Güncel Yazılar

Tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs salgınının meydana getirdiği kayıplar her geçen gün artmaktadır.  Bu salgın bir zaman sonra hayatımızdan tamamen çıktığında belki bir ay sonra belki de yıllar sonra... Belki kapitalizm sona ermeyecek, belki küreselleşme ortadan kalkmayacak ama artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Dünya bu tip krizle ya da salgınla ilk defa karşılaşmıyor. Tarihte birçok salgın hastalık, içinde bulunduğumuz durumdan çok daha kötü sonuçlara yol açmıştır. Bu salgınlar ya da krizler sonucunda her kesimde birtakım değişiklikler meydana gelmiştir. Koronavirüs salgını sonrasında da değişiklikler olacaktır.

Her şey düzeldiği zaman üye ülkeler AB’ye olan üyeliklerinin olumlu ve olumsuz yönlerini değerlendirmeye alacaklardır. Çünkü AB ve kurumları krizle mücadelede yetersiz kaldı. İtalya’nın AB tarafından kaderine terk edilmesi, İngiltere’nin başlattığı birlikten çıkış yolculuğuna birkaç ülkeyi daha ekleyebilir ve birliğin varlığının ciddi derecede sorgulanmasına yol açabilir. Çünkü AB zannedildiği gibi birlik, beraberlik ve dayanışma ruhu taşımadığını gösterdi. Berlin Duvarının yıkılmasından sonra varlığı sorgulanan, ancak bir şekilde değişime ayak uydurarak ayakta kalmayı başaran NATO ise henüz aktif olarak virüs ile mücadeleye katılmış değil. Bundan sonra yaşanacaklara bir şekilde uyum sağlaması oldukça önemlidir. NATO’nun sessiz kalması birliğin zarar görmesine yol açabilir ve uluslararası sistemin güç yapısının değişmesine öncülük edebilir. Bundan sonra uluslararası güç sisteminin değişmesi de hem siyasi hem de ekonomik çalkantılara sebebiyet verir. Eğer gidişat bu yönde olursa ve her iki yapı dağılmış olursa alternatif olarak mutlaka yeni yapılanmalar ortaya çıkacaktır.  Fransa, Almanya, Rusya belki de Çin birlikte hareket ederek yeni bir ittifak sistemi oluşturabilir. Oluşturulacak olan bu ittifak sisteminin çıkarları asla ABD ile uyuşmayacaktır. Birleşmiş Milletler (BM), İslam İşbirliği Teşkilatı, IMF vb. kurumların böyle bir salgın sırasında herhangi bir plan ya da stratejilerinin olmaması kurumlara olan güveni yıpratmıştır ve bu yıpranma devam edecektir denilebilir. Özellikle ABD açısından bakıldığında tek kutuplu küresel gücün sonu yakındır denilebilir. Çünkü Trump’ın salgınla mücadeledeki başarısızlığı herkes tarafından bilinmektedir. Trump’ın bu başarısızlığının sonuçları Kasım’daki seçime mutlaka yansıyacaktır. Salgın süreci mutlak bir şekilde başarılı liderlik olgusunu sınadı. Burada önemli olan rejim değil önemli olan performanstı. Salgınla mücadelede başarılı yol izleyen liderlere halkın güveni arttı. Güney Kore buna bir örnektir. Salgın zamanında atılan başarılı adımlar, bu esnada yapılan seçimlerde sol iktidarın müthiş bir çoğunlukla mecliste yer almasını sağladı.  Diğer taraftan ise ABD’nin DSÖ ile ilişkisinin keseceğinin duyurusu, diğer sağlık kuruluşlarının ABD’nin desteği kazanmak için ABD seviciliği yapmaları kaçınılmaz olacaktır. ABD’de krizin meydana getirdiği kötü sonuçları ortadan kaldırmak için yapısal reformlar yapabilir. Ekonomisini daha rekabetçi konuma getirip bundan fayda elde etmeyi kendine bir görev olarak belirleyebilir. 

Vatandaşlar devletlerinden koruma beklediler hatta bekliyorlar. Devletler de vatandaşlarını koruyabilmek ve salgının yayılma hızını azaltmak için farklı yöntemler denemeye başladı. Sınırlar kapatıldı ve küreselleşme bir şekilde yavaşladı. Korumacı politikalarının uygulanmasına yol açtı. Bundan dolayı uluslararası seyahatlerin ve göç hareketliliğinin daha sıkı kontrol edilmesi ülkelerin daha fazla önem gösterecekleri bir konu olacaktır. Salgın geçtikten sonra korumacı politikalar bir süre daha kullanılmaya devam edilecektir. Korumacılığın her geçen gün önem kazanması milliyetçilik olgusunun parlamasına sebep olabilir. Bu da otoriter rejimlerin daha çok uygulanmasına öncülük edebilir. Bunların sonucunda; devletler içine kapanabilir, var olan politik-ekonomik sistem tümüyle çökebilir. Hiç şüphesiz ki insan hak ve özgürlükleri, demokrasi konuları her geçen gün daha da önem kazanacaktır. ABD, İngiltere, Almanya gibi ülkeler silah sanayisinde ve teknolojide Türkiye’ye kıyasla çok öndeydiler.  Ancak bu ülkeler (Almanya hariç) sağlık ve sosyal alanda başarısız oldular. Bu ülkeler kriz sonrasında sosyal ve sağlık alanlarına olan yatırımlarını arttırabilirler. Ülkelerin kamu harcamalarının milli gelir içindeki payı bundan dolayı yükselecektir. Evde kaldığımız bu dönemlerde özgürlüğün kıymeti herkes tarafından daha iyi anlaşıldı. Bundan dolayı vatandaşlarının hakkını ve özgürlüğünü koruyan hukuk devletleri oluşabilir. Salgın özellikle sokaklarda daha çabuk yayıldığı için, halkını korumak isteyen devletler, kimsesizlerin enfekte olmasını engellemek için onlara sahip çıkmaya başlayacak. Yoksullara ve yoksulluğun önüne geçmeye daha fazla önem verilecektir diyebiliriz. Çin salgını son derece katı önlemler alarak kontrol altına almayı başardı. Çin’in bu başarısı giderek artan bir milliyetçilik duygusuyla yabancı düşmanlığını artıracaktır. Çünkü Çin dışından gelecek olan her kişi potansiyel bir risk olarak görünüyor, görünecek. 

Koronavirüs salgını, üretimi büyük ölçüde etkiledi, küresel tedarik zincirinde ciddi sorunlar ortaya çıktı. Salgının neden olduğu ekonomik hasar işletmelerin kapanmasına, işsizliğinin ciddi derecede artmasına neden oldu.  İstihdam kısmında ciddi sorunlar yaşandı, yaşanmaya da devam edecek. Refah seviyesinde düşüşler meydana geldi. Üretim ilişkileri değişecek, şirketlerin işlevleri yeniden tanımlanacak. Küresel büyüme de dolaylı olarak düşecektir. Açıklanan birinci çeyrek büyüme rakamları ülkelerin küçülme yaşadıklarının bir kanıtıdır. En büyük daralmalar da ikinci çeyrek büyüme oranlarında meydana gelecektir. Salgın sonrası ise; salgın zamanında ortaya çıkan hasarları kapatmak için hemen hemen her malın fiyatı artacak ve enflasyon yükselecektir. Çünkü salgın ciddi bir şekilde ortalama sabit maliyetlerin ve değişken maliyetlerin artmasına neden oldu. Ayrıca salgın süresinde kapasite kullanım oranları düştü bunun bir sonucu olarak arz düşmüş oldu. Piyasalarda arz düşerse fiyatlar artar. Buna benzer nedenlerden dolayı tüm dünyada fiyatlar ve enflasyon artacaktır.  Politikadaki değişimlerde bunların bir sonucu olacaktır. Kapasite kullanım oranının düşmesi sonucu azalan sanayi üretimi; açlıkla mücadele edilmesinde tarım ve hayvancılığa olan önemi arttırmıştır. Bundan sonra tarım ve hayvancılıkla ilgili alanların korunması belirli planlara bağlanabilir. Politikacılar bunu fark ederse, lider konuma gelebilmek için seçim çalışmalarına tarım ve hayvancılıkla ilgili projeler ekleyebilirler. Artık ekonomiyi kurtarması için insanlar hükümete bel bağlayacak. 2008-2009 küresel krizin aksine, bu pandemi süreci piyasaya müdahale eden büyük devleti geri gelmesi için zorlayacak gibi görünüyor. 

Ülkemiz açısından bu durumu ele alacak olursak; mevcut olan ekonomik tablo özellikle ülkemiz için maliye politikasının önemini ciddi derecede arttırdı ve arttırmaya da devam edecektir. Para politikası bu dönemde ikincil planda kalabilir, çünkü önümüzde günlerde nelerle karşılaşacağımız tam olarak belli değil. Ciddi iç ve dış talep daralması sonucunda büyük bir işsizlik dalgası ufukta görünüyor diyebiliriz. Yakın zamanlarda tüm sektörleri aynı anda koruyacak bir maliye politikası hazırlamamız gerekebilir. Eğer ciddi bir ekonomik daralmadan korunmak istiyorsak 2020 için ciddi bir bütçe açığını göze almamız gerekebilir Bunun sonucunda yüksek bir enflasyon bizi bekleyecek denilebilir. Ancak bunların biran önce karar verilip bazı şeylerin acilen yapılması gerekiyor diyebiliriz.

İnsanları bir araya gelerek eğlenmelerini sağlayan iş modelleri için durum pek açık değil.  Çünkü risk ve korku insanları bu tür yerlerden bir süre daha uzak tutacaktır. Belki de böyle yerlere girişlerde sağlık raporları istenecek. Seyahat ve özellikle turizm şuan için salgından en çok etkilenen sektörler arasında yer alıyor. İnsanlar enfekte olma korkusuyla seyahat etmekten kaçınıyorlar.  Diğer insanlarla iç içe olmaktan ziyade, kırsal alanlarda, dış dünyadan soyutlanmış tatiller önem kazanabilir. Riskin her an hayatımızda olacak olması hijyen ve güncel sağlık bilgilerine olan talebi artıracaktır. Şirketler bu talepler doğrultusunda ürün paketleme ve teslimat konusunda gerekli şekillerde kendilerini güncelleyeceklerdir. Perakende satış sektöründe de temizlik önem kazanacaktır, doğal ürünlerin yerine, gerekli hijyen ve sağlık belgelerine sahip olan ürünler tercih edilecektir. 

Son zamanlarda hafta sonları sokağa çıkma yasaklarının olması sebebiyle hafta da 4 ya da 5 gün çalışanlar, haftada iki gün rahat olarak dinlenebildikleri için kendilerini daha rahat hissetmeye başladılar. Bundan dolayı da iş yerlerindeki verimlilikleri arttı, bunun farkında olan işverenler yakın gelecekte işçilerini 4 ya da 5 gün çalıştırabilir. Çalışma saatlerinin yeniden ayarlanması gündeme gelebilir.  Buna bağlı olarak azaltılan iş günü sayısı, iç turizmi hareketlendirebilir. İçinde bulunduğumuz bu riskli günlerden sonra; risk hayatımızda daha çok var olmaya başlayabilir. Çok rağbet görmese de risk yönetimi, risk iletişimi zaten mevcuttu ve bunlara olan ilgi daha da artacaktır. Salgın sonrası birçok davranışta değişiklikler meydana gelecektir. Özellikle paylaşma duygusu ve dayanışma kültürü önem kazanacaktır. Türkiye’de gördüğümüz gibi yaşlı kesimin ihtiyaçlarının karşılanması için birçok insan gönüllü oldu. Bir taraftan bunlar olurken bir taraftan yaşam kalıpları değişecek… Hem riskin varlığı hem de korku sebebiyle iş olarak görmediğimiz bazı şeyler iş olarak değerlendirilebilir. Çünkü evlerde kaldığımız bu zamanlarda yeni işler ortaya çıktı.  Uzun sürede evlerde kalmanın olumsuz sonuçları da kendini gösterecektir. Çünkü bu salgın korku iklimini yeniden canlandırdı. Birçok insan zaten yalnız kalmaya alışmış durumda,  birçok insanda kendini bu süreçte dışlanmış hissedecek ya da hissetti. Tüm bu travmalar online olarak ya da normal şekilde koçluk ve terapi hizmetlerine olan talebin artmasına neden olacaktır. Yalnızlığa ya da dışlanmışlığa çare olarak sanal dünyada bir araya gelmeyi sağlayan oyunlara ve uygulamalara artan ilgi bir süre daha devam edecektir.  İnsanlar sosyal buluşmalara katılıp katılmama konusunda daha fazla düşünmeye başlayacaklar. Günlük aktiviteler de bunlara göre yeniden şekillenecektir.

Dijitalleşmenin hayatımıza getirdiği yenilikler salgın sonrasında artarak devam edecektir. Buna bağlı olarak da her geçen gün önem kazanan; veri toplama, online satış ve online kimliklere olan talep artacak. Online kimlik, web sayfası gibi alanlara yapılan harcamalar eskiden lüks gibi görünse de artık tamamen bir zorunluluk gibi görünmeye başladı. Dijitalleşme sayesinde bazı işler kısa sürede ve online bir şekilde yapılabiliyordu, bundan sonra artarak yapılmaya devam edilecektir. Mekân olarak artık çoğu şey önemini yitirmiş durumda. Özellikle uzaktan eğitim ve evden çalışma olanakları bunu gösterdi. Evden çalışmaya başlamak ya da çalışabilmek insanlar için farklı anlamlar taşımaya başlayacak. Özellikle de ofis kirası yüzünden sıkıntı yaşayan birçok işveren, çalışanlarını evden çalıştırma konusunda daha bir istekli olacak. Evden çalışmanın yaygınlaşması sonucunda da çalışma için gerekli teknolojik aletlere olan talep artacak. Salgın sonrasında da dijitalleşmeye yapılan yatırımlar sayesinde bunlar çok daha önem kazanacaktır denilebilir. Ancak insanlar bu seferde iş ve özel yaşamı dengelemek için farklı arayışlara yönelecektir. Moda, salgından önce ayrıcalıklı kimliği şekillendiren bir unsur olarak bilinmekteyken, evde çalışmak ve fiziksel etkileşimin azalması gibi sebeplerden dolayı önemini yitirecek. Altyapı yatırımları artacaktır, online kalabilmenin mümkün olması için gereken bütün faaliyetler son derece önemli olacaktır. Akademiler, sivil toplum kuruluşları koordineli bir şekilde çalışıp online kalabilmek için gerekli faaliyetleri gerçekleştireceklerdir. Dijitalleşme ile de hayatın her alanında değişimler karşımıza çıkacaktır. Çin’deki polislerin kızılötesinin kullanarak temas etmeden uzaktan ateş ölçen kasklarla dolaşması bunun bir örneğidir. Ek olarak Çin’in uyguladığı insanların hareket ve davranışlarını kontrol etme gücü cazibe kazanacak gibi görünmektedir. Belki robotların hayatımıza tam olarak girmesi biraz daha güç olsa da onlar için yapılan çalışmalar hız kazanacaktır denilebilir.

Her ne olursa olsun, hiçbir şey geleceği öngörmekten daha zor değildir. Her türlü senaryo inşa edebiliriz,  verileri analiz edebiliriz, raporlar tutabiliriz. Ama unutmamalıyız ki gelecek çizgisel değildir ve olmayacaktır. 

[1]Ersin Davulcu. Manisa Celal Bayar Üniversitesi İktisat Anabilim Dalı İktisat Teorisi Tezli Yüksek Lisans. This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it..

Medeniyet Tasavvuru

C. Stephen EVANS
Din Dili Problemi

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

34503347