18 Ağustos 2022

Yazımızın başlığında yer alan iki büyük ve dahî muhterem uluğ Türk, aynı çağda yaşama bahtiyârlığına ermişlerdir. Bugün, Türk milletinin hâfızasında, çok zengin ve çok renkli Barbaros ve Mîmâr Sinan sahneleri yer almaktadır. Bunun, her iki Türk büyüğünün gıbta edilen şahsiyetleri yanında, bir başka mühim sebebi daha vardır. Hem Mîmâr Sinan, hem de Barbaros Hayreddîn Paşa, hayat hikâyelerini bizzat yazdırmışlardır. Buradaki “yazdırma” fiilini, bilhassa ayırt etmek lâzımdır. Koca Sinan Usta’nın “Tezkiretü’l-Bünyân”ı ile Barbaros Hayreddîn Paşa’nın “Gazavât-ı Hayrü’d-dîn Paşa”sı, bu iki azîz Türk büyüğünün mübârek ağızlarından çıkan, fakat onlara kâtiblik yapan pek muazzez kalem sâhiblerince kâğıda ve kitaba dökülmüş, destân kıvâmında eserlerdir. Koca Sinan’ın bu mesâîdeki yazıcısı Sâ’î Mustafa Çelebî, Barbaros’un kâtibi de bir gözü pek deryâ eri olan Seyyid Murâdî’dir.

Sâ’î Mustafa Çelebî, Kaanûnî Sultan Süleyman Hân’dan sonra, Sultan İkinci Selîm ve Sultan Üçüncü Murâd devirlerini de idrâk etmiştir ve Mîmâr Sinan’ın vefâtına şâhit olmuştur. Seyyid Murâdî ise, Barbaros Hayreddîn Paşa’nın elem yüklü Hakk’a yürüyüş ânını, kaydetmemiştir. Bu yüzden, onun, Barbaros’dan önce mi, sonra mı Dünyâ defterini kapadığını, tahmîn edemiyoruz. Yalnız, bu iki şânlı kâtibin birbirlerini görme ve aynı meclisde bulunma ihtimâli, oldukça yüksek görünüyor. Mîmâr Koca Sinan ile Sâ’î Mustafa Çelebî, Barbaros Hayreddîn Paşa ile Seyyid Murâdî, dördü bir araya gelseler ve Beşiktaş sâhilinde koyunun koyusu bir sohbete dalsalar ve bize de bu hayret-efzâ[1]sohbeti dinleme saâdeti verilse, ne güzel olurdu.

Bu müstesnâ buluşma yeri olarak Beşiktaş’ı seçmemiz, rast gele bir hareket değildir. Beşiktaş, Kaanûnî Sultan Süleyman Hân’ın süt kardeşi Şeyh Yahyâ Efendi’nin keşfi ile, Kehf Sûresi’nde işâret edilen ve Hazret-i Mûsâ ile Hazret-i Hızır’ın buluştuğu, bu kavuşmaya Hazret-i Yûşâ’nın da şâhitlik ettiği bir kutlu yerdir. Hızır Aleyhisselâm, karada ve deryâda dara düşen ve yardım taleb eden kulların imdâdına yetişir. Barbaros Hayreddîn Paşa’nın, İstanbul’daki ikaametgâhını burada seçmesinin, pek çok hikmetli sebebi vardır. Dünyâ denizcilik târîhinin, tartışmasız en büyüğü olan Barbaros Hayreddîn Paşa ile, yine Cihân mîmârlığının hakîkî ve ebedî ustası olan Koca Sinan Usta, Beşiktaş’da buluşmuşlar, burada el ele vermişlerdir. 4 Temmuz 1546 günü, Beşiktaş’daki konağında Hakk’a yelken açan Barbaros Hayreddîn Paşa, Mîmâr Koca Sinan Usta’nın yaptığı türbeye defnedilmiştir. Beşiktaş’ın uhrevî havası, Barbaros Hayreddîn Paşa Türbesi ile, daha büyük hikmet hazînelerine kavuşmuştur. Barbaros Hayreddîn Paşa’nın konağının olduğu yerde, bugün Hayreddîn İskelesi vardır. Hayreddîn İskelesi ile Barbaros Türbesi’nin arasında, Deniz Müzesi bulunuyor. Deniz Müzesi ile Barbaros Türbesi’nin ortasında da, Barbaros Hayreddîn Paşa’nın azîz hâtırâsına dikilmiş âbide yer alıyor. İşte tam orada, o âbidenin konduğu vatan köşesinde, bir başka Türk büyüğü, Yahyâ Kemâl, “Süleymâniye’de Bayram Sabâhı”şiirinin son mısrâları ile Barbaros Hayreddîn Paşa’ya sesleniyor. Barbaros Âbidesi’nin arka yüzünde Yahyâ Kemâl’in şu mısrâları hâkkedilmiştir:

“Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?

Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..

Adalar`dan mı? Tunus`dan m, Cezâyir`den mi?

Hürr ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi

Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;

O mübârek gemiler hangi seherden geliyor?”

Beşiktaş sâhilinde hâyâl ettiğimiz o tadına doyulmaz sohbete, böylece Yahyâ Kemâl de dâhil oluyor. Üstelik Yahyâ Kemâl, hem Mîmâr Koca Sinan’a, hem de Deryâlar Sultânı Barbaros Hayreddîn Paşa’ya gönüllü kâtiblik yapmaya tâlib görünüyor. Mesnevî’sini Hüsâmeddîn Çelebî’ye irticâlen söyleyip yazdıran Hazret-i Mevlânâ da, bu kıskanılacak sohbete, tâ Konya’daki Kubbe-i Hadrâ’dan el uzatıyor. Beşiktaşlı olmayı, bir spor kulübü darlığından çıkarıp Türk’ün vatan tutma hikâyesine beşik bilenler; Mîmâr Sinan, Barbaros, Sâ’î Çelebî, Seyyid Murâdî, Şeyh Yahyâ Efendi, Yahyâ Kemâl ve nihâyet Mevlânâ kulaçları atıyorlar. Ne mutu, o kulaç sâhiplerine! Ne mutlu, o kulaç sâhiplerini anlayıp idrâk edenlere!

[1]hayret-efzâ: hayret uyandıran, hayreti arttıran, şaşırtan.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: