12 Ağustos 2022

Bugün Muğla’nın Bodrum ilçesine bağlı Turgut Reis Mahallesi, Türk denizcilerinin en büyüklerinden birinin adını taşımaktadır. Bu Cennet köşesine Turgut Reis’in adının konması, neresinden bakılırsa bakılsın, pek büyük bir kadirbilirlik örneğidir. Bu karârın verilmesinde emeği olan herkese, azîz Türk milletinin teşekkür borcu vardır.

Turgut Reis’in hayât hikâyesinde doğum yeri olarak geçen “Sıralovaz”, ilerleyen yıl ve asırlarda muhtelif değişikliklere uğramıştır. Sıralovaz’ın, bir köy veyâ kasabadan daha büyük bir yeri işâret ettiği sanılıyor. Yine bir kısım kaynaklarda, Turgut Reis’in Sıralovaz’ın Karabağ veyâ Karatoprak köyünde doğduğu söyleniyor. Böyle olunca, “Sıralovaz”tâbiri, birden fazla beldeyi içine alan bir bölgeyi karşılamaktadır. 1952 yılında, Sıralovaz’ın Karabağ köyü de dâhil olmak üzere, o civârdaki Akçaalan ve Karatoprak köyleri birleştirilmiş, hepsine “Karatoprak”adı verilmiştir. Bilâhare, Karatoprak ismi Turgut Reis olarak değiştirilmiştir. Eski Sıralovaz’ın bugünkü adı, Turgut Reis’dir.

“Sıralovaz”, belli ki, aslı değişikliğe uğramış bir yer adıdır. Turgut Reis’in, yâni, Barbaros Hayreddîn Paşa’nın demesiyle “Durgutca Reis”in muhterem babası Velî Ağa, Sıralovazlıdır. Oğlu Turgut da, Sıralovaz’da Dünyâ’ya gelmiştir. Velî Ağa, çobandır. Hayâtını ve maîşetini hayvan otlatarak temin eden, bir Oğuz eridir. Bu arada, “Turgut”sözünün, Türkçede “ev, mesken, bark”mânâsına geldiğini söylemeliyiz. Kelimenin dünden bugüne akışı “turkut > durgud > turgut”şeklinde cereyân etmiş olmalıdır. 

Bu sözde, “durmak, durulan yer, oturulan mekân” gibi mânâlar olduğu gibi; “kut > gud > kut”telâffuzuna gizlenmiş “kut”lu sezişler de vardır. Bilindiği gibi “kut”, Türkçede mutluluk, saâdet mânâsına gelen pek mühim bir mefhûmdur. Kök Tengri inancında, Kök Tengri’nin kişilere verdiği mükâfât, hep “kut”tâbiri ile ifâde edilmiştir. Türk hükümdârlarına “Tengrikut”denilmesi, hükmetme ruhsatını Tengri’den alan kağan ve hâkânlarımızı işâret eden bir târîhî bilgidir. Dolayısıyla, “Turgut”kelimesinin içinde, mutluluk ve saâdet veren bir mekân mânâsı aramak lâzımdır. Türk’ün evi, başlı başına bir mutluluk kaynağı bilinmişse, bunu açıklaması “Turgut”sözündedir. “Turgut”un bir başka karşılığı da “uzun ömürlü, çok yaşayan”dır. Burada da, yine pek şiirli “kut”mânâları keşfedilmektedir.

Bunca etimolojik cümleyi bir araya getirmemizin bir sebebi var. O da, “Sıralovaz”ın, aslını aramaktır. Halk lisânında bu hâle gelen kelimenin, Oğuz dilindeki hâli ne olmalıdır? On beşinci asrın sonlarında Sıralovaz’da doğan Turgut Reis’e, babası Velî Ağa, bu adı belli bir şuûrla vermiş olmalıdır. Kendisi, Arapça bir isim taşımakla berâber, oğluna Türkçe “Turgut”adını koyan Velî Ağa, pek derin Oğuz hasletleri olan eli öpülesi bir Türk oğludur. Velî Ağa, çobandır ve çobanlık, Türk yaşayışının temel mesleklerinden biridir. Merkezî Asya’daki ekonomileri tamâmen hayvancılığa dayanan atalarımız, pek kalabalık hayvan sürüleriyle, Dünyâ’nın hemen her tarafına hicret etmişlerdir. Bu hicret noktalarından biri de, Muğla’nın, eski deyişle Menteşe’nin Sıralovaz Şibh-i cezîresi’dir.[1]

Sıralovaz’a yerleşen Türkleri, Velî Ağa’nın şahsında mercek altına alırsak, karşımıza “sıra sıra Oğuz oba ve çadırları”çıkacaktır. Velî Ağa ile onun deryâ âşığı oğlu Turgut Reis’in damarlarında dolaşan Oğuz hasletlerini düşünürsek, bu “Sıralovaz”sözünün “Sıralı Oğuz”dan galat olduğunu söyleyebilir miyiz? Bendenizin gönlünden öyle geçiyor ve bu gönül hâlleşmesi, Turgut Reis’e, Velî Ağa’ya ve dahî Sıralovaz’a, Muğla sâhillerinin çamlarına konan arıların balı gibi yakışıyor. Siz, ne dersiniz?

[1]şibh-i cezîre: yarımada.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: