Güncel Yazılar

Kur’an’da şu ayet çok dikkat çekicidir. 81/26: “ Nereye Gidiyorsunuz?..”

Hz. Muhammed, zuhur ettiği zaman diliminde yaşadığı Arap kültürü ortamında, insanlığın düştüğü taassubiyet ve cehalet çukurundaki hale bakıp onlara “ Bu haller nedir? Nereye gidiyorsunuz? Sorusunu sormuş ve bu hallerden ancak Allah’ın mesajına uyarak kurtulabileceklerini söylemiştir.

Biz de içinde bulunduğumuz zaman diliminde, sadece Türkiye çerçevesinde insanların hallerine, kendi halimize bakıp” Biz nereye gidiyoruz?” sorusunu  soruyoruz.  Geçmiş dönemlerle mukayese ederek içinde bulunduğumuz haller bakıp, bu hallerin sıkıntılı olduğunu düşünüyoruz.

Kur’an’da Allah – insan ilişkilerinde şu ayetler  dikkat çekicidir.

4/62: “ İnsanların başına gelen sıkıntılar, kendi ellerinin yaptıkları sonucudur.” 

13/ 11: “ İnsanlar kendilerinde olanları değiştirmedikçe, Allah onların durumlarını değiştirmez.”

Bu ilahi mekanizmaya baktığımızda, Yani Allah’ın kanunlarına, olup bitenlerin sonuçları tümüyle insanların fiillerinin karşılığı olduğunu söyleyebiliriz.

Niçin bu hallere düştük ? dediğimizde bu hallere sebep olarak modern dönem diye tesmiye edilen, varlık ve varoluşa bakış tarzımız olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü modern insan, kendi imgesine göre gerçekten yeni bir toplumsal, kültürel dünya kurmuştur. Dünya hayatını beşer kurar. Dünyanın bütün kurumları ve kuralları insanın zihninden çıkanlardan ibarettir. Yaşanan haller de modern insanın marifetleridir.

Din, iki değişmez evrensel değer ortaya koyar. Bu iki değer zaman aşımına uğramadan tümüyle mutlak hakikati temsil eder. Bunlar, “ TEVHİD” ve “ ADALET” tir. “ TEVHİDl”, Allah’ın mutlak anlamda “ BİR” oluşunu; “ ADALET” ise dünya işlerinin kurulmasının ruhunu, özünü oluşturur. Z aten ahlak kavramı da adaletin gerçekleşmesi içindir.

İnsanoğlu ilahi sistem gereği tevhid ve adaleti gerçekleştirmezse, bunların yokluğu sonucu ortaya şirk ve zulüm çıkar. Bu bu kadar açıktır ve kesindir. Yaşadığımız haller de şirk ve zulüm hallerinden başkası değildir.

Din, insanlara nefislerinin hükümlerinden kurtulup, hakikate giden yolu göstermektedir. Ve bu yolun usül ve esaslarını göstermektedir.

Büyük Sufi İbn Arabi bu alaemin yaratılının gayesini açıklarken, “ Bu alem hakk’ı zuhura çıkarma mahalidir.” Demiştir. Bu sözü anlamak irfan ister, her akıl bunu anlayamaz. Yaratılışın amacı ve gayesi, hakk’ın isim, sıfat ve fiillerinin nur ve ruh yoluyla açığa çıkarılmasıdır. Sufi yolu takip edenlerin uyguladıkları de bundan ibarettir. Ama bu günkü hallere bakıldığında tam tersi ortaya çıkıyor. İnsanlar, özellikle inananlar ruhu değil nefislerini zuhura çıkartıyorlar. Modern insan nefsini zuhura çıkartan insan olmuştur.

Nefis zuhura çıkınca artık şeytan çirit atmaya başlar, meydan şeytana kalır. Modern dönem şeytanın en rahat tasarruf ettiği dönemdir. Böylece insan kendi elleriyle cehennemin yedi kapısını açar. Hicr Suresi 44 ayette : “ Cehennemin yedi kapısı vardır. HER KAPIYA ONLARDAN BİR BÖLÜM AYRILMIŞTIR.”  Ve “ Cehennem şeytana uyanların buluşma yeridir.” Diye işaret edilmiştir. Bu yolla İblis’in sıfatları toplumun her yanını sarmış olur.

Cehennemin yedi kapısını açan nefsin yedi kötü huylarıdır. Bunlar, kin, korku, öfkei nefret, düşmanlık, hırs ve kıskançlıktır. Nefsin kötü huyları ruhun olgunluk sıfatlarını kapatır, üstünü örter. İnsanlar kendi ellerinin ürünü olan kötülüklerle “ seyyiat mahzenine” düşer. Seyyiat, kötülükler içinde acılar çekme halini ifade eder.

Allah’ın düzeninin iki değişmez değeri vardır. “ Tevhid “ ve “ Adalet” bu sefer şirk’e ve  zulme dönüşüyor. Şirk öyle bir şeytanın sıfatıdr ki bütün amelleri siler, süpürür. Nitekim Zümer65 ayette bu hususa işaret vardır. “ Sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyettik.Eğer Allah’a şirk koşarsanız, bütün amelleriniz boşa gider ve iflas eden edenlerden olursunuz.”

“Adalet” ise mülkün temelidir. Dünya işlerinin temel ilkesidir ki bu kez de adalet, enaniyete dönüşüyor. Sonuç olarak din bir irfan meselesi iken iktidar meselesine dönüşüyor. İnsanın Allah’a karşı en temel görevi “ şükür” dür. Şükür de, nankörlüğe dönüşüyor. İblis insana şükrü unutturuyor.

Bütün bunlardan sonra şunu söyleyebiliriz: İblis’in atına binerek nereye gidiyoruz?...Haklı değil miyim...

Nereye Gidiyoruz?...

Ömer Ağaçlı

Kur’an’da şu ayet çok dikkat çekicidir. 81/26: “ Nereye Gidiyorsunuz?..”

Hz. Muhammed, zuhur ettiği zaman diliminde yaşadığı Arap kültürü ortamında, insanlığın düştüğü taassubiyet ve cehalet çukurundaki hale bakıp onlara “ Bu haller nedir? Nereye gidiyorsunuz? Sorusunu sormuş ve bu hallerden ancak Allah’ın mesajına uyarak kurtulabileceklerini söylemiştir.

Biz de içinde bulunduğumuz zaman diliminde, sadece Türkiye çerçevesinde insanların hallerine, kendi halimize bakıp” Biz nereye gidiyoruz?” sorusunu  soruyoruz.  Geçmiş dönemlerle mukayese ederek içinde bulunduğumuz haller bakıp, bu hallerin sıkıntılı olduğunu düşünüyoruz.

Kur’an’da Allah – insan ilişkilerinde şu ayetler  dikkat çekicidir.

4/62: “ İnsanların başına gelen sıkıntılar, kendi ellerinin yaptıkları sonucudur.” 

13/ 11: “ İnsanlar kendilerinde olanları değiştirmedikçe, Allah onların durumlarını değiştirmez.”

Bu ilahi mekanizmaya baktığımızda, Yani Allah’ın kanunlarına, olup bitenlerin sonuçları tümüyle insanların fiillerinin karşılığı olduğunu söyleyebiliriz.

Niçin bu hallere düştük ? dediğimizde bu hallere sebep olarak modern dönem diye tesmiye edilen, varlık ve varoluşa bakış tarzımız olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü modern insan, kendi imgesine göre gerçekten yeni bir toplumsal, kültürel dünya kurmuştur. Dünya hayatını beşer kurar. Dünyanın bütün kurumları ve kuralları insanın zihninden çıkanlardan ibarettir. Yaşanan haller de modern insanın marifetleridir.

