Güncel Yazılar

Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki meseleye “Dağlık Karabağ Sorunu” söyleminden yaklaşmak ne kadar yanıltıcı bir ifadedir, bilmem farkında mısınız, sevgili okurlar.  Ama görüyorsunuz yapılıyor, hem de Türk medyasında yoğun bir biçimde kullanılıyor. Yanlış, yapılan hem de dik âlâsıyla büyük bir hata. “Dağlık Karabağ Sorunu” ifadesi, bir kere kabul edelim, öncelikle ‘Lernayin Gharabagh’ anlamında Ermeni betimlemesidir ve sadece Azerbaycan Cumhuriyeti içindeki ‘Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’nin işgalini ifade ettiği için başkasının toprağında gözü olan Azerbaycan’ın irredentizmi de çağrıştırmaktadır. Bunun için yanlıştır. Sorunu Ermeni ağzıyla dış politik zeminlere taşımak, küçültücü, saldırgan ve yanıltıcı bir tanımlamadır. Gerçekte ise, Ermenistan, yaklaşık bir milyon Azerbaycan Türkünü göçe zorlamak suretiyle bölgeden kaçırtmış, kaçkın durumuna sokmuş ve bu bölgeye, bitişik bölgelere, hatta güneyde İran’a doğru genişleyerek, Azerbaycan topraklarının neredeyse %20’sini işgal etmiştir. (1)

Türkiye ve Azerbaycan Devletlerinin resmi söylemiyle ‘Yukarı Karabağ’ı çevreleyen yedi ilçeden oluşan bir anlamda ‘Aşağı Karabağ Bölgesi’ soğuk savaş sonrası bağımsız devlet ve ülke savunma bilinci olmayan Azerbaycan devletinin yeniden diriliş döneminin başlangıcında, yani emekleme devresinde ‘Ermeni-stan’(2) tarafından insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında yapılan soykırım mertebesindeki kıyım, kırım ve katliamlarla işgal edilmiştir. ‘Yukarı Karabağ’ söylemi, tıpkı ‘Aşağı Ayrancı’, ‘Yukarı Ayrancı’ gibi geleneksel bir Türk söylemidir.  Soğuk Savaş sonrası da RF’nin rüzgarını arkasında hisseden ve savunmasını neredeyse bütünüyle RF’ye havale eden Ermenistan bu saldırgan tavrına ateşkes hattı uzanımında yasadışı ateşle keşif, cebri keşif usullerini uygulayarak, ateşkesi ihlal ederek devam etmiştir. Kovid 19 küresel salgın krizini bile fırsata çevirmek, bundan faydalanmak istemiştir. Azerbaycan sınırları içinde Dağlık Karabağ sınırına uzak bir noktada, Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattına 15 kilometrelik bir mesafede Tovuz bölgesine yapılan 12-13 Temmuz 2020 tarihindeki çatışmalar, Nisan 2016’da Dağlık Karabağ sınırında meydana gelen ve “dört gün savaşı” olarak adlandırılan çatışmadan sonraki ilk ve 26 yıllık Bişkek ateşkes anlaşmasından sonraki en yoğun çatışma olmuştur. 27 Eylül 2020 tarihinde büyük çaplı bir cebri keşif harekâtına tevessül eden Ermenistan şanlı Azerbaycan harekâtıyla karşı karşıya kalmıştır. Ava giden avlanır. İşte o tarihte başlayan şanlı Azerbaycan harekâtıunutulmayacak anlamlı bir tarihte 10.10.2020 tarihinde, doğrusunu söylemek istenirse Putin’in çağrısıyla kesilmiştir. 9 Ekim’de Moskova’da yapılan hararetli ateşkes görüşmeleri on saat sürmüştür. Öyle anlaşılıyor ki, Azerbaycan harekatın devam etmesi yönünde direnmiş, ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki, sonunda, Putin’in talimatına uyularak, iki eski Sovyetler Birliği üyesi yarım dosya kağıtlık dört maddelik bir metne imza etmek zorunda kalmıştır. Zaten ateşkes metnin en başındaki “Putin çağrısı üzerine” ifadesi bu durumu teyit etmektedir.  Metin dikkatli bir biçimde okunduğunda görülecektir ki, Putin bu konuda devam eden hakimiyetini gösterdiği gibi, AGİT Minsk Grubu arabuluculuğunda, Ocak 2009' tarihinde kararlaştırılan bugüne kadar hiçbir şekilde ilerleme kaydedilmeyen " Temel İlkeler " i tekrardan canlandırmaktadır. Ayrıca gerek Azerbaycan gerek Ermenistan müzakere formatının “değişmezliği” ni taahhüt etmektedir. Oysaki, saldırıyı başlatan Ermenistan Başbakanı Paşinyan, sivil hedeflere saldırarak savaş suçu işleyen ve zoru gördüğünde “ödün vermeye hazırız diyen” yine Paşinyan, nihayet Putin’in devreye girmesiyle Azerbaycan istemeye istemeye ateşkese razı olmak zorunda kalmıştır.

Azerbaycan açısından bakıldığında bu bir duraksama, bir soluklanmadır, diyebilirsiniz ama pek de öyle olmamıştır. Ama ateşkesin ilk dakikalarından itibaren göstermiştir ki, Paşinyan Ermenistan’ı ateşkes koşullarına uymayacağı açıktır, hele ki Putin’in rüzgarını arkasında hissettiği ya ateş kes koşullarını ihlal edecektir, fazla söze gerek yok etmiştir de… 10 Ekim 2020 tarihinde saat 12.00’de yürürlüğe giren geçici ateşkese karşın Ermenistan büyük bir uyanıklık göstererek Cebrail ve Hadrut'u yeniden işgal etmek için bir saldırı düzenlemiştir. Yapılan hiç de hoş değildir.  Azerbaycan birliklerinin, Ermenistan güçlerinin karşı taarruzunu engellediği ve pusuya düşürdüğü, 38 Ermenistan askerinin öldürüldüğü belirtilmiştir. Ağır darbe alan Ermenistan'ın tekrardan sivil yerleşim yerlerine roket, güdümlü mermi, topçu ve havan atışına başlamış, bunun sonucunda Gence’yi hedef alan bombalamada 11 Ekim 2020 itibarıyla 11 sivil hayatını yitirmiş, 35 Azerbaycan vatandaşı da yaralanmıştır. Bu durum sadece bugüne mi özgüdür. Bir istatistik vermek gerekirse, 1994’ten 2014’e kadar geçen 20 yıllık sürede yaşanan ateşkes ihlallerinde 610 Azerbaycan askeri hayatını kaybetmiş, yüzlerce sivil de yaralanmıştır. (3) Aslına bakarsanız, Ermenistan savaş hukuku hilafına yapmış olduğu saldırılarıyla Azerbaycan’ı ve Türkiye’yi bu duruma müdahale etmeye provoke etmeye çalışmıştır. Ermenistan bölgede kendisini emniyete alabilmek amacıyla Moskova’nın inisiyatifinde NATO benzeri bir örgütlenme biçimi olan ‘Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ antlaşmasını ısrarla aktive etmeye çalışmıştır. 7 Ekim 2002 tarihinde üçü Türk toplam altı bağımsız devletler topluluğu ülkesi (RF, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Beyaz Rusya ve Ermenistan) tarafından kurulan ‘Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ (KGAÖ Collective Security Treaty Organization CSTO) hükümetlerarası askeri ittifakın da üyesidir. Bu gücün acil müdahale kuvveti olarak 9 taburluk " Orta Asya Bölgesi'nin Hızlı Mevzilenen Kolektif Kuvvetleri " (Rapid Deployment Collective Forces of the Central Asian Region) de bulunmaktadır. Azerbaycan harekâtını dikkatli bir biçimde kendisine ait işgal altında topraklar içerisinde sürdürmüş, Ermenistan tarafından kendi topraklarına yapılan saldırılara bile Ermenistan topraklarını hedef alarak cevap vermemiştir. Özetle iki hafta süren harekatta Azerbaycan silahlı kuvvetleri ne sivil hedeflere ne de Ermenistan siyasi coğrafyasına herhangi bir saldırıda bulunmamıştır. 

Hiç kuşkusuz ateşkesin alandaki uygulayıcıları savaş hukukuna göre görevlerini icra eden, alanda savaş etmeyi bilen, ölümü göze almış gerçek profesyonel askerlerdir. Ancak böyle bir düşmana karşı önemli bir sorun da ateş kes hattının nasıl tespit edileceği meselesidir. Bu nedenle sahadaki Azerbaycan silahlı kuvvetleri birlikleri mahkûm araziden kaçınarak hâkim arazi arızalarında savunma tedbirlerini ön plana çıkararak hedefte tertiplenme ve daha sonra yapılacak harekât için bütünleme ikmallerini yapmak zorundadırlar. Çünkü imzalanan geçici bir ateşkes anlaşmasıdır. Bu konuda Azerbaycan silahlı kuvvetleri mensupları bu durumu sahaya en iyi şekilde yansıtacak ve bihakkın uygulayacakları kuşkusuzdur. Yalnız bir şeyi büyük harflerle ifade etmek zorundayız. Bu harekatla Azerbaycan Türkü, Karabağ’ı özgürleştirmeye kararlı olduğunu bütün dünyaya gösterdiği gibi, Azerbaycan Devleti de başarıyla uygulamış olduğu dış politika argümanları ile bütün dünyaya Ermenistan Devletinin Karabağ bölgesinde işgalci olduğunu kanıtlamıştır. Ayrıca alanda güçlü olmasına karşın, ateşkes görüşmelerinden kaçan taraf olmadığını da bütün dünya kamuoyuna göstermiştir. Şu ana kadar yapılan harekatın en büyük çıkarımı budur. Ermenistan geçici ateşkesi bozduğu için Azerbaycan’ın bundan sonra yapabileceği ikinci harekatın da haklılığını göstermektedir.  

Şimdi bütün bunlardan sonra gelinen durumu Putin ve Ermenistan yönünden şunları da sorgulamak lâzım değil mi? Bu harekatla beraber, Putin Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ı bir anlamda terbiye etmeye çalışırken Azerbaycan’ın da Karabağ’ın özgürleşmesindeki gücünü, kararlılığını, azim ve iradesini görmüştür. Harekâtın başlaması ve seyri sırasında pek de sesini çıkarmamaya özel önem veren ve Batı yanlısı bir duruş sergileyen Paşinyan’a bir anlamda ‘mobing’ de uygulayan Minsk Grubunun Eş Başkanı Putin, aslında Ermenistan’ın 27 Eylül 2020 tarihinde Azerbaycan’a saldırısına kadar kapalı kapılar arkasında belirsizlikler yaratarak Azerbaycan ve Ermenistan’ı elinde tutma politikasını yürütmüştür.  

Aslında bu politika ‘Çarlık Rusya’sından devralınmış Güney Kafkasya’daki Rusya’nın çıkarlarını korumayı amaçlayan geleneksel bilinen ‘Moskof Politikası’dır.  Bu politika Ortodoks Ermenistan’ı Müslüman Azerbaycan’dan daha fazla korumayı hedefleyen bir politikadır. Bu politika ‘millet-i hâkime’ konumundaki yerleşik halkları kaçırtmayı hedeflerken, bölgeye göçürülen Ortodoks Ermeniler vasıtasıyla Rus çıkarlarının korunmasıdır. 1828 Türkmençay ve 1829 Edirne Antlaşmaları sonrası yoğun bir göç dalgası yaşanmıştır. Bu politikalar doğrultusunda Rusya Ermenileri, Türkiye ve İran arasındaki sınırlara yerleştirerek Güney Kafkasya’daki etkisini korumayı hedeflemiştir. Güney Kafkasya’da yaşayan 1,3 milyon Ermeni’nin 1 milyon dan fazlası bu bölgeye Çarlık Rusyası tarafından göç ettirilmiştir. Başka bir koşul ise Ortadoğu’daki İsrail gibi,  hiçbir şekilde Ortodoks Ermenilerin kesif bir biçimde göçürülmesiyle kurulan Ermenistan’ın kaptırılmaması genel ilkesidir.  Çünkü, Rusya’nın Güney Kafkasya’daki Karakolu: Ermenistan’dır. 

