Güncel Yazılar

Bloomberg HT’nin düzenlediği Tarım ve Gıda Zirvesi’nin dördüncüsü 22 Eylül’de yapıldı. Zirveyi, her yıl olduğu gibi bu yıl da dikkatle takip ettim.

Bu yılki değerlendirmelerimi ikiye ayırdım. Bu makalemde, Zirve’nin açılışında Bloomberg HT Tarım Editörü İrfan Donat’ın Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli ile yaptığı söyleşiyi değerlendireceğim.

Destekler

Sene başında açıklanması gereken ürün desteklerinin bir kısmı 2020 yılı sonuna yaklaşmış olmamıza rağmen henüz açıklanmadı. 2019’da da böyle olmuştu. Bakan Pakdemirli’ye bu durum soruldu.

Cevap:

“Farkındayız ama unutmayalım ki bir pandemi dönemi yaşıyoruz ve hâlâ bir belirsizlik yönetiliyor. Bu belirsizlik yönetilirken de özellikle üretici ve çiftçi lehine ek bir kazanım olacağına inandığımız zaman bir miktar daha gecikebiliyoruz.”

“Farkındayız.” kısmını geçiyorum çünkü konunun bir şeyin farkında olup olmamakla ilgisi yok, yetkilisi ve sorumlusu oldukları bir konunun olmaması gereken şekilde gecikmesi var.

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise anlayamadım. Anlayanlar cehaletime versin. Herhâlde benim gibi anlayamayanlar olabileceğini düşünmüş olacak ki Sayın Bakan açıklama gereği hissetti:

“Maalesef geçen yıl da geciktik, bunun da farkındayız ama geçen sene gecikmenin karşılığında çok ciddi bir tarımsal destek bütçesinde artış yakaladık. Bu konuda hâlâ kurumlar arası görüşmelerimiz sürüyor.”

Bu cümleler beni o kadar tedirgin etti ki “Eyvah!” dedim çünkü sebep pandemi de olsa eğer bir belirsizlik yaşıyorsak, belirsizliği yönetmenin yolu destekleri geciktirmek değil, erken açıklamaktır.

Niye?

Konuşmasının devamında bunu da söylüyor:

“Gecikmeler durumunda desteklerin ekim ve dikim politikasına veya tercihlerine katkı sağlaması konusunda soru işaretleri ortaya çıkabiliyor. Yönlendirici destek olması için yılın ilk aylarında bunları açıklamakta fayda var.”.

Ana sorunlarımızdan biri bu değil mi? “Tarlada 50 kuruş, markette 5 lira.” tartışmalarının ana sebebi bu plansızlık değil mi? Hani ülkemizi havzalara ayırmıştık ve artık destekler buna göre planlanıyordu, ne oldu? 

Diğer taraftan, 2019 başında pandemi yoktu. Demek ki gecikmenin sebebi pandemi değil. Zaten -tekrar ediyorum- pandemi bir “erken açıklamama” sebebi değil, “erken açıklama” sebebi olmalıydı. Demek ki ortada ciddi bir planlama zaafı veya parasızlık var ya da ikisi birden.

Ekonomik krizin üstüne gelen pandemi sorununun parayı da kartmerli sorun hâline getirdiği aşikâr ama daha önce bazı ürünlerin ithalatına karşı çıkıldığında Bakan Pakdemirli’nin, “Paramız var ki ithalat yapıyoruz.” sözlerini hatırlayınca “İthalata var da çiftçiye niye yok?” diye sormadan geçmeyeceğim tabii ki.

Ayrıca tarımsal desteklerin ana gayesi, üretimi planlayabilmektir, çiftçiye daha az veya daha çok para vermek değil. Desteğin azlığı veya çokluğunun hesabı da bu planın bir parçasıdır. Yoksa, her zaman söylediğim gibi, kimsenin çiftçinin kazandığında gözü olmasın. Az veya çok, çiftçi ne kazanıyorsa sonuna kadar helâldir. Eğer üretim iyi planlanabilirse, hem sektör ayakları üzerinde durabilecek hem üreticinin hem de tüketicinin (hatta aracının) memnun olduğu bir piyasa sistemi kendiliğinden kurulacaktır. Diğer bir söyleyişle içinde bulunulan zaaf, “Farkındayız, geciktik/gecikiyoruz ama daha sonra çiftçiye daha fazla verdik/vereceğiz.” türünden açıklamalarla geçiştirilemez.

Dijital Tarım Pazarı

Bu sezon; salçalık domates, kuru soğan ve patates üreticilerinin aşırı düşük fiyatlar yüzünden zarar ettiği söylenince Bakan Pakdemirli, “küçük üreticinin pazara ulaşamadığını ve bu kısım halledilirse geriye çok büyük problem kalmadığını” söyledi.

Peki, Sayın Bakan’ın çözümü ne?

DİTAP yani Dijital Tarım Pazarı.

Duymuşsunuzdur, Tarım ve Orman Bakanlığı “ditap.gov.tr” adıyla bir internet alışveriş sitesi kurdu.

Sitenin ana sayfasına girdiğinizde şu tanıtım cümleleri ile karşılanıyorsunuz:

“Tarım ve Orman Bakanlığı olarak tarımda dijitalleşme adına çok önemli bir projeyi sizlerle buluşturuyoruz. Çiftçimizin alın teri ve binbir emekle ürettiği ürünler, Dijital Tarım Pazarı (DİTAP) sayesinde değer fiyattan tüm alıcılar ve üreticiler ile artık bu online platform üzerinden buluşabilecek. Hem üretici hem tüketici hem de sektör kazanacak!”

(…tüm alıcılar ve tüketiciler…” olması gerekiyordu sanırım.)

“…tüm alıcılar…” ve “Hem üretici hem tüketici hem de sektör kazanacak!” denilince ben, bir hevesle derhal siteye girdim. Ana sayfada yukarıdaki paragraf ile “Alıcı Girişi” ve “Üretici Girişi” butonları var. Berbat bir ana sayfa. “Görüntüsünü ne yapacaksın kardeşim!” diyenler olabilir. Önemlidir, deyip geçeyim.

İster “Alıcı Girişi”, isterseniz “Üretici Girişi” butonuna tıklayın, sizi “Kullanıcı Adı” ve “Şifre” başlıklı bölüm karşılıyor. Siteye ilk defa giriş yaptığınıza göre doğal olarak kayıt olmanız gerekiyor.

Olmanız gerekiyor ama size sunulan birden fazla kayıt seçeneğine rağmen kayıt olamıyorsunuz. Ben “e-Devlet” üzerinden kayıt olmayı denedim, olamadım; bir de siz deneyin.

e-Devlet üzerinden girmeye çalıştığınızda sizi “Ditap Kayıt Ekranı” başlıklı sayfa karşılıyor. Başlığın altında “Alıcı Kullanıcısı” ve “Satıcı Kullanıcısı” başlıkları var. Sizden, site marifetiyle yapılan alışverişlerde Bakanlığın sorumluluğu olmadığına dair bir metni onaylamanızı istiyorlar. Onayladım. Normalde bu onaydan sonra başka bir sayfaya yönlendirilmeniz gerekiyor ama yönlendirilmiyorsunuz. Sayfa size bakıyor siz sayfaya.

Dikkatinizi çekmiştir: Ana sayfadaki “Alıcı Girişi” burada “Alıcı Kullanıcısı”, “Üretici Girişi” ise “Satıcı Kullanıcısı” oldu.

Asıl dikkatimi çeken ise “Alıcı Kullanıcısı” butonu altındaki cümle:

“Firma bilgileriniz ile kayıt olarak satın alma talebi oluşturabilir, bu taleplerinize satıcılardan fiyat teklifleri alabilirsiniz.”

Yani…

“Alıcı”dan kasıt aslında “aracı”. Siz, tüketici olarak doğrudan üreticiye ulaşmak ve alışveriş yapmak isterseniz yapamıyorsunuz. Üretici, firmaya satacak; firma, perakendeciye satacak; perakendeci de biz tüketicilere.

Bakan Pakdemirli’nin Zirve’de söylediği şekliyle Bakanlık bu siteyi niçin kurmuştu?

Küçük üretici malını satabilsin diye.

Sayın Bakan, küçük üretici malını müşteri bulamadığı için değil, plansız üretim yüzünden satamıyor. Aslında satamıyor da değil, aracı onu buluyor ama plansız üretim yüzünden ürün bollaştığı için zararına satmak zorunda kalıyor ya da piyasa ürüne doyduğu için müşteri çıkmıyor. Diğer taraftan küçük üreticinin malını uzak diyarlara götürülmek üzere satması da pek olası değil çünkü bu ülke ölçek ekonomisinin ne anlama geldiğini bir türlü anlayamadı. Bu cümleden olarak küçük üretici konusunun ayrıca yekpare olarak ele alınması gerekiyor. Yine de şu kadarını söylememe müsaade edin: Küçük üretici, organik üretime yönlendirilmeli ve öncelikli pazarı, üretim yaptığı yerin yakınları olmalı.

Her zamanki gibi lafı eğip bükmeden bitireyim:

Dijital Tarım Pazarı olmasın mı? Olsun tabii ama bu siteden, umulan verimin onda biri bile alınamaz.

Bu türden ikincil, üçüncül çözümleri “esas çözüm” gibi sunmak son zamanlarda moda oldu. Daha kötüsü ise bu çözümlerin “esas çözüm” olabileceğine inanılması.

Genel anlamda esas çözüm “girdi fiyatlarının kontrol altına alınarak maliyetlerin düşürülmesi, sözleşmeli üretimin teşvik edilmesi ve planlama”dır.

Yeni yasada taklit ve tağşiş

Bakan Pakdemirli, içinde insan sağlığını tehdit eden taklit ve tağşiş ürün üreticilerine verilen cezaların artırılmasına yönelik maddelerin de olduğu yasanın, Meclis açıldıktan sonra gündeme geleceğini söyledi.

Bekliyoruz.

Peki, yılan hikâyesine dönen Yeni Hal Yasası ne durumda?

Kimse bilmiyor.

Vesaire

Bakan Pakdemirli’ye sorulan başka sorular da vardı elbette. Onları konu etmeyeceğim çünkü cevaplar -genelde olduğu gibi- “Farkındayız, bakıyoruz, konuşuyoruz, üzerinde çalışılıyor, toplandık, değerlendirdik, gerekiyor, yapmamız lazım vs.” şeklindeydi veya anlamına geliyordu.

Ortada bir plan-program olsaydı, cevaplar böyle olmazdı diye düşünüyorum.

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

37096050