Güncel Yazılar

Cumartesi (24 Ekim 2020) akşamı bir tv kanalında Fransa Cumhurbaşkanı Macron adlı kişinin,  Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kendisiyle ilgili olarak “zihin bakımından tedaviye muhtaç” demesi üzerine Ankara’daki Büyükelçisini Fransa’ya çekmesi konuşuluyordu. 

İbret vericidir: genç subayların rahatsız olduğunu –nereden biliyorsa- adı büyük, okuyucusu az bir gazetede ilân etmiş olan hasta Erdoğan karşıtı bir tip, böyle bir konuda bile, Erdoğan’a muhâlefet görevinde bir aksama, eksilme olmasın diye, iki kolunu harâretle aşağı yukarı hareket ettirerek desteklediği konuşmasında ez cümle şöyle diyordu:

-iddiâsına göre- ‘zemin kaybetmekte olan akp, 3 nokta üzerinde duruyordu, bu noktalardan biri de bazı konularda ‘başarılı görünmek’ imiş de onun için Erdoğan Macron’a karşı böyle bir çıkış yapmışmış. Konuşmasında, utanmadan, bir şirketin yaptığı ankette, Müslümanların dinlerini en rahat Danimarka’da yaşadığı sonucunun çıktığını nakletti, bir konuşmacı bu sonucun doğru olmadığını belirtti, mâlûm kişi, durumu kendisinin de bildiğini, ‘böyle bir algı’ meydana getirildiğini söyledi. 

Bir anketin YANLIŞ sonucunu bile bile naklet, sonra, dikkatli ve insaflı biri bu sahtekârlığı açıklayınca, çark et ‘ama öyle algı meydana getiriliyor’ de! 

Konumuz, bu eğlenceli tipin mârifetini sergilemek değil; üzerinde durmak istediğimiz nokta şudur: oradaki, Batıyı (Avrupa’yı) iyi bilen, biri Avrupa’da üniversite tahsili yapmış, Türkiye’de bakanlık görevinde de bulunmuş, diğeri İngiltere’de doktora yapmış iki konuşmacıda ve eğlenceli tipe cevap veren, bir de son olarak konuşanda, olması gereken  duruşu görmek mümkündü. 

Avrupa’da üniversite bitirmiş olanın konuşmasında, hatırda tutulması gereken mühim noktalar vardı. Fransız Elçisi’nin geri çekilmesi konusunda : Fransa basınında Erdoğan hakkında son yıllarda çıkan yazılar –ki, rastgele gazeteci yazsısı değil, akademisyenlerin, sorumlu kişilerin yazdıkları- toplansa, Türkiye’nin Fransa’daki elçisini geri çekmesi değil, oradaki elçiliğimizi KAPATMASI gerekir dedi, haklı ve isâbetli olarak.

Esas üzerinde durmak istediğim: İngiltere’de doktora yapmış olanın söyledikleriydi. Yine aydınların, akademisyenlerin, gerek Fransa’da, gerek Rusya’da,  Türkiyedeki son yıllardaki gelişmelerle ilgili olarak, Osmanlı gelişmesi, saltanat vb. konularda birçok yayınlarda bulunduklarını, böylece, ülkelerinin siyasetine yön verdiklerini belirtti. “Aydınların yol göstermesi, zemin hazırlaması, hükûmetlerin bunu takip etmesi”nin normal yol olduğunu, bizde ise, bunun tersi olduğunu, siyâsetin önde gittiğini, aydınların arkadan geldiğini belirtti. İşte can alıcı nokta budur.

Hükûmet, daha doğrusu Erdoğan, durumu değerlendiriyor, tehlikenin önünü kesmek için Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Akdeniz’de varlık gösteriyor, bırakalım iflâh etmez hasta, saplantılı Erdoğan muhâliflerini, ortadaki, seçimde oy kullanmakla yetinen ‘aydın’larımızdan kaçı ülkemizin geleceği için öngörüde bulunup hükûmetin yapması gereken teşebbüslerle ilgili görüş ortaya koymaktadır? Haklarını yemeyelim, ‘çok az sayıda’ böyle aydınımız vardır, ama, ‘ana akımda’ bu aydınlarımız, haydi ‘marjinal’ demeyelim, ‘çizgi dışında’ görülmektedirler. 

Evet, ‘aydın’ dediğimiz diplomalılarımızın kahir ekseriyeti, duruş kaybına uğramıştır. Duruş kaybımızın başlangıcı, İslâhat (1856) hareketiyle, cizyeyi kaldırmamız ve gâvura gâvur demenin yasak edilmesidir. Gâvur’a gâvur diyebilmek için, kişinin, ‘ben Müslümanım’ diyebilmesi ön şarttır. (Zâten kendisi de iman zayıflığına uğramışsa, gâvura özenti içindeyse, niçin gâvura ‘gâvur’ desin ki!)

İyi de, ‘aydın’ denilen diplomalılarımızın yüzde kaçı, tereddütsüzce, göğsünü gere gere ‘Ben Müslümanım’ diyebilmektedir? Ne dersiniz? ‘camın, ben de elhamdulillâh Müslümanım, işte’ değil; ‘aydın’ımızın yüzde kaçı bilinçle, ezilip büzülmeksizin, yadırganmayı, hattâ bâzı çevrelerde aşağılanmayı göze alarak şöyle yüksek sesle: ‘Ben Müslümanım’ diyebilmektedir? Alışılagelen tutum; ‘aydın olmanın önde gelen şartlarından biri, tâ Ortaçağdan gelen birtakım inançlardan sıyrılmış olmak’ değil midir? 

Bu geliş, malûmâtı oldukça geniş, ama, zihnindeki merkez düşüncenin ‘İslâmdan nasıl kurtulsak?’ olduğu Tanzîmat münevverinin süregelen tutumunun semeresi ve sonucudur. Tanzîmat’ın meydana getirdiği ana akımı, şu meşhur beyit çok güzel anlatır:

             İslâm imiş millete pâ-bend-i terakki    Milletin ilerlemesine ayakbağı İslâm imiş

            Evvel yoğidi işbu rivâyet yeni çıktı            Önceleri yoktu, bu naklediş yeni çıktı

Avusturya’da, Almanya’da, Fransa’da tekrar ortaya çıkan, haykıran İslâm düşmanlığı, aslında, oradaki bâzı konuşmacıların isâbetle vurguladığı gibi, Türk düşmanlığıdır; son bin yılda İslâmı Türk yaşamış ve temsîl etmiştir, Müslüman ve Türk kelimeleri özdeş olmuştur. Tanzîmat ürünü 8 neslin devâmı ve temsîlcisi, kendi târihine, Avrupalı’nın istediği gibi bakan, bol keseden ‘aydın’ denilen sürüsüne bereket diplomalılarımız beğenmese de, istemese de, râzı olmasa da, târîhi tersine çeviremezsiniz ve ırmak tabiî yatağını bulur. 

Dünyanın günümüzdeki durumunun meydana gelmesinde, son 1000 yıl çok mühimdir, etkilidir, biçimleyicidir. Bu göz önüne alındığında, şu sözün ne kadar doğru olduğu kendiliğinden ortaya çıkar:

               Türk olmak zordur; karşında bütün dünyâyı bulursun!

               Türk olmamak daha da zordur: karşında Türkü bulursun!

*****

24/10/2020

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

38427937