Güncel Yazılar

Milâdî takvîmle 1055 yılında, Büyük Selçuklu Türk Cihân Devleti’nin Tahtı’nda Sultan Tuğrul Beğ oturmaktadır. Dandanâkan Zaferi’nin üzerinden on beş sene geçmiştir. Bu on beş sene içinde, Tuğrul Beğ’in hükmettiği Cihân arâzisi, Dicle yalılarından Çin Seddi’ne uzanan genişin genişi bir coğrafyaya ulaşmıştır. Lâkin Dicle’nin kollarında büyüyüp gelişen Bağdad, o sırada târihinin en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşamaktadır. Şiî Büveyhoğulları Hânedânı, Abbâsî Halîfesi’nin oturduğu Bağdad’ın boğazına sarılmış, nefesini daraltmıştı. O sıradaki Halîfe, Abbâsî Hânedânı’ndan Kaaim Biemrillâh idi ve Tuğrul Beğ’e bir elçi mârifetiyle mektûb yollamış, kendisini ve dahî Bağdad’ı kurtarmasını istemişti. Sultan Tuğrul Beğ, bahsi geçen zamân diliminde, ilk Selçuklu pâyitahtı olan Nîşâpûr’u terk ederek Rey şehrine gelmiş, tahtını da oraya taşımıştı. Rey, bugünkü İran’ın başşehri olan Tahran’ın şehir sınırları içinde kalmıştır.

Halîfe Kaaim Biemrillâh’dan gelen elçiye, bir elçi ile mukâbele etmek isteyen Sultan Tuğrul Beğ, iyi derecede Arapça konuşan, bu dilde okuyup yazabilen bir elçi namzedi ararken, kendisine Kayı Boyu Başbûğu Karaytur Beğ’in oğlu Tuğrul Beğ’i tavsiye ederler. Târîhin hoş tesâdüflerinden biri, böylece “Tuğrul Beğ”kelimelerinde ortaya çıkıverir. Bağdad’a elçi gönderen Cihân Sultânı ile onun gönderdiği elçi adaştır. Ortada iki Tuğrul Beğ vardır. Biri Büyük Tuğrul Beğ, diğeri Küçük Tuğrul Beğ. İki Tuğrul Beğ’den büyük olanı, Oğuz’un Kınık Boyu’ndan, küçük olanı ise Oğuz’un Kayı Boyu’ndandır. Büyük Tuğrul Beğ’in elçi sıfatıyla Bağdad’a yolladığı Küçük Tuğrul Beğ, bu görmüş geçirmiş şehirde hiç yabancılık çekmez, sanki kırk yıllık Bağdadlıdır. 

Elçilik vazîfesini muvaffakiyetle tamamlayan Küçük Tuğrul Beğ, Büyük Tuğrul Beğ’in katında çok makbûle geçmiştir ve bu hizmet mükâfâtsız bırakılmamalıdır. Sultan Büyük Tuğrul Beğ, Kayı Boyu Başbûğu Küçük Tuğrul Beğ’e Mâhân’ı iktâ eyler, yâni Mangışlak Yarımadası’nın bu güzel şehrini ona ve onun buyruğundaki Kayı Boyu’na verir. Böylece, Osmanlı Türk Cihân Devleti’nin tekneye yatırılan hamûruna, ilk sultan mayası katılmış olur. İlerleyen sene ve asırlarda, Malazgird Zaferi sırasında ve Moğol İstîlâsı ile Mâhân’dan Ahlat’a hicret edecek Kayı oba ve çadırları, oradan Söğüt Kışlağı ve Domaniç Yaylağı’na geçecek ve Bizans’ın nefesini saymaya başlayacaktır.

Büyük Tuğrul Beğ ile Küçük Tuğrul Beğ’in bu fevkalâde kıssasını biz Hasan bin Mahmûd Bayâtî’den öğreniyoruz. Oğuz’un Bozok kolunun Gün Hân soyundan Bayat Boyu’na mensûb olan Hasan bin Mahmûd Bayâtî, Bağdadlı bir büyük Türk oğludur. Muhteşem Fuzûlî de Oğuz’un Bayat Boyu’ndandır ve o da Bağdadlıdır. Fâtih Sultan Mehmed Hân’ın bahtsız oğlu Cem Sultan, ağabeyi Bâyezîd’le giriştiği taht mücâdelesinde, romanlara bedel bir mâcerâ yaşamıştır. O mâcerânın bir yerinde, hikmetli bir Kâbe sahnesi vardır. Âl-i Osman içinde Hacc’a giden ve Kâbe’yi tavâf eden tek kişi, Cem Sultan’dır. Tâlihsiz Şehzâde, tavâf sırasında tanıştığı Hasan bin Mahmûd Bayâtî’den, Osmanlı soyunu Oğuz Kağan’a bağlayan bir şecere yazmasını ister. Bu Cem arzûsunu ikiletmeyen Hasan bin Mahmûd Bayâtî, “Câm-ı Cem-Âyîn”adını verdiği eserini kaleme alır. Cem Sultan’dan Oğuz Kağan’a uzanan bu soy araştırmasında, bu yazının başında paylaştığımız Tuğrul kıssası da vardır. Bu arada şunu da unutmadan söyleyelim, Bayat Boyu ile Kayı Boyu, Oğuz’un aynı damarından çıkmadır. Oğuz Kağan’ın en büyük oğlu Gün Hân’dan dört torunu olmuştur. Bunlar, yaş sırasına göre Kayı Hân, Bayat Hân, Alka Evli Hân, Kara Evli Hân’dır. Gün Hân, Ay Hân ve Yıldız Hân’ın teşkîl ettiği Bozoklar, Oğuz’un yarısıdır. Öteki, yarısı ise, Gök Hân, Dağ Hân ve Deniz Hân’a bağlı Üçoklar’dır. Sultan Tuğrul Beğ, Üçoklar’dan Deniz Hân’a bağlı Kınık Boyu’ndandır. Oğuz Kağan’ın en büyük torununun Gün Hân oğlu Kayı Hân olmasına karşılık, Deniz Hân oğlu Kınık Hân da, en küçük torunudur.

 Cem Sultan’ın, oğullarından birine “Oğuz Hân”adını vermesi boşuna değildir. 

 

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

38570623