5 Aralık 2021

Üniversiteye yeni başladık; O yıllarda ülkede üniversite sayısı bir elin parmakları kadar olduğundan sınıfımızın hemen, hemen tamamı taşradan gelen saf ve temiz arkadaşlardan oluşuyordu. 

Yine o yıllarda öğrenci olaylarının hareketli olduğu dönemde birçoğumuz evde kalma zorunda kaldık. Öğrenci yurtlarının tamamı aynı siyasi görüşlülerin mekânıydı. 

Yurtta kalmayı tercih ederseniz oranın yasalarına uyma zorunluluğunuz vardı. Ben ve diğer Üç arkadaşım bir apartman dairesinin bahçesinde bulunan ve zamanında apartman şantiyesi olarak hizmet vermiş İki odalı bir müştemilatı kiraladık. 

Birbirini ilk kez görüp tanıyan sınıf arkadaşları olarak buraya yerleştik. Dördümüzün de aile ekonomik düzeyi aynıydı. Aldığımız öğrenci kredisi ve ailemizden tatillerde getirdiğimiz kuru yarılarla geçimimizi sağlıyorduk.

İçimizde Bolulu S:Ö adlı arkadaşımız köyünden bağlaması ile gelmişti. O bize bağlaması ile yöresel türkülerini söylüyor ve kendi eğlencemizi kendimiz yaratıyorduk. 

Bağlama ile ilk tanışmam bu okul ve ev arkadaşım S:Ö sayesinde oldu. Sağ olsun onun sayesinde bağlamayı öğrendim. Acı tatlı günler geçirerek nihayet mezun olduk. Her birimiz iş sahibi olma telaşı ile dağıldık. Aradan yıllar geçti pek çok sınıf arkadaşlarımızla görüşme ve haberleşme olanağımız oldu. Bir kişi hariç O da en sevdiğimiz ve en garibanımız S:Ö idi. 

Tüm arkadaşlar birbirimize onu sorduk ama hiç kimse nerede ve nasıl olduğunu öğrenemedi. Bu durum beni hayli etkiledi ve duygulandırdı. Yıllarca onu aradım ve bulmayı kafaya koydum. 

Şimdiki gibi o zamanlarda iletişim araçları olmadığından işim pek kolay değildi. Elimde olan tek bilgi Bolulu olduğu idi. Sırası ile Bolu nüfus müdürlüğü, Bolu valiliği ve muhtelif mahalle muhtarlığı ile irtibata geçtim.

Buralardan bir sonuç alamadım. Sonunda aklıma bir ipucu geldi. Kendisi söylediği türkülerde köyünün adı ile özleşmiş bir türküyü sıklıkla söylerdi. O sözlerden köyünün adını yakaladım. Köyüne gittim muhtarı buldum. Muhtar beni arkadaşımın evine götürürken bana: Sen taa buralara gelmişsin ama; Onun hafızası yerinde değil; seni de tanıyacağını hiç sanmam dedi. Aradan tam 40 yıl geçtiği ve hiç görüşmemiz ve haberleşmemiz olmadığından muhtar da pek haksız sayılmazdı. 

Dar ve bozuk köy sokağından geçtik ve arabanın giremeyeceği bir dar sokaktan yaklaşık 15 Dk. Yürüdükten sonra yıkıldı yıkılacak eski bir evin önünde durduk. 

Muhtar kapıdan seslendi sesini duyuramadı. Eline bir taş aldı Pencerenin camı olmadığından dolayı ahşap kapıya kuvvetlice vurdu. Vurmanın etkisiyle zaten ayakta zor duran kapının yarısı döküldü. Açılan boşluktan arkadaşım S:Ö. Korkulu gözlerle bize baktı ve kapıyı açtı. 

Muhtar sana misafir getirdim tanıdın mı bu beyefendiyi dedi. Arkadaşım bana derin, derin baktı ve tanıyamadım dedi. Ben alzhaymerların eskiyi daha iyi hatırladıklarını bildiğimden; ona; ben okul ve ev arkadaşın Irbam, Irbam dedim. (O bana öyle hitap ederdi) 

Ben bunu söyler söylemez boynuma sarıldı başladı ağlamaya. Bir süre ağlaştık. İkimiz de kendimize gelince anlat bakalım seni kim bu hallere getirdi dedim. 

Devamını kendisinden dinleyelim:

“Ben okul bitince pek çok iş de çalıştım. Her çalıştığım fabrikada hakkımı alamadım. Hiç birisi sigorta yapmamış; bunu iş kazası geçirdiklerimde öğrendim. Hakkımı aradığımda kovuldum. Çok yerden kovuldum. 

Bazen çalıştığım fabrikalarda yatıyordum bazen de ucuz otellerde. Otelin birinde bağlamamı çaldılar; görevli ile kavga ettim eşyalarımı sokağa attı. Çok il gezdim çok fabrikaya girdim beni hep sigortasız kısa süreli çalıştırdılar. Çoğunda alacağım bile kaldı. 

Param olmadığından Eskişehir’deki okul aşkım bile beni bıraktı. Şimdi o 60 yaşında ben 65 bitti o iş. Belki de evlendi. Sağ olsun muhtarım bana sahip çıkıyor; kasabaya doktora götürüyor. 65 yaş maaşı alıyorum.” 

Ben burada koptum ve daha fazla konuşmasına fırsat vermeden kaderin böylesine yazıklar olsun diyerek konuyu kapattım. Yine ağlayarak vedalaştık. Yaşadığım sürece kendime söz veriyorum. Onu sağ buldum ya; kendime söz verdim her fırsatta maddi ve manevi yanında olacağım.

Görüşmemizi videoya aldım onu merak eden arkadaşlarıma ilettim herkes benim gibi; S:Ö: nün yaşadığına sevindi ama hayat hikâyesine çok üzüldüler.

Not: S:Ö yü bulamasaydım Müge Anlı’ya çıkmaya kararlıydım.

Sevgi ve Saygılarımla

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden