Güncel Yazılar

Çöplüğe ‘kültür’, kültüre ‘çöplük’ sıfatı vermek veya iki kavramı bir arada kullanmak bile hoş çağrışımlar yapmıyor. Fakat bu durum ‘hoş’ olmuyor diye de bazı gerçeklerin üzerini örtmek veya var olanın, yaşananın işaret edilmesine dikkat çekilmesine sebep teşkil etmiyor. Yani neylersiniz ki yaşanan gerçeklerden çıkarılan sonuçlardan bazıları dikkatli okurları ve düşünürleri de bu neticeye götürüyor.

Çağımız ürettikleri kadar tükettikleriyle de dikkat çekmektedir. Çağımız dengesiz bir israfın neticelerini çöp yaptıklarıyla, çöplüğe attıklarıyla da gündeme gelmektedir. Bu çağa biçilen kimlik içerisinde israf, yani plansız üretimle ortaya çıkan ürünlerin zamana, gelişmeye cevap verememesi neticesinde çöp haline gelmesi, getirilmesi önemli bir yer edinmektedir. Zaten tüketimin doyumsuz ve amaçsız, hatta dengeleri gözetmeden sürdürülmesi artık katlanılması gerekli bir zorunluluğu da ortaya çıkarmaktadır. Bu zorunluluk içerisinde teknolojinin daima yeni üretimine sahip olma şeklinde propaganda edilirken tüketim bu yönde hep yeniyi elde etme adına eskiler kısa zaman içerisinde çöplüğe gönderilebilmektedir.

Çağ benzer dayatıcı mecburiyetler içerisinde yaşama biçimi artıklarından başlayarak; yiyecek, içecek, giyecek de, hatta belki hayatı kolaylaştırdığı düşünülen, bazen gerçekten de kolaylaştıran birçok teknolojik aletlerin, araçların (Tv, Bilgisayar, yazıcı, tarayıcı, tablet, telefon vb) artıklarıyla da karşı karşıya gelmiştir.  Artık çoğu evde, büroda yeni teknolojilere ihtiyaç hissedildiğinden eskiler birer çöp durumuna düşmüştür. Dünya giderek bu artıkların biriktiği bir çöp yığınına, büyük bir gezegen çöplüğüne doğru dönüşmek üzeredir. Bu çöplüğe dönüşüm sürecinden bütün insanlık kültürel alanda da nasibini almaya başlamıştır. Çünkü insanın ve insanlığın hayatı özellikle çağımızda birbirinden bağımsız olamayacağı, birbirini bazen bileşik kaplar misali bazen de domino etkisiyle etkileyeceği, etkilediği görünen ve gözlemlenen bir gerçektir. Yani somut gelişme, değişim ve başkalaşımdan soyut olarak görülebilecek kültürel unsurların tesir almaması söz konusu olamayacak, yani teknolojik ürünlerin çöplüğünün yanında bir kültürel çöplükten de bahsedilebilecektir.

En sade ve ortak tanımıyla kültürbir yaşama biçimi olarak kabul edildiğinde, bu yaşama şekilleri neticesinde gözlenenler insanlığın hayatında giderek artan kültürel bir çöplüğün de oluştuğunu ortaya koymaktadır. Hızlı gelişimin ve üretimin olmadığı zamanlarda üretilen kültürel birikim insanlığın geleceğine ışık tutma zenginliği oluştururken çağımızda bazen hesapsız kitapsız, çok özelin amacına, çıkarlarına hizmet ederek üretilmeye çalışılan yaşama biçimleri kısa zamanda bozulmaya ve çürümeye yüz tuttuğundan onu sağaltma ve geliştirme yerine çöplüğe atmak daha çok tercih edilmektedir. İnsan adına üretilmeyen ama insan için üretildiği reklamı sıkça yapılan, doğal olmayan yaşama biçimleri insan hayatına çelişkilerle yaşamayı dayattığından beri kültürel çöplük çeşitli sebeplerle beslenmekte sonra da bunlarla mücadele adına insan doğallığına uygun olmayan diğer çöplüklere davet edilmektedir. Ormandaki ağaçları kesen baltanın sapının ormandan olduğu gibi kültürel çöplüğü besleyen bazı yöntemler de ‘kültür’ kimliği giydirilmiş sanatla uzaktan yakından ilgisi olmayan davranışlarla, gösterilerle (!) yapılabilmekte, üretilmektedir.

Kültür içerisinde konunun sosyolojik boyutu, psikolojik boyutu birçok bulgular ve veriler dikkate alınarak incelenebilir, araştırılabilir. Ancak bu tür bir çalışma kitaplık çapta olabileceğinden bu yazıda sadece kültürel çöplük içerisinde, bu çöplüğün çok fazla beslenmesine, semirmesine sebep olan bir unsurdan, sözde edebiyattan çok kısa bir özet verilerek konuya dikkat çekilmeye çalışılacaktır.Çünkü edebiyat ve sanat kültür endüstrisinin denetimine girip tüketim malları arasına karıştığından beri kültürel çöplük de yığılmaya, buradan gelen kokular da artmaya başlamıştır.

Edebiyat demekle, bu çağ içerisinde üretilmeye çalışılan edebiyat ürünleri roman, öykü, şiir gibi türlerden eserler kastedilmektedir. Eleştirilerimiz ve düşünce geliştirmemiz de içinde yaşanılmakta olan çağın, aslında “edebiyat” damgası taşıyan fakat “edebiyat” olmayan ürünlerine yönelik olacaktır.

Teknolojik aletler sürekli kendini yenileyerek öncekileri işe yaramaz hale getirirken yani çöplüğe atılırken bir tüketim goygoyculuğu şırıngalanırken, bu kısır döngü sadece teknolojik araçlarla sınırlı kalmamaktadır. Edebiyat ürünlerinde ciddi birikimlerin daha önceki asırlarda olduğu gibi içinde bulunduğu zamana ve geleceğe manivela teşkil etmesi gerekirken “tüketim” ve “eskileri yok sayma” pazarcılığı bir edebiyat çöplüğü yaratmaya doğru götürmektedir. Diğer birçok alanda olduğu gibi görünürde cicili biçili baskısıyla göz boyayan ama içi sadece tüketip çöplüğe atmaya yarayan telif ve tercüme kitaplar bir tüketim aracı olarak piyasaya sunulmakta, reklamlarla daha çok tüketilmesine de destek verilmektedir. Hiçbir edebi ve kalıcı değeri olmayan, okunan yahut okunmadan atılan bu tür niteliksiz kitaplar en azından maddi olarak bir çöplük olarak kalmamaktadır.  Aynı zamanda zihinleri, duyguları bu çöplüğün içinde yazılanlarla doldurularak işe yaramaz çöplük yığınları haline dönüştürmektedir. Kitap, Edebiyat, kültür derken bu çöplerle toplumsal zihinler temizlenmesi mümkün olmayacak şekilde kirletilmektedir. Hiçbir edebi, kültürel, sanatsal, değeri olmayan bu basılı ürünler önce “kitap okuma alışkanlığı” sonra “zamanı öldürme” adına alınırken zihinlerde, dolayısıyla insan ilişkileri ve davranışlarında nasıl bir etki yaratacağı, yaşama biçimlerini nasıl şekillendireceğinin hesabı hiç yapılmadığından, bunlar toplumsal yapının belirli alanlarında sağlıksız bir şekilde davranışlar ortaya çıkarabilmektedir. Yani “kitap okumuyoruz”a bir çare içerisinde düşünülen “kitap okusun da ne okursa okusun” kolaycılığı da kültür çöplüğünün oluşmasına en azından sinsice destek olmaktadır.

Toplumun yaşama şekillerindeki kültürel çöplük ki her türlü saplantılar, ön yargılar, gerilikler, yalanı mabut yapmalar, ilişkilerdeki çıkar süflikleri vb. gibi değişik, dengesiz, gerici, çelişkili, saldırgan patlamalarla ortaya çıktığında ancak fark edilebilmektedir. Oysa bu sayılanlar ve benzerleri toplum yapısında önceden işaret vermektedir. Ya bu işaretler önemsenmediği yahut bu işaretlere dikkat çekenler önemsenmediği, susturulduğu, yok sayıldığı için artık çıkan sonuca katlanma mecburiyeti doğmaktadır. Böyle bir yapının oluşmasında elbette toplumun tamamından önce yönetenler, yazarlar ve okuyucular da sorumludur.

Yönetenler sorumludur çünkü bunların kültüre bakış açıları çok önem arz eder. Mesela Hitler döneminin Kültür Komisyonu sözcüsü “ ne zaman ‘kültür’ kelimesini duysam elim tabancama gider” demiştir. Bu söz aynı zamanda diktatörlerin, faşist anlayışların kültürden korktuğunu da gösterir. Çünkü bir toplumda kültürün sağlıklı dolaşımı ve zenginliği o toplumun diktatörlere karşı mücadele gücünü de göstereceğinden bu güç hiçbir zaman dikta heveslilerince istenmeyecektir. Örtük veya açık bir şekilde bilinçli olarak kültürel çöplüğün oluşmasında diktacı zihniyetlerin müdahil oldukları veya olabilecekleri de yadsınamaz. Çünkü ‘kültürsüzlük’  daha çok bu zihniyetlerin işine gelecektir. Diğer taraftan kültüre olumlu bakış açılarıyla katkı sağlamaya çalışan yöneticiler hizmet etmekte olduğu topluma birçok alanın birleşimi olan zenginlikler katmakla kültürel çöplüğe malzeme vermeyeceklerdir elbette.

Yazarlar sorumludur; ideolojilerini aşmış edebi eleştirel bir tavır geliştirerek nitelikli-niteliksiz eserlere dikkat çekmedikleri için. Burada yazar sıfatından amaçlanan kültürel çöplüğe çöp taşıyanlar değil. Gücün borazanı olanlar, onlardan nemalananlar, zoraki yazarlar hiç değil. Özellikle bu türlerin eleştirisini ve katkılarını beklemek Adorno’nun ifadesiyle söyleyecek olursak,“Yazarlığı kariyer yolu yapıp ayağa düşürenlere karşı, ciddi olarak sansürcülere çağrı yapmak, iblisi şeytanla kovmaya kalkmak olurdu.”Çünkü anlamadığı şeyleri yazmaya ve üstelik onlara sahip olmaya çalışan yazarlar olsa olsa ancak kültürel çöplüğe katkı sağlayıcılar olmaktan öteye geçememişler, bundan sonra da geçemeyeceklerdir.

Okuyucularsorumludur çünkü sadece reklamı yapılanlara, sadece ideolojilerine uygun sandıklarına yönelerek nitelikli eserleri seçme özgürlüklerine başvurmadıkları için. Yazar ve okuyucu sorumluluğu bir kenara bırakılarak kültürel çöplüğün oluşmasında, oluşturulmasında başka sebepler de ileri sürülebilir. Ancak hiç birisi bu üç unsurun sebep olduğu toplam sorumluluk ağırlığına denk gelmeyecek, gelemeyecektir.

Çağımızın gelişmekte olan teknolojisinden de yararlanarak cicili biçili baskılarla piyasaya edebiyat ürünleri olarak sürülenlerden sadece birkaçını okuyabilme sabrı gösterildiğinde kısa zamanda çöplüğe gidecek olan bunların ortak özellikleri olarak; konuların havailiği, müşteri avlama ve tuzağa düşürme gözü açıklığı, konuya nüfuz edememeyi, sanat ve kültür kaygısını hiç duymamayı sayabiliriz. Yani bazen dış kapakları kadar içerisinde de yüzeysel bir şıklık ya da estetik maskesini hissetmek ve görmek mümkündür. İşaret edilen durumlar ve daha başkaları neyin ne olduğu pek belli olmayan, lağım sularıyla pınar sularının karıştığı, önüne doğal meyve ağaçlarının yanı sıra kalasların, kütüklerin, kaya ve verimli-verimsiz toprak parçalarının karışarak sürüklendiği edebiyat seli oluşturmaktadır. Bu sel neticede yukarıda da işaret edilmiş olan bir mileğe dönüşerek toplumun yapısına yansımaktadır. Yani kurunun yanında yaş, niteliklinin yanında niteliksiz aynı mecraya sürüklenerek, sel kesildiğinde, yani beklenmedik, hiç hesaplanmadık yaşantılar ortaya çıktığında, değerlisi değersizi birbirine karışmış veyahut karıştırılmış kültürel çöplük, hem de darmadağınık, hayatın her alanına yayılmış olarak dikkatleri çekmekle kalmamaktadır. Çünkü bu durum doğrudan sağlıklı toplum yapısının, kültürel hayatın kendisini de etkilemektedir. 

Kültür ya da edebiyat çöplüğünün oluşmasında; daha önce de işaret edildiği gibi başta yazarlar, zoraki yazarlar, tek hedefi “para” olan yayıncıların yanında ikiyüzlü övgü ve ödüller, ayrışmalar/ ideolojik nutuk çekiciler, hamasette direnenler, saf dil edebiyat imalatçıları, nitelikli eserleri öğütme merkezleri (kurum, kuruluş, etkili, yetkililer) –yok sayarak, dikkate almayarak vb.- özellikle “işe gelinen” olarak görülen ama hiçbir değeri olmayan kitapları cilalama, övme, reklam yapma, hakkında övgüler dizdirme, yani kültürel gevezelik gelir. Netice basılının veya sanalın elele verdiği, iş birliği yaptığı ürünlerle ortaya çıkan koca bir kültürel çöplüktür.

Bu çöplük insan ilişkilerinde, toplumsal hayatta, insanlık değerlerinin, demokrasinin, hukukun, bilimin, sanatın karıştırılması, karmaşık hale getirilmesi ve hiç birinden faydalanılmaması şeklinde kirliliğini, kokuşmuşluğunu sosyal yapıda hissettirmeye başladığında şaşıranlara aslında şaşırmak gerekiyor. Mesela yirmi filmin on dokuzunda “kafaya sıkan” senaryoların, dizilerin, filmlerin, ilkokuldan mezun bile edilemeyecek olan yazarların yüzbinler sattığı kitaplarıokuyanların nasıl bir gelecek hazırlayacağı da bilinmez değildir. Oysa M.V.Llosa’nın Genç Bir Romancıya Mektuplar adındaki eserinde dediği gibi, “Çok satar listeleri, sizin de gayet iyi bildiğiniz üzere, çok sayıda berbat romancıyla doludur”. Toplum hayatının her alanına sevgiyi, barışı, huzuru, insanı ve insanlığı bu tür kitaplar, -hadi eserler diyelim-  yayamayacağına göre bunların, bunlara vesile olanların da kültürel bir çöplüğe çöp taşıması kaçınılmaz olacaktır elbette.

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

32926395