Anlayacağımız bu ateşkes anlaşması doğrudan haydut devlet Ermenistan’ın yenilgiden kurtarılması ve 1989 Ermenistan Meclisinin almış olduğu karar uyarınca Yukarı Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanmasıdır. Söyleyelim bu karar hâlâ yürürlüktedir. 22 Şubat 2017 tarihinde ‘Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’nde yapılan sözde referandumda kabul edilen anayasayla, ülkenin ismi 'Artsakh Cumhuriyeti' olarak değişmiştir. Böyle olmasına ve üç yıl geçmiş olmasına karşın Ermenistan tarafından bile bu cumhuriyet tanınmamıştır. Hedef bellidir. Bu bir Ermeni Enosis’idir.

Ancak Putin’in ateş kes çağrısından sonra 9 Ekim 2020 tarihinde Paris'te ateşkes lehinde gösteriler yapan Ermeni gençleri, Artsakh'ın tanınmasını talep etmişlerdir. Ermenistan’ın güdümünde, sanki bağımsız, egemen bir varlıkmış gibi, Dağlık Karabağ’da, 31 Mart 2020 tarihinde gerçekleştirilen “sözde cumhurbaşkanlığı ve meclis” seçimleri doğal olarak uluslararası camiada tanınmamış ve hatta kınanmıştır. Ancak, bununla beraber dikkat çeken ve ikiyüzlülük olarak nitelendirilebilecek husus, Ermenistan’ı cezalandırmaya yönelik hiçbir yaptırıma girişilmemiş olmasıdır.

Bu girişten sonra 9 Ekim 2020 tarihli metni dikkatli bir biçimde irdeleyelim. Belgeye bütünüyle bakıldığında Putin’in geçmişten gelen gücü ve bu konuda devam eden hakimiyeti devam etmektedir. AGİT Minsk Grubu arabuluculuğunda, Ocak 2009 tarihinde kararlaştırılan bugüne kadar hiçbir şekilde ilerleme kaydedilmeyen "Temel İlkeler“ de canlandırılmaktadır. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Jeyhun Bayramov ve Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan 9 Ekim 2020 tarihinde Moskova'da 10 saat süren görüşmelerde geçmişe yönelik Lavrov’un doktriner yaklaşımı üzerinde doğrudan durulmuştur. Diğer bir deyişle Lavrov bu konuda çok mesai harcamıştır. Rusya Dışişleri Bakanı, muhtemelen çıkmazdan kurtulmak ve karamsarlığı aşarak bir çıkış yolu göstermek düşüncesi ile 21 Nisan 2020 tarihinde Moskova’daki Gorchakov Kamu Diplomasisi Destek Vakfı’nda bir açık oturumda konuşmuştur. Lavrov, doktriner yaklaşımını, Madrid Prensipleri’nin yanı sıra Rusya Federasyonu’nun 2010-2011 yıllarında hazırladığı Kazan Belgesi olarak adlandırılan belgeler üzerine bina etmiştir. Lavrov’un ifade ettiği doktriner yaklaşım, “aşamalı yaklaşım” “bölgelerin kurtarılması” ve müzakerelerin “mevcut format” ile devam etmesi yaklaşımıdır. Bir başka deyişle, toptan çözüme gidilmemesiDağlık Karabağ’ı çevreleyen yedi rayon(ilçe)’un kurtarılması ve görüşmelerde Dağlık Karabağ’dan temsilci olmaması üzerine yapılandırılmıştır. Kuşkusuz bu durum Ermeni kamuoyunda infial yaratmış, Ermenistan Dışişleri Bakanı bir açıklamada aşamalı çözüm fikrini reddetmiş ve Ermenistan’ın işgal edilmiş Azerbaycan topraklarının kurtarılması konusunda hiçbir tavizde bulunmayı düşünmediğini belirtmiştir. Aslına bakarsanız, buna benzer yaklaşım ‘Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ (KGAÖ) ‘nün Erivan’daki 2018 yılında yapılan toplantılardan birinde de görüşüldüğü Beyaz Rusya Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko tarafından dile getirilmiştir. Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile beraber Ermenistan eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’a Dağlık Karabağ etrafındaki 7 rayon(ilçe)’lardan 5’inin Azerbaycan’a vermesini önerdiklerini, ancak Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın “eğer geri verirsek, onlar yolumuzu keser Karabağ’ı işgal ederler.” diyerek bu teklifi reddettiğini dile getirmiştir. Beyaz Rusya Cumhurbaşkanı Lukaşenko Ermenistan üzerinden doğal gaz boru hattı geçirmek amacıyla Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile konuştuğunu ifade ederek “Aliyev’in mesele halledilirse boru hattını Ermenistan’dan geçireceklerini, Ermenistan’ın kalkınmasına da destek vereceklerini” taahhüt etmiştir. Lukaşenko’nun Erivan’a giderek Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’a aktarılan bu öneri maalesef kendisi tarafından reddedilmiştir” sözlerini dile getirmiştir. (4)

