Güncel Yazılar

“Bayrak” da, “sancak” da Türkçe kelimelerdir. Bayrak sözünün kökü “batırmak” fiiline dayanır. Bugüne gelişinde “batırak > batrak > badrak > bayrak” menzillerinden geçmiştir. Sancak da, saplamak mânâsına gelen “sançmak”dan yola çıkmıştır. Onun konakları da “sançgak > sançak > sancak” hâlleriyle arz-ı endâm eyliyor. Her iki kelimenin özü, batırmak ve saplamak tarzında tecellî ediyor ki, ikisi de aynı dereye akan sulardır. 

Türk’ün geçmişinde, muhtelif bayraklar kullanılmış ve sonunda bugünkü “Ay”lı ve “Yıldız”lı ihtişâma gelinmiştir. Renk olarak da, hem zemînde, hem de işâretlerde değişik renkler denenmiş, nihâyet kırmızı ve beyazda karar kılınmıştır. Elbette, sözünü ettiğimiz bayrak ve sancak, Türkiye Cumhûriyeti’nin semâsında dalgalanan bayrak ve sancaktır. Muhtelif Türk devletlerinin, muhtelif bayrakları, el’ân Türk’ün gözüne seyir zevki, yüreğine serinlik vermektedir. Yeryüzü’nde ne kadar Türk devleti varsa, hepsinin bayrağı bizimdir.

Bu muhtelif Türk bayraklarında dikkati çeken husûs, çoğunda Ay ile Yıldız’ın ortak figür oluşudur. Ay ve Yıldız, Güneş ışığının tesirini azalttığı veyâ vaktin geceye ulaştığı vakit içinde, bütün Dünyâ’nın görüp şâhit olduğu gök cisimleridir. Yâni, insanın gecesi, Ay’dan ve Yıldız’dan sorulur. Gece, karanlıktır. Gece, düşman dâvet eder. Gece, nöbette olmak lâzımdır. Bütün bu hissedişler yüzünden, Türk milleti Ay ile Yıldız’ı, gece vaktinde olduğu gibi, millet ömürlerine nöbetçi kılmışlardır. Türk milletini, cümle düşmanlarına ve dahî kötülüklere karşı Ay ile Yıldız korumaktadır. Türk, Ay ile Yıldız’ın altında duruyorsa, ona kem nazarla bakacakların, vay hâline!..

Türk Bayrağı’nın kırmızı ve beyaz renkte karar kılması, daha önceki millî renkleri ikinci plâna atması demek değildir. Kırmızı, her ne kadar akla hemen kan rengini getiriyorsa da, o canlı rengin her zerresinde Güneş’in huzmeleri saklıdır. Türk kılıçlarının Güneş ışığı altında parlayan çelik satıhları, sahneye inen spot demetleri gibi cenk meydânına düşerdi. Gerisini ister kanla, ister ışıkla, dilediğiniz şekilde anlayıp açıklayabilirsiniz. 

Doğu Türkistan’la Irak ve Sûriye Türkmenleri’nin bayraklarında görülen mâvi, sıradan bir mâvi değildir. O rengin adı “gök”dür ve Çağrı Beğ’in gözlerinden kinâyedir. Çünkü, “Çağrı”, hem dâvet, hem de “çakır” demektir ve çakır da, gök, yâni mâvi rengin Türk’e yakışanıdır. “Gök” sözünün Türkçedeki ilk şekli “kök”tür ve “semâ, mâvi, öz, esas”tarzında, geniş yelpâzede karşılıkları vardır. Çağrı Beğ’in adına ve gözlerine yerleşen “çakır”lık, neredeyse Kürre-i Arz’ın tamâmında “Türk mâvisi” diye bilinmektedir. Ona Türk mâvisi diyemeyenler “Turquoise / Turkuaz / Turkuvaz”demeye çalışıyorlar. Turkuazın Acem dilindeki karşılığı olan “Fîrûze” de çakır demek. Selçuklu Türk Cihân Devleti’nin ilk pâyitahtı olan Nîşâpûr, fîrûze mâdeninin beşiği olma vasfını hâlâ muhâfaza ediyor. Çağrı Beğ’in çakır gözlerini ilk gören beldelerden biri Nîşâpûr idi ve o gözlerin silinmeyen izleri, orada fîrûze olup dağları ve taşları örttü. Fâtih Sultan Mehmed Hân’ın, içine Dünyâ’yı koyduğu gözleriyle baktığı Boğaziçi, asırlardır fîrûze rengine râm olmuş, Karadeniz’den Akdeniz’e, Akdeniz’den Karadeniz’e akmakta. Siz, sâdece Karadeniz’in Türk Bayrağı’na bakarak çırpındığını sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Akdeniz dâhil, Yağız Yer’in bütün denizleri, o bayrak önünde selâma duruyorlar ve dahî çırpınıyorlar..

            

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

38427760