Güncel Yazılar

Bir önceki yazımızda Türk dünyasının Ortak Türkçe etrafında birleştirilmesi konusuna değinmiştik. Türk yurtlarında yaşayanları tek bir toplum olarak kabul edersek, bu tek toplumun ortak bir anlaşma/uzlaşma dilinin olması da zorunludur. Biz buna şimdilik Ortak Türkçe adını verdik. Diğer türlü, Ortak Türkçe bulunmadığı takdirde, amiyane tabirle ifade edersek, her kafadan ayrı ses çıkacağı için dil üzerinden duygudaşlık oluşmayacaktır. Ortak Türkçe iradesi hâkim kılındığında ise ister istemez diğer Türkçeler gölgede bırakılacaktır. Ortak Türkçenin yaygınlaşması durumunda diğer Türkçeler ya ikincil derecede varlıklarını sürdüreceklerdir ya da zaman içerisinde ortadan büyük oranda kaybolacaklardır. Toplumların dilleri değişebiliyor. Bulgarlar artık Türkçe konuşmuyorlar. Fransa halkları Germen-Latin-Galce karışımı bir dille konuşuyor. İrlandalılar anadillerini unutup İngilizce konuşur hale gelmişlerdir. Ufak bir topluluk durumundaki Gagavuzlar Hıristiyanlığa rağmen Türkçeyi konuşmaya devam etmektedirler. Yine ufak bir topluluk olan Basklar da anadillerini korumaktadırlar.

Dilbilimci Steven Roger Fischer, Polinezya dillerinin 3500 yıl boyunca birbirlerinden bütünüyle farklılaşmadıklarını belirtiyor. Polinezya dilleri adadan adaya göçlerle birbirlerinden uzaklaştıkları halde tümüyle farklılaşmıyor. Bu neden böyledir? Niçin tastamam farklılaşmamıştır? Bunun birtakım sebepleri vardır. Sebeplerden biri de Polinezya halklarının kendi aralarında yüzyıllarca süren ticarî alışverişleridir. Adalardan adalara ticarî alışverişler sayesinde Polinezya halklarının dilleri birbirlerinden tam kompamıştır.[1] Çünkü ticaret ortamında uzlaşma sağlayacak ortak bir iletişime ihtiyaç duyulmaktadır. Uzaklaşma eğilimindeki diller bile ticaret sayesinde tekrar yakınlaşma eğilimine giriyorlar. Kısacası ticaret, dilleri yakınlaştırmaktadır. Türk Birliği sahası içinde de (yerel veya entelektüel direnişler görülse bile) alışveriş yoluyla Ortak Türkçe kendiliğinden zuhur edecektir. Ortak Türkçenin bütün Türklere benimsetilmesi kâh muhtelif kurumların dayatmasıyla kâh serbest kültür alışverişleri yoluyla gerçekleşecektir. Zorla benimsetme ve kendiliğinden benimseme beraberce yol alacaktır. Türk dünyasının ortak pazarında ortak dil boy verecektir. Örneğin, ortak para biriminin oluşturacağı algılamalar ortak kavramları, ortak deyimleri ve ortak argoyu da beraberinde getirecektir. Ortak Türkçe tabii ki bütün Türkçelerin söz dağarının katılımıyla şekillenecektir. Yine örneğin, daha düne kadar yazılım sözcüğünü hiçbirimiz bilmiyorduk. Fakat bugün yazılım sözcüğünü Türkiye’de hemen herkes biliyor ve kullanıyor. Türk dünyasının her köşesine ve muhtemelen yakın bir gelecekte yazılım sözcüğü girecektir. Muhtemelen Özbek Türkçesindeki eski veya yeni bir sözcük de Türk dünyasının her köşesine yayılacaktır. Tuva, Hakas, Altay Türkçelerinden bazı kavramlar da yine Türk dünyasının müşterek kavramları haline gelecektir. Türk yörelerinden kimi muhtelif sözcükler Türk dünyasına yayılırken anlam daralmasına ya da anlam genişlemesine uğrayabilecektir. Kimi sözcüklerin anlamları da Ortak Türkçenin ihtiyaçları doğrultusunda başka anlamlara yerlerini bırakabilecektir. Türkçe kökenli olmayan tablet sözcüğü bu değişimlere iyi bir misaldir. Tablet dediğimizde bizler bugün ilâç anlıyoruz, Sümer tabletlerini hatırlıyoruz ve elektronik bir gereci aklımıza getiriyoruz. Azerbaycan Türkçesinde daha yaygın kullanılan külek sözcüğü kim bilir belki de Türkiye Türkçesinde daha yaygın kullanılan rüzgâr sözcüğünü Ortak Türkçede bastıracaktır. İşte bütün bu anlam kaymaları, daralmaları ve genişlemeleriyle Ortak Türkçe zaman içerisinde kendiliğinden şekillenip kendiliğinden intizam bulacaktır.

Alman dilbilimci Walter Porzig dil topluluğu nasıl oluyor da kendi bütünlüğünü sağlayabiliyor sorusunu ortaya atmıştır. Verdiği cevap ise özetle şöyledir: “Her yerde ağızlar ile ortak dil arasında geçişler bulunmasıdır.”[2] İşte bu geçişler sayesinde ağızlar arasındaki farklılıklar geriye çekiliyor ve ortak dilin sınırları belirginleşiyor. Buna basit bir örnek verelim: Patlıcan sözcüğünü bir köylü badılcan bir kasabalı padılcan diye telâffuz ediyor olsun. Bu iki kişi pazarda buluştuğunda o pazarın ortak telâffuzu patlıcan söyleyişinden yana tavır alacağı için badılcan ve padılcan söyleyişlerini zamanla terk edecektir. Paltıcan söyleyişi ağızlara geçecektir. Veyahut da ağızlardaki herhangi bir söyleyiş genel kabul görerek pazarın ortak diline girecektir. Ağızlardaki geçişleri daha geniş sahada düşünürsek Türkiye Türkçesinden, Özbek Türkçesinden, Uygur ve Tatar Türkçelerinden ortak dilimize pek çok sözcük girecektir. Böylelikle de Ortak Türkçeyi herkes benimseyip kullanacaktır. Ortak para biriminin adı diğer para birimlerinin adlarını tedavülden düşürecektir ve ortada tek bir para birimi adı kalacaktır.

Walter Porzig bir dilin sayısız özel şekillerinin bulunduğunu söylüyor. Spor dili, esnaf dili, argo dili, politik dil, akademik dil, ibadet dili gibi. Ve hatta bir toplumda kadınların kendilerine özgü dilleri bulunduğu gibi erkeklerin de kendilerine has dilleri vardır. Kadınlar kadın günlerinde erkeklerin kahvehanede konuştukları şekilde konuşmazlar. Porzig bütün bu özel dillere karşın bir toplumdaki herkesin ortak dille konuştuğunun altını çiziyor.[3] Benzer durumu Türk dünyası için de düşünürsek bütün Türkler “Türk Birliği Toplumu” içerisinde ortak dile kendi iradeleriyle yöneleceklerdir. Kadınlar yine kadın günlerinde kendilerine has konuşacaklar, Özbek kadınları kendi aralarında Özbekliğe has, Balkan kadınları kendi aralarında Balkanlığa has konuşacaklardır. Bunun ötesinde ise bütün Türk kadınları “Türk Birliği kamusal alanında” veya “Türk kadınları kamusallığında” ortak kadın dilini geliştireceklerdir. Kaldı ki bütün dünya toplumlarında gelişim veya değişim hep ortak dile doğrudur. Bu hususta Fischer’a kulak kabartalım:

“Paradoksal olarak dünyada insan nüfusu çoğaldıkça, dillerin sayısı azalmaktadır. Tarih öncesi soyutlanmış topluluklar muhtemelen büyük dil çeşitliliği yaşamışlardı. Kentleşmenin başlangıcından itibaren nüfusun artması, söz konusu dil çeşitliliğinde azalmaya yol açmıştır. Sanayi Devrimi süreci standart dile ihtiyaç duyan ve siyasal merkezileşmeye dayalı ulusal devletleri meydana getirmiştir. Günümüzün metropol dilleri denen ulusal diller bütün dünyada yüzlerce küçük dili yok ediyor. (Fischer’dan özetleme bize aittir.)”[4]