İmzalanan dört küçük maddelik bu ateşkes anlaşmasıyla gerek Azerbaycan gerek Ermenistan müzakere formatının “değişmezliği” ni taahhüt etmektedir. Nasıl? Bu durum Ocak 2009 ayında ön kabul gören ve fakat Ermenistan’ın çözümsüzlüğü çare olarak gören tavrıyla bir türlü uygulanamayan ‘Temel İlkeler’ de ortaya konulmuştur. 

Şimdi soru şu. Nedir bu "Temel İlkeler"? "Temel İlkeler", Dağlık Karabağ'ın geçici bir yasal statü kazanması karşılığında, Dağlık Karabağ'ı çevreleyen Ermenistan tarafından işgal edilen yedi ilçenin tamamının Azerbaycan'ın kontrolüne geri dönmesi çağrısıdır, kesin bir tarih verilmemekle beraber bu hedef, gelecekte karşılıklı bir anlaşma ile sonuçlandırılacaktır. Dağlık Karabağ'ın etnik Ermeni sakinleri, uluslararası barış gücü ve Dağlık Karabağ'ı Ermenistan'a bağlayan bir geçiş koridoru şeklinde güvenlik garantileri de almasına matuf olarak hazırlanmıştır. Ne demek bu? Bir yanda Hankendi-Erivan yolu karşılığında diğer yanda Bakü-Şuşa yolunun garanti altına alınmasıdır. Dolayısıyla bu, klasik "barış için toprak" formülünün bir varyantı anlaşma metni içerisine zımnen dahil edilmiştir. 

Nikol Paşinyan 2018'de iktidara geldiği zaman, başlangıçta “Temel İlkeler”i sonuçlandırmayı taahhüt etmiştir. Hatta ilk görüşmelerinin ardından Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile ortak bir açıklama yaparak hem 1994'teki ateşkesi güçlendirmek hem de "halklarını barışa hazırlamak", yani yurttaşlarını "Temel İlkeleri" kabul etmeye ikna etmek için taahhütte de bulunmuştur. Ancak son yirmi ayda Ermenistan yönünü tersine çevirmiştir. Mayıs 2019'da Başbakan Paşinyan ve Savunma Bakanı Davit Tonoyan, "barış için toprak" yaklaşımının yerini "yeni topraklar için yeni savaşlar" öğretisinin aldığını kamuoyuna açıklamıştır. Açıkça belirtildiği gibi, bu durum mütecaviz saldırgan bir doktrininin ta kendisidir. Ardından, Ağustos 2019'da Paşinyan  “Artsakh [Dağlık Karabağhttps://avim.org.tr/tr/Bulten/RUSYA-ERMENISTAN-ORTAK-ORDUSU-VE-KARABAG-DAKI-ZOR-DENKLEM/Eri%C5%9Fim" style="color: #954f72; text-decoration: underline;">https://avim.org.tr/tr/Bulten/RUSYA-ERMENISTAN-ORTAK-ORDUSU-VE-KARABAG-DAKI-ZOR-DENKLEM/Erişim tarihi 11Ekim 2020/

(4)https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/12/17/Luka%C5%9Fenko-Putin-Karaba%C4%9F-Ermenistan-Azerbaycan/144234/Erişim tarihi 11Ekim 2020/

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

37093952