Güncel Yazılar

Dalkavukluk deyip geçemeyiz. İnsanlık tarihi ile birlikte var olma ihtimali bulunan, Covid-19 kadar bulaşıcı, insan kişiliğine ve dolayısıyla toplumsal yapıya her türlü hasarı veren sosyo-psikolojik hastalıklardan biridir.  Çünkü birçoğumuz hayatımızda ya bunlarla bir arada çalışmış veya çeşitli mevkilerde karşılaşmış yahut toplum içerisinde bazen komik, bazen iğrendirici, zavallı davranışlarına şahit olmuşuzdur.

Psikoloji eğitimi aldığım yıllarda hep dikkatimi çekerdi. Ders kitaplarında sayılan kişilik bozuklukları içerisinde neden “dalkavukluk” konusu yok acaba diye düşündüğüm olmuştur. Oysa onun üzerinde sayılan kişilik bozukluklularının arasında, belki de baş sırada dalkavukluk da yer almalıydı. Türkçe yazılmış veya Türkçeye çevrilmiş kitaplar arasında sadece merhum Rasim Adasal’ın “Normal ve Anormal Açıdan Psikososyal Yönleriyle Kişilik ve Karakter Portreleri,1980” adındaki eserinde “Dalkavuklar” başlığına rastladım. Normal dışı davranış ya da kişilik bozukluğu olarak gördüğüm, gözlemlediğim, ağır bir vaka olarak nitelendirebileceğimiz dalkavukluğun psikoloji kitaplarında incelenmemesine de şaşırdım doğrusu. Bundan sonra psikoloji ve psikiyatri çalışmaları yapanlar dalkavukluk konusunu da incelemelerine alırlar umudundayım.

Türk Dil Kurumu dalkavukluğu; kendisine çıkar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse, huluskâr, yağcı, yalaka, yağdanlık, yalpak, yaltak, yaltakçı, kemik yalayıcı, çanak yalayıcı olarak tanımlar. Tanıma dikkat edildiğinde içerisinde dalkavuk kişilerin davranış şekilleri de verilmiştir. Tam da bu noktadan hareket edildiğinde “dalkavukluk” konusunda daha fazla düşünceler ifade edilebileceği anlaşılır.

Birini veya birilerini çıkara dayalı bir amaçla aşırı derecede ve yalandan övme olarak tanımlanan dalkavuk kişilik şaklaban, yardakçı, yalaka, yağcı kavramlarıyla da işaret edilmeye çalışılır. “El etek öpen” deyimi daha çok bu kişiliklere yönelik söylenir.

Dalkavuğun gerek davranışlarıyla gerekse düşünce ve tavırlarıyla nasıl bir kişilik sergilediklerini Olıvıer Remaud, Gönüllü Yalnızlık eserinde şu cümlelerle ifade eder: Dalkavuk, dalkavuk olmayanı lanetler. Kendisine benzemeyenden nefret eder. Dalkavuk yalnızlar topluluğunun, kendisi gibi düşünmeyenlerin giderek çoğaldıklarını fark etmez. Herkes ya kalleş ya iyicildir. Dalkavuk gerek mizaç gerek taktik açısından istikrarsızdır. Dalkavuk istediği kadar herkesin dostu olsun ister ama benzerlerinden gizliden gizliye nefret eder. Dalkavuk kendi yaşamının girdabında kendinden hoşnuttur… Dalkavuk erdemsizliklerle erdemleri birbirine karıştırır.  İradesi zayıftır. Güçten fazla uzak kalmaktan korkar. 

Yapılan araştırmalara göre insanlığın yaşantısında ilk dalkavukluk Sümer tabletlerinde ortaya çıkarılmıştır. Samuel N. Kramer Tarih Sümer’de Başlar adındaki eserinde konuya işaret eder. Dalkavukluk, bu tabletlerde “yağcılık” olarak ifade edilmiştir. Burada derslerinde pekiyi olmayan bir öğrencinin babasını da ikna ederek öğretmenini eve davet ettirmesi, ona hediyeler verdirtmesi, şiirsel sözcüklerle öğretmeni övülmesi söz konusudur.

Dalkavuklar aynı zamanda bir memleketin, bir milletin gerilemesinde, çökmesinde, karışmasında ve hatta yıkılmasında da rol oynarlar… Tarih bunların örnekleriyle doludur maalesef. Dalkavukluğun tarihi aslında insanlığın tarihi ile birlikte vardır. Bazı dönemler azalıp bazı dönemler çoğalsa da dalkavuklar her zaman ortaya çıkmışlar, kendilerine yer bulmuşlardır. Mesela, Cemil Sena’nın işaret ettiği gibi Mısır, Asur ve İran toplumlarında tanrılık taslayan monarkların etrafında bin bir çeşit dalkavuk bulunmuştur.Günümüzde dalkavukluk, bürokraside makam kapma, unvan alma aracı ve neredeyse olumlu bir davranış tarzı olarak da yaygınlaştığı görülmektedir. Oysa gerekli tenkitleri, eleştirileri ve ardından önerileri getirenler yerine dalkavukların daha itibar gördüğü böyle bir toplumda sosyal çürüme başlar.

Her şeyden önce dalkavukluk bir kişilik ve davranış bozukluğudur. Aslında dalkavukluktan hoşlanmayanlara hiçbir zaman güven vermezler. Belki bazıları da onları eğlenceli bularak davranışlarını ciddiye almaz, gülüp geçerler. Psikolojik anlamda konuya da bu açıdan bakılmalı ve irdelenmelidir.

Dalkavuklar birden fazla kişilik bozukluğu belirtileri gösterebilirler. Ancak bu belirtilerden bazıları daha öne çıkar veya daha baskındır. Mesela paranoid kişilik bozukluğu yaşayanlarda devamlı güvensizlik, başkalarına karşı şüphe vardır. Başkalarının onu küçümsediği, tehdit ettiği gibi inançlar vardır. Bunlar içerisinde Narsisistik kişilik bozukluğu gösterenler aşırı kaygı yaşarlar. Aynı zamanda özgüvenleri de kuvvetli değildir. Bunun için sürekli dikkat çekici davranışlar sergilerler, kendilerine karşı hayranlık uyandırmak isterler. Yine dalkavukların bazıları gergin ve korkak bir tavır içerisinde endişeli kişilik bozuklukları gösterirler. Dalkavuklarda en belirgin olan bağımlı kişilik bozukluğudur. Bunlar bir bireyi -amiri, lideri vb. olabilir- çok sahiplenir. Öyle ki onu memnun etmek için her türlü çabayı harcar, umulmadık davranış kalıplarını sergiler. Yeter ki sahiplendiği, kılındığı, yağcılık yaptığı birey mutlu olsun ona da böylelikle değer vermiş olsun.

Dalkavuklar bireysel olarak hep kendilerini merkezde görürler. Narsisistik davranışlar sergiledikleri için ne olduklarını keşfetme adına asıl oldukları durumu reddettikleri için hep tabi olma, değersizlik duygusu ile onay bekleme açlığı yaşarlar. Bunu doyurmak için hep öz değer onayı bekledikleri kişilere yaltaklanırlar.

Verilen örneklerden de anlaşılacağı gibi dalkavuk kişilik özellikleri incelendiğinde bunlarda aşağılık duygusu, yetersizlik duygusu, kendine karşı aşırı güvensizlik duyanların yanında hep başkaları tarafından korunma ihtiyacı hissedenlerde ortaya çıktığı görülmüştür.

Dalkavuk kimden fayda umuyorsa ona son derece bağımlı, pasif itaatli, çıkar umduğu sürece de saygı duyar gibidir. İkiyüzlü, efendilerini hiç de layık olmadığı özelliklerle öven, iyi meziyetler yükleyen yalancı ve ahlaksız davranışları doğalmış gibi benimseyen hastalıklı bir tiptir. Çıkar beklediği yerler güçlü kaldığı sürece dalkavukluk davranışlarını artırırlar. Ancak çıkarları kalmayınca yahut gücün kaybolduğunu görünce selamı sabahı keserler. Hatta bu kişilik bozukluğuna yakalanmış olanlar başka efendiler, kaynaklar bulduklarında eski efendilerini yeni çıkar kaynakları karşısında yere batırırlar.

Ne kadar savunur gibi olurlarsa olsunlar dalkavuklar için hiçbir değerin önemi yoktur. Kişiliğini de kutsallarını da inançlarını da efendilerinden bekledikleri çıkar uğruna satmakta mahsur görmezler. Çünkü dalkavukların söyledikleri de yaptıkları da “ödünç” temeline dayandığından çıkarları zedelendiğinde bunu ya kendilerinden güçsüzlere ya da kendilerinden çok daha onurlu, dürüst insanlara ödetirler.

Dalkavukların kendilerine yer edinmede başvurdukları yöntemler; övmek, eğlendirmek, her emre baş eğmek, efendilerinin sözlerinde doğruluk ve hakikatin ta kendisi olduğunu, hatta bu sözlerde kutsallık bulunduğunu iddia etmektir.

Dalkavukluk sadece sultan saraylarında, nemrut saraylarında değil yayın alanında, bayramların seyranların olduğu yerlerde de kendilerine yer bulurlar. Bazen de bir toplumun çoğunluğunun dalkavukluk hastalığına yakalanmış olduğu da gözlemlenebilir.

Kimler dalkavuklardan ve dalkavukluktan hoşlanır?

Dalkavukların yetişmesine daha çok dalkavukluktan hoşlananlar sebep olur. Dalkavuklar kadar dalkavukluktan hoşlanan kişiliklerde de psikolojik bir sorun olduğu söylenebilir.

Bireyler üzerinde yapılan araştırmalar onun övülmek ve övülmeye karşı bilinçaltı bir eğilimi olduğunu göstermiştir. Kimileri, özellikle her anlamda makam ve güç sahibi olanlarda bu eğilim bilinç üstüne çıkabilmektedir. İşte bunu çok iyi hesaplayan dalkavuklar gücün yetkisini tanıtmak, onun her çeşit kibirlenme tutkularını beslemek rolünü iyi yaptıklarından da aranan kişiler arasına girerler. Dalkavukluktan hoşlanan, çevresindeki liyakatli insanlar yerine bu hastalıklı kişiliklere önem verdiklerinden onların da psikolojik sorunları olduğu anlaşılır. Çünkü dalkavukluktan hoşlananların bilinçaltında aşağılık ve yetersizlik duygusu yatar. Bunların egolarına düşkünlüğü narsisistik düzeyde olduğu gibi cahillikle de doğrudan ilgisi vardır. Gerçek yöneticilerin, sanatçıların, bilim adamlarının takdir edilme ölçüleri dışında yapmacık övgülere ihtiyaçları yoktur. ÇünküMontesquieu’nün de dediği gibi, dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün getirdiği çıkardan daha fazla olursa, o ülkenin batacağını bu yöneticiler çok iyi bilir.

Doğrudan, gerçek bilgi ve özgür iradeden yoksun, hep güven eksikliği yaşayanların zaafıdır dalkavukluktan hoşlanmak. Aslında kibrini put yapmayan, akıl, bilgi, ilim ve gerçeğin peşinde olan, mesleğinde ve yönetimlerinde güçlü olanlar dalkavukların gazına hiçbir zaman gelmezler. Bu tiplerden de hoşlanmazlar. Çevrelerini dalkavukların sarmamalarına da dikkat ederler.

Dalkavukluk bir toplumda bütün kurum, kuruluş ve yaşama alanlarına bulaştığında sadece sosyal bir sorun olmakla kalmaz. O toplumun içten içe çürümesine de sebep olur. Artık bu toplumda insanlar iradelerini özgürce kullanamazlar. Çünkü başka bir iradenin emrini beklerler. Hem o iradenin isteğini yerine getirerek dalkavukluklarını sürdürürler hem de çıkar sağlarlar. Özellikle adaletin, özgürlüğün dışlandığı toplumlarda dalkavuklar daha çok yetişir.    Aristo’nun ifade ettiği gibi “Halk dalkavukluğa alıştığında, demokrasiler despot uygulamalara dönüşür”.Ne yazık ki böyle toplumlarda liyakat, bilgi, başarı, üretim ve çalışkanlık yerine dalkavuklar oturur. Toplumun her alanını bunlar istila eder, gelişme seviyesi de giderek düşer. Dalkavukların, yağcıların hâkim olduğu ve sözünün geçtiği toplumun geleceği ancak çok kötü bir yıkımla sonlanır. Çünkü bu toplumların içindeki dalkavukluğa dayanamayan insanlar hayatları boyu bir gerginlik içerisinde olur. Hak eden bilim, sanat ve düşünce adamlarına yer açılmaz. Dalkavukların içinde yaşamaktan, onlarla bir arada olmaktan dolayı mutsuz olurlar. Çürüme de çürüklük de toplumun yıkımı da bu noktadan başlar.

Gergin, gerilmiş toplumlarda bir kısım bireyler ne yapacağını şaşırır hale geleceği için dalkavukluğa meyledebilirler. Demokrasi, hukuk, adalet olmayan ama liyakatin de dışlandığı yerde dalkavukların sayısı artar. Öyle ki dalkavuklar toplumun her kesiminde ve önemli mevkilerde kendilerine yer bulurlar. Eflatun’un da dediği gibi “Yığınlar dalkavukluktan öyle hoşlanır, öylesine tatlı dile açtırlar ki, sonunda kendine “halkın koruyucusu” diyen en düzenbaz ve vicdansız bir dalkavuk en üstün yetkiyi eline geçirir.”  Bunların etrafındakilerin de dalkavuk olması doğal hale gelir çünkü bulundukları yere dalkavukluk yaparak gelenler kendisine dalkavukluk yapanları etrafına toplarlar. Bu konunun en dikkat çeken yönü de neredeyse dalkavukluğu aratacak derecede seviyesizleşen dalkavukluk yobazlığı, dalkavukluğun daha çukur halidir. Nasip olursa belki bir başka yazıda ayrıca dalkavukluk yobazlığına yer verilebilir.

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

37096003