: Batı'da siyasetçiler hâkime bir davayı soramaz, telefonda da olsa ima bile edemez.

Batı'da yargıda bir dava için hâkimle hiçbir şekilde konuşulamaz.

Yargıya şunu niye görmüyorsun diyen bir devlet adamı görülmez.

Suçtur.

Bunlarla ilgili kurallar kesindir.

Uygulamaları aksatmıyorlar, hepimiz görüyoruz.

Bizde durumlar farklı.

Bazılarını hatırlayalım.

Bu sabahki Anayasa mahkemesi yeni üyesinin and içme töreninde iyi şeyler söylendi.

Uygulama apayrı.

O salonda Cumhurbaşkanı'nın bulunması hukuka verilen değeri gösteren bir gelenektir.

Buna uyulması da çok iyi.

Yalnız, Adlî Yıl'ın başlangıcı gibi önemli bir açılışın hükûmetin istediği yerde yapılması yargı bağımsızlığına terstir.

Hâkim ve savcıların parti başkanı da olan devlet başkanı içeri girdiğinde ayağa kalkmaları yanlıştır.

Bunu hukuk sistemini bilenler yanında dünyayı az çok tâkip eden benim gibi kenardan ilgili kimseler de görüyor, biliyor; yargı ayağa kaldırır, ayağa kalkmaz. 

Orada, bir yargı toplantısında, açılışta, yeni üye kabulünde Cumhurbaşkanı, başbakan veya bir parti başkanının konuşması olacak iş değildir.

Biz bunu da yaşadık.

Yanlışın yanlışıdır.

Anayasa mahkemesi Başkanımız, yargının itibarı için öncelikle bunları düzeltmekle yükümlüdür. 

Şunu da düşünelim:

Eğer Farabi'den bahsediyorsak, doğrudan doğruya hukukçu Ebû Hanife'den de bahsetmek gerekebilir.

Ebû Hanife hem hukukun felsefesini, hem de pratiğini gözeten bir öncüdür.

Geçenlerde bir cümlesini vermiştim.

Büyük Emevî Halifesi, Hârun Reşid gibi âdil bir hükümdâra dediği söz kulaklara küpedir.

'Ben hukukçu olarak seninle beraber hareket etmem.

Ben seni adaletli yönetmen için eleştiririm.

Benim işim doğrularladır.

Benim işim, yönetenlerle çalışmak ve onların isteğine göre hüküm ve fetvâ hazırlamak değildir... '

demek ister ve şu cümleyi eder:

"Değil senin istediğin bir fetvayı istediğin şekilde vermek, kimseye zararı olmadığı halde şu karşı binanın pencerelerini bile senin için saymam!"

Anayasa mahkemesi Başkanımız ve yüksek yargıdan sade yargı mensuplarına kadar bu veya buna yakın bir bilinç bizde mi var, Batı'da mı?

Batı mı Ebû Hanîfe'ye veya Fârâbî'ye yakın, biz mi yakınız?

Sorulacak soru budur.

Bu kategorideki Makalelerden