Din, iki değişmez evrensel değer ortaya koyar. Bu iki değer zaman aşımına uğramadan tümüyle mutlak hakikati temsil eder. Bunlar, “ TEVHİD” ve “ ADALET” tir. “ TEVHİDl”, Allah’ın mutlak anlamda “ BİR” oluşunu; “ ADALET” ise dünya işlerinin kurulmasının ruhunu, özünü oluşturur. Z aten ahlak kavramı da adaletin gerçekleşmesi içindir.

İnsanoğlu ilahi sistem gereği tevhid ve adaleti gerçekleştirmezse, bunların yokluğu sonucu ortaya şirk ve zulüm çıkar. Bu bu kadar açıktır ve kesindir. Yaşadığımız haller de şirk ve zulüm hallerinden başkası değildir.

Din, insanlara nefislerinin hükümlerinden kurtulup, hakikate giden yolu göstermektedir. Ve bu yolun usül ve esaslarını göstermektedir.

Büyük Sufi İbn Arabi bu alaemin yaratılının gayesini açıklarken, “ Bu alem hakk’ı zuhura çıkarma mahalidir.” Demiştir. Bu sözü anlamak irfan ister, her akıl bunu anlayamaz. Yaratılışın amacı ve gayesi, hakk’ın isim, sıfat ve fiillerinin nur ve ruh yoluyla açığa çıkarılmasıdır. Sufi yolu takip edenlerin uyguladıkları de bundan ibarettir. Ama bu günkü hallere bakıldığında tam tersi ortaya çıkıyor. İnsanlar, özellikle inananlar ruhu değil nefislerini zuhura çıkartıyorlar. Modern insan nefsini zuhura çıkartan insan olmuştur.

Nefis zuhura çıkınca artık şeytan çirit atmaya başlar, meydan şeytana kalır. Modern dönem şeytanın en rahat tasarruf ettiği dönemdir. Böylece insan kendi elleriyle cehennemin yedi kapısını açar. Hicr Suresi 44 ayette : “ Cehennemin yedi kapısı vardır. HER KAPIYA ONLARDAN BİR BÖLÜM AYRILMIŞTIR.”  Ve “ Cehennem şeytana uyanların buluşma yeridir.” Diye işaret edilmiştir. Bu yolla İblis’in sıfatları toplumun her yanını sarmış olur.

Cehennemin yedi kapısını açan nefsin yedi kötü huylarıdır. Bunlar, kin, korku, öfkei nefret, düşmanlık, hırs ve kıskançlıktır. Nefsin kötü huyları ruhun olgunluk sıfatlarını kapatır, üstünü örter. İnsanlar kendi ellerinin ürünü olan kötülüklerle “ seyyiat mahzenine” düşer. Seyyiat, kötülükler içinde acılar çekme halini ifade eder.

Allah’ın düzeninin iki değişmez değeri vardır. “ Tevhid “ ve “ Adalet” bu sefer şirk’e ve  zulme dönüşüyor. Şirk öyle bir şeytanın sıfatıdr ki bütün amelleri siler, süpürür. Nitekim Zümer65 ayette bu hususa işaret vardır. “ Sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyettik.Eğer Allah’a şirk koşarsanız, bütün amelleriniz boşa gider ve iflas eden edenlerden olursunuz.”

“Adalet” ise mülkün temelidir. Dünya işlerinin temel ilkesidir ki bu kez de adalet, enaniyete dönüşüyor. Sonuç olarak din bir irfan meselesi iken iktidar meselesine dönüşüyor. İnsanın Allah’a karşı en temel görevi “ şükür” dür. Şükür de, nankörlüğe dönüşüyor. İblis insana şükrü unutturuyor.

Bütün bunlardan sonra şunu söyleyebiliriz: İblis’in atına binerek nereye gidiyoruz?...Haklı değil miyim...

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

38430490