Biz de varsayabiliriz ki, paradoksal olarak Türk yurtlarında Türk nüfusu çoğaldıkça (gerekli irade sergilendiği takdirde) Türk lehçelerini ve ağızlarını konuşanların sayısı azalacaktır. Türkçenin değişik renkleri kaybolmasın desek bile dünya toplumlarında gelişim veya değişim hep ortak dile doğru olduğu için renk yitimini durdurma başarımız sınırlı kalacaktır. Bu görüşümüzü şöyle de meşru hale getirebiliriz: Türk dünyasının ortak dili İngilizce veya Rusça olacağına Orta Türkçe olması yeğdir. İngilizce zaten dünya dili olmak iddiasıyla bütün dilleri kirletiyor ve küçültüyor. Fischer’a göre İngilizce kendisini bile kirletiyor. Yine Fischer’a göre İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve Çince gibi dilleri konuşanların sayısı gitgide artmaktadır. Şu halde dünya dili İngilizceye direnebilecek Türk dünyasının Ortak Dili bütün Türklerin kimliklerini koruma kalesi olacaktır. Türk dünyasının Ortak Dili çok geniş bir sahada (Sibirya’dan Balkanlara kadar) kullanılacağı için de İngilizceye, Almancaya, Fransızcaya, İspanyolcaya, Rusçaya ve Çinceye rakip bir dünya dili olarak meydan okuyacaktır. Türkçenin diğer renklerini İngilizce, Rusça, Çince solduracağına Ortak Türkçe soldursun da diyebiliriz. Küreselleşme yüzünden Merkezileşme kaçınılmaz olduğuna göre Türk dünyasının merkezileşmesi İngilizceden yana değil de Ortak Türkçeden yana seyretmelidir.

Türk dünyasının ortak dilinin nasıl teşekkül edeceğine bir de şöyle bakalım: “Proto-dillerden çıkarak doğal bir evrimle oluşan bir dilden farklı olarak, birkaç değişik dil konuşanlar uzun süre birbirleriyle temas kurduklarında yapay pidgin (karma dil) ortaya çıkabilir. Sözcükleri genel olarak hâkim dildendir, fakat hâkim dilin sözcüklerinden daha az sayıdadır; grameri son derece basitleştirilmiştir ve bütün durumlarda olmasa da çoğu durumda düzenli hale getirilmiştir.”[5] Pidgin denilen karma dil olgusu şüphesiz ki farklı bir durumdur. Bizi burada ilgilendiren husus ise Türk lehçelerinin orantısız birleşimiyle Ortak Türkçenin oluşması/oluşturulması meselesidir. Ortak Türkçe, Türk lehçelerinin karma dili mi olacaktır? Büyük ihtimalle İstanbul Türkçesi gibi muayyen bir standart Türkçe üzerinden yola çıkılacaktır ve tercih edilmiş standart Türkçe diğer Türkçelerin katkılarıyla değişime uğrayarak Ortak Dil standardına kavuşacaktır. Diğer Türkçelerin katkıları eşit olmayacak, kimisi az kimisi daha çok katkı sağlayacaktır. Orantısızlık durumu da kendiliğinden belirginleşecektir. Tuva, Hakas, Altay Türkçeleri her halükârda daha fazla arkaik katkı sağlarken Türkiye ağızlarının katkıları ile Tataristan ağızlarının katkıları da değişik oranlarda ve değişlik yönlerden olacaktır.

Metin Savaş

 

[1] Steven Roger Fischer, Dilin Tarihi, sayfa 132, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2013

[2] Walter Porzig, Dil Denen Mucize Cilt 2, sayfa 59, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları Tercüme Eserler Dizisi, Ankara 1986

[3] Walter Porz, sayfa 60

[4] Steven Roger Fischer, sayfa 136

[5] Steven Roger Fischer, sayfa 181

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

38430011